Erken Dönem Hanefi Usul Yazıcılığı ve Debusî

Paylaş:

İslami İlimler alanında tamamlanmış tezler Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nin yuvarlak masa toplantılarında düzenli olarak yer verdiği bir bölümü oluşturuyor. Bugüne kadar fıkıh, tefsir, kelam, ilimler tarihi ve usul alanlarında yazılmış tezlerin yanı sıra birçok biyografik çalışma bu yuvarlak masa toplantılarında tartışıldı. Hacer Kontbay’ın geçtiğimiz yılın Aralık ayında dinlediğimiz “Erken Dönem Hanefi Usul Yazıcılığı ve Debusî” başlıklı doktora tezi de bu çalışmalardan biri.

Hanefi usulü denince akla fukaha metodunun geldiğini söyleyen Kontbay, Debusî’nin de buna dâhil olduğunu belirtti. Bilindiği üzere fıkıh usulünde iki ayrı metot olduğu kabul edilir –yine de bu ikisi arasında kesin bir ayrım olmadığı fikrinin bugünkü literatürde güç kazanan bir görüş olduğunu belirtmeli. Fukaha ya da Hanefi metodu fıkıh usulünü bir mezhebe bağlı biçimde ve füru hükümleriyle irtibatlı olarak yürütülen bir etkinliktir. Maveraünnehir ya da Orta Asya Hanefi geleneği de denen bu ekole mensup âlimler Mu’tezilî, Eş’arî ve Matüridî kelam anlayışlarından arî, yalnızca fıkıhla temellenen bir usul geliştirmişlerdir. Debusî bu usulün önemli isimleri arasındadır. Kendinden sonraki âlimlerce de takip edilmiştir; mesela Serahsî. Mütekellimin metodu ise, isminden de anlaşılacağı üzere, kelam ilminin ilkeleriyle kelam mezhepleriyle irtibatlı bir fıkıh usulünü teşkil eder. Kontbay, Debusî’nin en önemli katkısının Hanefi usulünün o güne kadarki birikimini sistemleştirmek ve kendinden sonraki Hanefi usulcülerine izleyebilecekleri ve kullanabilecekleri bir dizge bırakmak olduğunu söyledi.

Debusî’nin getirdiği bir başka yeniliğin hüccet taksimi, yani eserini delillere göre taksim etmesi olduğunu söyleyen Kontbay, aklî hüccetleri de müstakil olarak ortaya koyan ilk kişinin yine Debusî olduğunu ifade etti. Kıyas en başından beri fıkhın önemli konuları arasındaydı ancak en kapsamlı anlatımını Debusî’nin kitabında buluyor. Kıyasın şartları, illet teorisi, kıyasın sınırlandırılması gibi konuları ilk defa Debusî dillendirmiştir. Bugünkü ders kitaplarına dahi baktığımızda Debusî’nin anlatımına ne kadar yakın olduğunu görürüz. Kontbay’a göre bu da Debusî’nin büyük katkısını gösteren işaretlerden biridir.

Debusî’nin yaşadığı dönemde, özellikle Maveraünnehir bölgesinde Mutezilî entelektüel mirasın çokça eleştirildiğini belirten Kontbay, Debusî’nin bunun farkında olduğunu ve bu yüzden fıkıh usulünde Cessas’ın el-Fusûl fi’l-usûl eserinden kaynaklı Mu’tezilî etkiyi azaltmaya çalıştığını iddia etti. Kontbay, Debusî’nin henüz Matüridîleşmemiş Hanefiliğin içinde bir Sünnileşmeyi başlattığını düşünüyor; yine de ihtiyatlı olmak adına onu geçiş dönemine yerleştiriyor. Yani hem Mu’tezile hem de Matüridî etkilerini taşıdığını söylüyor. Son olarak Cessas’ın Mu’tezilî mensupluğunun da tartışmalı olduğunu söylemeli.

Tartışma Debusî sonrası usul âlimlerine dair, Serahsî ve Pezdevî gibi, sorularla; Mu’tezile ve Matüridiyye mezheplerinin usuldeki yerlerine ilişkin münazaralarla ve fukaha ve mütekellimin metotlarıyla alakalı mütalaalarla devam etti.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir