Fahreddin Râzî Sonrası İlimler Tasnifi Literatürü Projesi Açılış Paneli

Paylaş:

Bilim ve Sanat Vakfı Medeniyet Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen ve on sekiz tebliğcinin dokuz oturumda yapacağı sunumlarla bir yıl içinde tamamlanması planlanan ve kitaplaşması hedeflenen “Fahreddin Râzî Sonrası İlimler Tasnifi Literatürü” projesi bir açılış paneli ile başladı. Projenin koordinatörü İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustakim Arıcı, panelde ilk konuşmacı olarak “Temel Problemler ve Literatür” başlıklı sunumunda öncelikle ilimler tasnifi projesi hakkında bilgi verdi.

Arıcı, 18 sunum olarak planlanan projede tanıtılacak eserlerin Fahreddin Râzî dönemi sonrasına tekabül eden eserlerden seçilmesinin sebebi üzerinde durdu. Buna göre, Râzî öncesindeki tasniflerin büyük çoğunluğunun neşredilmiş, üzerine çok sayıda tez ve makale çalışmasının yapılmış olması ve bazılarının tercümelerinin bulunması bu seçimdeki başlıca kriteri teşkil ediyor. Diğer yandan Fahreddin Râzî’nin bir geleneğin başlatıcısı olmasa da bu geleneğe önemli ölçüde yön verdiğini söylemenin mümkün olduğunu belirten Arıcı, literatürde Râzî öncesinde İbn Hazm ve Gazzâlî gibi âlimlerin eseri olmakla birlikle bilhassa 8./14. yüzyıl ve sonrasında ilgili literatüre bütünüyle ulemanın yön verdiğini belirtti. Ayrıca bu literatür içinde Râzî’ye zaman zaman atıf yapılmasını da bunun bir göstergesi olarak görülebileceğini ve buna bağlı olarak özellikle Osmanlı’da çok bereketli bir yazım geleneğinin oluştuğunu söyledi. Arıcı, alanda ilk yazılan eserlerden itibaren müstakil olarak, yahut bazı eserlerin mukaddimelerinde yapılan tasniflerle birlikte literatürde yüze yakın eserin bulunduğunu, ancak bunların küçük bir kısmının günümüze ulaşmadığını açıkladı. Bu yekuna mantık ve metafizik eserlerinin şerh ve haşiyelerinde yer alan tasnifleri, İbn Sînâ’nın Aksâmu’l-ulûmi’l-akliyye’deki tasnifinin aynısı ya da bir benzeri olmasından ötürü dâhil etmediklerini vurguladı. Dolayısıyla Râzî sonrası ilimler tasnifi alanında Osmanlı ve İran coğrafyalarında keşfedilmeyi bekleyen bereketli bir geleneğin varlığı projenin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.

Arıcı proje boyunca sunulacak Râzî sonrası tasnif eserlerinin oturum planları hakkında bilgi verdi. Râzî’den önce öne çıkan tasniflere değinen Arıcı, Râzî sonrası literatürün bazı örneklerine de kısaca işaret etti. Öte yandan projenin adı olan “ilimler tasnifi” kavramını problematize eden Arıcı, ilgili literatürde kullanılan, “mevzûâtu’l-ulûm, enmûzec, e’sile-ecvibe, fevâid” gibi adlandırmalar üzerinde durdu. Kapsam sorunu dolayısıyla gündeme gelen bu başlıkta sunum yapacak olan araştırmacıların ele aldıkları eserlerin türlerini ortaya koymalarını beklediklerini belirtti. Bunun yanında tasnif eserlerinde kullanılan “ilim, sanat, fen” gibi terimler ve bunlar arasındaki farkların ortaya konulması başka bir problemi teşkil ediyor. İlimler tasnifinde ölçüt olarak alınan “aklî, naklî, nazarî, amelî, usûl, fürû, hakikî, vaz’î” gibi kriterler, ilimlerin “faydalı, övülen, zemmedilen, eşref” olarak nitelenmeleri gibi hususlara da sunumlarda değinilmesi istedi. Ayrıca tasavvufun, gizli ilimlerin, tarih ve yardımcı ilimlerinin, ahlâk ve siyaset gibi pratik felsefi alanların, riyâzî ilimlerin tasniflerde ne şekilde ele alındıkları da diğer problem alanlarını oluşturuyor. Sunumlarda ayrıca tasniflere temel teşkil eden sembolizm şekillerinin de ortaya çıkartılması bekleniyor.

Panelin ikinci konuşmacısı İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Şükrü Özen, “Osmanlı Dönemi İlimler Tasnifi Literatüründe Şer‘î İlimler Algısı” adlı sunumunu gerçekleştirdi. Öncelikle İslâmî literatürde mevzuatü’l-ulum sayılıp dönüm noktası teşkil edebilecek spesifik hususiyetleri olan on eser tespit ettiğini belirten Özen, bunların üzerinde Osmanlı dönemindeki önemli tasnif eserlerinin şer‘î ilimler algısını yönlendirmesi bakımından durdu. Fârâbî’nin İhsâu’l-ulûmeserinde fıkha önem verdiği ve kelamı bir cedel yöntemi olarak gördüğünü belirtti. İbn Nedim’in el-Fihristadlı, ilimlere dair yazılan kitapları tanıtmak amacıyla kaleme aldığı ansiklopedik eserinde bunun için öncelikle bir tasnife ihtiyaç duyduğunu ifade eden Özen, ilimler tasnifi yapmanın gerekçelerinden birinin kütüphane bölümlerinin sınıflaması olduğunun üzerinde durdu. Hârizmî’nin katiplere ilimlerin ıstılahlarını öğretmek için yazdığı Mefâtîhu’l-ulûmdiğer bir tasnif kitabı. Özen bunun takip edilmeyen bir tarz olduğunu belirtti. İbn Sînâ’nın Aksâmi’l-ulûmi’l-akliyyerisalesinin önemi yüksek olan başka bir eser olduğunu belirten Özen, Fahreddin Râzî’nin Câmiu’l-ulûmeserinin tam bir tasnif sayılıp sayılamayacağını ifade ederek bunun enmûzec olarak adlandırılabileceğini belirttikten sonra enmûzec türü üzerinde durdu. Buna göre örnekler, numuneler demek olan enmuzec eserlerinde her ilimden örnek konular alınıp tartışılmakta ve bu da literatürde ayrı bir ehemmiyet taşımaktadır. Osmanlı dönemine daha yakın ve etkisi daha fazla olan diğer eserlerin başında İbnü’l-Ekfânî’nin İrşâdü’l-kâsıdeseri gelmekte. Özen, 60 ilmin ele alınıp ve sistematize edildiği bu eserin Taşköprîzâde üzerinde son derece etkili olduğunu Taşköprâzâde’nin eser üzerinde sadece birkaç değişiklik yaptığını belirtti. Çok detaylı olmadığını belirttiği İbn Haldûn’un Mukaddime’de yaptığı tasnif üzerinde kısaca duran Özen, felsefe ve tasavvufa dair tenkitleri olduğunu belirtti. Fakat bu aynı zamanda eserin tasavvufun şer‘î bir ilim olarak kabul edildiği tasniflerden biri olmasıyla temayüz etmekte.

Osmanlı döneminde öne çıkan tasniflerden biri Molla Lütfî’nin Risale fi Mevzuûati’l-ulûmadlı eseri. Molla Lütfî bu tasnifinde sadece dil ilimlerini ve şer‘î ilimleri farklı bir bakış açısıyla ele alır. İnsanın temeddününe giden yol üzerinden sistemini inşa eden müellif doğası itibariyle sosyal bir varlık olan insanın düzeni sürdürmek için kanunlara ihtiyaç duyduğunu bunun da insanı çok iyi bilecek fakat insani hususlardan etkilenmeyecek bir kanun koyucuyu gerektirdiğini ileri sürer. Bu Tanrı’dır ve kanun koyucudan kanunları almanın yolu şer‘î ilimlerdir. İbnü’l-Ekfânî’nin dinî ilimler için kullandığı “nevâmis” kelimesiyle özdeş şekilde “nâmûs” kelimesini kullanan Molla Lütfî ayrıca toplumu yönetmek için gerekli kurallar anlamında buna sünnet de der. Osmanlı döneminde öne çıkan diğer bir isim Taşköprîzâde’dir. Müellif Miftâhu’s-sa‘âde ve misbâhu’s-siyâde’yi farklı ilimleri bir araya getirerek yeni bir tasnifle oluşturmuştur. Özen burada Taşköprîzâde’nin kullandığı farklı tasnif türlerine de işaret etmek üzere tasnif kriterleri üzerinde durdu. Buna göre ilimler ilk olarak kaynak açısından tasnif edilebilir. Bu kaynaklar akıl ve şeriattır. İkincisi varlık mertebeleri açısından tasnif edilir. “Ayanda, zihinde, yazıda, dilde” olmak üzere dört varlık derecesi bulunmaktadır. Üçüncü kriter bilgiye ulaşma yöntemidir. Bunlar, “istidlal/akıl yürütme ve tasfiye/kişinin kendisini arındırması” yöntemleridir. Diğer bir ayrım ölçütü ilimlerin nazarî ve amelî olmasıdır. Taşköprîzâde bu kriterlerin tümünü ilimlere uygular. Farklı bakış açılarına göre aynı anda böldüğü için bu zenginlik teşkil etmekle birlikte bazı problemler de barındırmaktadır. Aklî ve şer’î ilimlerde İbnü’l-Ekfânî’nin İrşâdü’l-kâsıd’ını, tasfiye ilimlerinde Gazzâlî’nin İhyâu ulûmi’d-dîn’ini özetleyen eserde, tasavvufun yöntemine göre ayrım kriteri uyarınca tasfiye bölümüne dahil olup şer’î ilimler arasında sayılmaması Özen’in bu problemlere dair zikrettiği bir örnektir. Taşköprîzâde’den sonra gelen tasnif çalışması Kâtip Çelebi’nin Keşfu’z-zunûneseridir. İlimlere dair kitapların bibliyografyasını oluşturan ve baş kısımda tasnife yer veren müellifin kendisine ait kanaatler az olup ağırlıklı olarak kendinden önceki çalışmalara dayanmaktadır. Özen, şer‘î ilimlerin tasnifinde merkezde olan düşüncelerden birinin şer’î ilimlerin ve en başta kelamın şe‘î olmayan bir ilimden ilke alıp alamayacağı hususu ve İslâm ilimler tarihinin müteahhirin döneminin en önemli işlevinin kelamın görevini ortaya koymak olduğunu belirtti. Özen, Gazzâlî’den sonra felsefî ilimlerin büyük ölçüde gücünü kaybettiği görüşü çok yaygın olsa da gerçeği yansıtmadığını, zira dinî ilimler içinde felsefî meselelerin oldukça hakim olup İslâm alimlerinin felsefeyi tamamen reddettiklerini iddia etmenin son derece yanlış olduğunu, bunu vakıaya mutabık olmadığını vurguladı.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir