Schmitt’le Birlikte Schmitt’e Karşı

Paylaş:

Küresel Araştırmalar Merkezi’nin Kitap-Makale Sunumları toplantı dizisinin Ocak ayı konuğu, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Ertan Kardeş’ti. 2015’te yayımlanan Schmitt’le Birlikte Schmitt’e Karşı (İletişim Yay., 2015) başlıklı kitabı üzerinden politik olanın indirgenemezliği konusu ekseninde bir konuşma yapan Ertan Kardeş, sunumunu üç ana sorunsal etrafında kurguladı. İlk olarak politik felsefedeki kadim bir ayrım olan politika ile politik olan ayrımına değinen Kardeş, ikinci olarak politika ve şiddet dolayımı üzerinde durduktan sonra konuşmasını savaş ve politika arasındaki ilişkiyi anlatarak bitirdi.

Konuşmasına başlarken Carl Schmitt’in düşüncesini realizm olarak nitelendiren Kardeş, bu kavramın ne Ortaçağ’da epistemoloji ve ontoloji tartışmalarındaki realizm ne de uluslararası ilişkilerdeki realizm olduğunu söyledi. Kardeş, bu ikisinden ayrı bir realizm tanımı yaparak politik felsefe tarihi içerisinde N. Machiavelli, T. Hobbes, C. von Clausewitz, G. Sorel vb. isimleri de barındıran bir hat çizdiğini belirtti. Kitabında Hegel’den nispeten daha az bahseden Kardeş’in konuşmasının ana figürlerinden biri de Hegel’di. Özellikle savaş bahsinde, Hegel’de wirklichkeit yani fiili olan meselesi ile Schmitt’teki realizmin örtüştüğü noktalar üzerinde durmaya çalıştı.

Konuşmanın girişinde bahsi geçen üç sorunsaldan biri olan politika ile politik olan ayrımı birçok filozofta farklı şekillerde de olsa, rastlanılan bir ayrım olduğunu söyledikten sonra Kardeş, bütün bu filozofların ayrımlarından yola çıkarak, insanın varoluş modu/tavrı politik olan diye nitelendirilirse politika da insanın etkinlik modu/tavrı olarak nitelendirilir gibi ortak bir tanıma ulaştığını aktardı. Schmitt’ten aktardığı üzere Kardeş, politik olana ilişkin iki temel ayrımdan birinde politik olanın asla ekonomik, ahlâki, estetik veya dini olana indirgenemeyeceğini ama bu değişik alanların her birinden politik olanın fışkırabileceğini söyledi. Fakat o andan itibaren de tekrar eski hâline dönemeyeceğini belirten Kardeş, ekonomik bir mücadeleden politik bir kavga doğduktan sonra, o mücadelenin politik olanın kendi dinamikleri içerisinde ilerleyeceğini söyledi.

İkinci sorunsal olarak politika ve şiddet meselesinden bahseden Kardeş, Almancada şiddet anlamına gelen gewalt kelimesini zikredip, bu kelimenin hem güçler ayrılığındaki yasama erki anlamında hem de tarihte şiddetin rolü derken kullandığımız şiddet kelimesi ile aynı anlamda kullanıldığından bahsetti. Şiddet ve politika ilişkisinde iki temel anlayışın var olduğundan bahseden Kardeş, bunlardan ilkinin bu iki kavramı birbirini tamamen dışlayan unsurlar olarak gören liberal ekol olduğunu, diğerinin ise şiddet ile politikayı birbiriyle eş tutmasa da, bu ikisi arasındaki dolayımları görmeye çalışan realist ekol olduğunu söyledi. Schmitt’i, Hegel’i ve hatta Max Weber’i de bu ikinci ekole dahil eden Kardeş, son kertede bütün politik felsefe geleneklerinin saf tahakkümle meşru şiddet arasında bir kavramsal açı yaratmaya çalıştığından bahsetti.

Üçüncü sorunsal olarak savaş ve politika ilişkisinden bahseden Kardeş, öncelikle savaş tabirinden neyi kastettiğini açıklayarak, savaşı ne metaforik bir anlamda ne de Hegel’deki çatışma kavramının yerine kullandığını söyledi. Bu sorunsalda savaş, iki muharip güç arasında gerçekleşen etkinliği ifade eder. Meseleyi Hegel ve Clausewitz hattında değerlendirmek isteyen Kardeş, buna girmeden evvel J. J. Rousseau’nun Hobbes’u hedef alarak belirttiği savaş, savaş hâli – savaş hukuku ayrımı yapmanın ve savaşı doğada veya insanlar arasında aramak yerine, savaşın devletler arasında olduğunu kavramanın gerekliliğinden bahsetti. Yani, Rousseau neredeyse bütün doğal hukuk teorileriyle hesaplaşarak Hegel’in ve Clausewitz’in yaptığı gibi 19. yy’daki savaş teorilerine alan açmış oldu. Hegel’in Alman Anayasası metninin Schmitt’in anayasa teorisinde temel olduğunu dile getiren Kardeş, metinde sürekli olarak geçen Westphalia süreci tabirini vurguladı. Buradan kastının ise kendisi bir kriz düşünürü olan ve 20. yy’da yaşamış olan Schmitt’in kafasındaki en normal düzenin 17.yy ile 19.yy’ın sonunu kapsayan dünya düzeni olduğunu ve bunun bozulmasının yeni bir dünya nomosu getirdiğinden söz etti.

Hem Clausewitz hem Hegel hem de Rousseau’daki savaş anlayışına bakıldığında ise savaşların birbirlerini tanıyan ve dolayısıyla egemenlik hakkı olan iki devlet arasında olduğunu belirten Kardeş, Hegel’in anlattığı dört egemenlik alametinden birinin savaş ilanı olduğunu söyledi (diğer üçü ise yasama, yürütme ve yargı). İki haklı yapının karşı karşıya gelip oluşturduğu çatışmanın, savaşı bir üçüncü hak hâline getirdiğini; fakat böylece savaş esnasında iki tarafın da egemenlik hakkını nefyettiklerini/olumsuzladıklarını ve savaş sonunda kazanan tarafın egemenliği yeniden tesis ettiğini belirtti. Bu durumun bir nevi “olumsuzlamanın olumsuzlamasıyla gelen bir olumlu yeniden kuruluş süreci” olduğunu da ekledi. Dolayısıyla Kardeş’e göre Hegel, savaşı, devletlerin egemenlik haklarını yorumlama tarzı olarak değerlendirdiği için, ebedi barışın uluslararası düzende düzenleyici olduğunu iddia eden Kantçı ekole karşı çıkmış oldu.

Son bir not olarak Kardeş, içinde politik olanın bastırıldığı bu dünyanın bir nevi bir işletmeye döndüğünü ve bu bastırmanın kendisine mutlaka başka şekillerde bir çıkış yolu arayacağını söyledi. Sınırsız şiddet olarak ifade edilen şeyin de bu çıkış yollarından biri olduğunu dile getirdi. Kendisi her ne kadar politik kuruluşların eninde sonunda geleceğine inansa da bunun yakın gelecekte gerçekleşmesini beklemediğini ifade etti, politik olanın bastırılması sonucu olarak ortaya çıkan sınırsız şiddet dediğimiz vakanın ise bu politik kuruluşlar gelene kadar artarak devam edeceğini de vurguladı.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir