Tanzimat Muhalifi Siyasî Hareketler (1859-1878)

Paylaş:

Mayıs ayı Tez-Makale sunumlarında “Tanzimat Muhalifi Siyasî Hareketler”i tartışan Türkiye Araştırmaları Merkezi, konuyla ilgili olarak “Opposition to the Tanzimat State: Conspiracy and Legitimacy in the Ottoman Empire, 1859-1878” başlıklı doktora tezi çerçevesinde Dr. Florian Riedler’i konuk etti.Riedler konuşmasının başında, Osmanlı’da Tanzimat muhalifi hareketlerin “meşrutiyet dönemi ile başlatılması” genel kabulüne karşılık, meşrutiyet öncesi vuku bulmuş spesifik bir muhalif hareket olan Kuleli Vakası’na dikkat çekerek bunun genel kabule farklı bir açılım getirmesi açısından önemli bir olay olduğunu, bu nedenle, konuyu araştırmaya değer bulduğunu ve bu amaçla çalışmalara başladığını ifade etti.Tezini dönemin İstanbul’unda meydana gelmiş birkaç münferit olayı esas alan bir mikro tarih çalışması olarak nitelendiren Riedler, Annales ekolü gibi çok genel bir muhalefet geleneği şeması amaçlamadığını belirtti. Aynı zamanda tezinin İstanbul’da meydana gelen muhalefet hareketleriyle sınırlandığını, imparatorluğun diğer eyaletlerindeki durumları içermediğini söyledi. Tezin başka bir özelliği de olabildiğince fazla arşiv malzemesi kullanılmış olması.Riedler’e göre, İstanbul’da yaşanan en ciddî Tanzimat karşıtı hareket, Şeyh Ahmet diye bilinen ve ulema sınıfı mensubu olduğu anlaşılan bir kişinin önderliğinde gizli bir örgüt kurulmasıyla başlayan, daha sonra Tanzimat reformlarından rahatsız kimselerce de desteklenen harekettir. Bu gizli örgüt, Sultan Abdülmecit’e suikast girişiminde bulunur. Ancak sonuçta hedefini gerçekleştiremeden dağıtılır ve mensupları cezalandırılır.Meşrutiyet dönemi muhalefet hareketlerinin aksine, bu dönemdeki muhalefet hareketleri hem sistematize edilmemiş, belli bir ideolojisi ya da reformlara karşı net bir çözüm önerisi bulunmayan hareketler olduğu için, hem de muhalif söyleme alışık olmayan bir tebaanın varlığı dolayısıyla halk tabanından destek bulamamıştır. Bu dönemde reformlara karşı meydana gelen muhalif oluşumların özelliklerinden biri de, gerek Şeyh Ahmet hareketi gibi İstanbul merkezli olanlar, gerekse Osmanlı Devleti’nin diğer topraklarında baş gösterenler olsun, birbirleriyle ortak hareket edememeleri ve kendi içlerinde münferit hareketler olarak kalmalarıdır. Yine, merkezî otoriteyi doğrudan hedef alan anti-Ottomanist ve saltanat karşıtı bir hareket olmamaları, çok belirgin bir hedefi bulunmayıp tamamen pratik sorunlardan şikayetçi kişilerin katılımıyla oluşan hareketler düzeyinde kalmaları da ortak özellikleri arasındadır.Kendisine Şeyh Ahmet’in bir Nakşibendi olduğunu ve Nakşî tarikatının merkezî otorite ile genelde uyum içerisinde bulunduğunu hatırlatan bir soru üzerine Reidler, sözkonusu olayın sıra dışılığına dikkat çekti. Reidler’in sunumu katılımcıların diğer soru ve katkılarıyla sona erdi. 

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir