Melankolinin Üç Odası

Paylaş:

Savaş karşıtı bir film olan Melankolinin Üç Odası insanlığın yıkımına sebep olan savaşlara farklı bir bakış açısı getiren gerçek bir başyapıt. Rus ve Çeçen savaşına çocukların penceresinden bakarak insanî bir gözün kaçınılmaz olarak yakalayacağı tarafsızlığı, kamerayı çocuklara odaklayarak elde ediyor. Filmin yönetmeni Piryo Honkasalo tanınmış bir yönetmen değildir. Lâkin bu filmde yaptıkları onun kalitesinin bir kanıtı olabilecek niteliktedir. Bir kadın ve bir anne olarak savaşa yüksek ahlâk merceğinden bakmayı, usta sinemacılığıyla da bu bakışı sanatsal mükemmeliyetle sunmayı biliyor. Honkasalo, savaşın çocuklara kısmen de kadınlara nasıl etki ettiğini gözler önüne serer. Askerî bir okulda Çeçenlere karşı eğitim gören yetim ya da sorunlu ailelere sahip Rus çocuklarını, Grozni’deki yıkımı, tek bir kadının evlat edindiği 63 Çeçen çocuğunu perdeye yansıtır. Gerçeğin, geleceğin elden alınışının soğuk dayanılmaz halini…        Film “Hasret”, “Nefes Alma” ve “Hatırlama” adlı üç bölümden oluşur. Filme üç oda olarak yansıyan bu bölümler bizleri melankoli dolu anlara çeker. 1. Oda: Hasret: Bu bölümde Rus ordusuna alınan yaşları henüz 10 civarında çocukların savaşa nasıl alet edilmeye çalışıldıklarına tanık oluruz. Bir askerî okulda gündelik yaşamlarına şahit olduğumuz çocukların hemen hemen hepsi, alkol ve uyuşturucu müptelâsı olan ebeveynlerinden “kurtarılmışlar”dır. Burada kurtarma kelimesini kullanmamız yanlış olur. Çünkü bu çocuklar, çocuğun dünyasına tezat bir yapının içine dahil olmuşlardır. Böylece çocuk, fıtratına ters bir dünyada bulur kendisini. Bu bölüm açık deniz görüntüleri ve martı çığlıkları eşliğinde başlar. Ardından yataklarında uyuyan çocukların el, ayak ve yüzlerine yapılan yakın çekimlerle devam eder. Bu yakın çekimler çocukların masumane dünyalarına bir vurgudur. Daha sonra çocuklar güneş doğmadan bir askerî disiplin içerisinde yataklarından kaldırılır. Tam bir sürü yetiştirmeyi amaç edinmiş bu okulda, çocuklar tekdüze gündelik yaşamlarına üst baş kontrolü, sabah sporu, atış talimi ve sınıflardaki derslerle devam ederler. Özgürlüklerine sadece uykularında kavuşabilen bu çocukların müzik dersinde hep bir ağızdan söyledikleri şarkının sözleri, engellenen özgürlüklerine karşı büyüklere bir başkaldırıdır. Çocukların söylediği şarkı onların feryadına dönüşür: Bırak atını özgürce koşsunVe beni de özgür bırakİkimiz de tarlaların üzerinden uçalımMutluluğu arayalım… Bu bölümü seyrederken, spontane bir biçimde en azından onların bu şarkısına ritim tutarak, bir anlık da olsa kendimizi Rus çocuklar gibi mutlu hissediyoruz. Akşam üzeri çocukları okulun bahçesinde bağıra çağıra kartopu savaşı oynarken görmek sevindirici olsa da, bunun bir savaş oyunu olması yine de acı veriyor… Gece vakti pencerenin önünde tek başına dışarıyı seyreden çocuk, okuldaki tüm çocukların yalnızlığının fotoğrafı olmaya aday. Yine annesine mektup yazmaya çalışan bir çocuğun, annesiz kalmanın verdiği çaresizliğini ve sevgiye olan açlığını gördüğümüzde halimize şükrederiz. Küçük bir çocuğun dilinden dökülen bir şiir, sevgiye, özgürlüğe, çocukluklarına hasret kalan çocukların hâletiruhiyelerini çok iyi özetler: Ağır bulutlar gökyüzünü saklıyorBulutlarca ağır yükBöylece karanlık ruhuma iniyorPuşkin gibi rüya görmek istiyorumUzayda uçup şarkı söyleyeceğimHer an bunu diliyorum, diliyorum, diliyorumAma beni kimse anlamıyor! 2. Oda: Nefes Alma: Bu bölüm saatin tik tak sesleri ile başlar. Bu ses, gelecekleri ellerinden alınmış insanların şarkısı oluverir. Bu bölüm siyah-beyaz çekilmiştir. Şehrin de siyah beyaz bir hali vardır. Bomba ve kurşunlarla delik deşik olmuş, hayalet bir kenti andıran Çeçenistan’ın başkenti Grozni’de, kimsesiz ya da bakımsız kalan çocukların sefaletini görürüz. Savaşın şehre ve insanlara külfeti oldukça ağırdır: Yorgun ve hastalıklı bir şehir, yorgun ve hastalıklı insanlar. Grozni’de herkes ve her şey nefes alma çabası içerisindedir. Sokaklarda neredeyse erkek kalmamıştır; büyük çoğunluğu cephededir. Kadınlar ve çocuklar da dışarıda hayatta kalma savaşı vermektedirler. Yıkıntıların arasında tahtadan tabancalarla savaş oyunları oynayan Çeçen çocuklarda, her yer ve her şeyde savaşın izleri hâkimdir. 1. odada kartopu savaşı yapan Rus çocuklar da, 2. odadaki Çeçen çocuklar da “savaşın çocukları”dır; savaş, bildikleri tek oyundur artık. Tanklar, harabeye dönmüş evler, her taraftan yükselen dumanlar, bomba sesleri ve yetim çocuklara yardım eden iyiliksever Hadizhat’ın, petrol kuyularında çalışırken hastalanıp yatağa düşmüş Çeçenli bir kadına söylediği “Petrol kuyuları sizi öldürecek” sözleri savaşın neler “kazandırdığını” kanıtlar.   3. Oda: Hatırlama: Üçüncü odada Çeçen-İnguş bölgesinde, Hadizhat’ın yemyeşil dağların arasındaki çiftliğinde koruma altına alınan 63 Çeçen çocuğu izleriz. Kuş sesleriyle başlayan bu bölüm, çocukların çiftlikte yeni bir baharla karşılaştıklarına işaret eder.          Bir sabah vakti yine erkenden uyandırılan çocuklar bu defa ne sefere, ne savaşa, ne de askerî eğitime hazırlanacaklardır. Bayramlık kıyafetler, kesilen kurbanlar, kılınan namazlar, edilen dualarla bayrama uyanılan bir sabahtır bu. Yönetmenin, dinî törenleri de işin içine katarak oluşturduğu mistik ve şiirsel dünyanın içinde, savaşın, yıkımın ve şiddetin etkilerini görürüz. Savaşın kadınlara verdiği zarara da değinen Honkasalo, kamerayı çocukken Rus askerler tarafından tecavüze uğrayan Milana’ya çevirir. 19 yaşındaki Milana’nın duası savaşla ilgili fazla söze hacet bırakmaz: “Rabbim! Duama kulak ver. Bizi kötülüklerden koru. Bize yardım et. Beni utançtan arındır. Hadizhat’a da, öksüzlerine de yardım et. Duama kulak ver. Rabbim sana yöneliyorum.”Çoban, koyun, dağ, sis manzaralarının üç odayı özetlediği son bölümde, uzaktan yoluna devam eden tren her şeye rağmen ilerleyen zamana işaret eder. Kulaklarında annelerinin sesi çınlayan çocuklar misali, Melankolinin Üç Odası. görüntüleriyle bizi yıllarca terk etmeyecek bir güce sahiptir.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir