Michael Mann ve İktidar Teorisi

Paylaş:

Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nin bu yıl başlattığı Çağdaş Kuramcılar başlıklı toplantılar dizisinin ilkini Nurullah Ardıç’la birlikte gerçekleştirdik. 1950 sonrası dönemde sosyal ve siyasal bilimler ile bilim felsefesi alanına katkı yapmış önemli düşünürlerin ele alınacağı toplantılarda, bu düşünürlerin temel tartışmalarını müzakere etmeyi planlıyoruz. Bu çerçevede ilk toplantıda UCLA Sosyoloji bölümünde halen hoca olan Profesör Michael Mann’in iktidar teorisini doktora öğrencisi Nurullah Ardıç’la birlikte ele aldık.Nurullah Ardıç sunumunda öncelikle Mann’in biyografisinden ve eserlerinden sonra ise yönteminden ve dört boyutlu iktidar teorisinden bahsetti. Mann’in II. Dünya Savaşı sırasında 1942 yılında doğduğunu –ki Ardıç’a göre, doğduğu ortam daha sonra görüşlerinin şekillenmesinde etkili olmuştur- ve hem İngiliz hem de ABD vatandaşı olduğunu, ayrıca lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Oxford Üniversitesi’nde tamamladığını belirtti. Temel eseri olan ve henüz 3. ve 4. cildi çıkmamış olan The Sources of the Social Power (SSP)I(1986) ve II’nin (1993) yanında, 11 Eylül sonrası Amerikan dış politikasının eleştirisi olan Incoherent Empire (2003), altı Avrupa ülkesinde iki dünya savaşı arasındaki faşist hareketleri incelediği Fascists (2004), demokrasiye geçiş sürecinin etnik gerginlikleri körüklediğinin ve kıyımların tohumlarını taşıdığı iddiasını (demos ile ethnos arasındaki gerilim) temellendirdiği The Dark Side of Democracy (2005), klasik sınıf teorilerine önemli etnografik katkılar içeren Consciousness and Action Among the Western Working Class (1981) ve yakında yayınlanacak olan American Empire’ın da güçlü ampirik çalışmalar olarak okunabilecek eserler olmalarının yanı sıra kendi dört boyutlu iktidar teorisinin mefhumlarının uygulaması olmaları bakımından Mann’in sosyoloji projesinin tamamlayıcı cüzleri olduğunu belirtti. Amerikan Sosyoloji Derneği’nin SSP’yi 1998’de yılın en iyi kitabı seçtiğini ve yine çıktığı yıl Avrupa’da yılın en iyi sosyal bilim kitabı seçildiğini söyledi. Bu çalışmanın esasen 1972 yılında Marx’ı eleştirip Weber’i savunmak üzere kaleme aldığı “Economic Determinism and Structural Change” adlı bir makaledeki sorunları çözmek için çalışmaya başlaması sonucu araştırmaların derinleşmesi neticesinde uzun bir süreç içinde ortaya çıktığını belirtti. Mann’in ayrıca pek çok makale ve kitabı daha olduğundan da bahsetti.Ardıç, Mann’in yöntemini tanıttığı bölümde, özetlersek, şu görüşlere yer verdi: Onun karşılaştırmalı tarihsel yöntemi, kapsam ve cesamet açısından Toynbee ve Spengler gibi büyük karşılaştırmacılarla benzerlik gösterir. Teori ve gerçeklik ikilemini aşmak için, Weber’e yakın bir konumdan teori ve gerçeklik arasında sürekli gidiş gelişler yaparak teorinin basitleştirici yönü ile gerçekliğin dağınık (kaotik) yapısı arasında bir denge sağlamaya çalışır. Mann’e göre, güçlü bir tarihsel mukayeseli analiz için; sosyolojide kanunlar olmadığını (anti-pozitivizm), tarihin tekerrür etmediğini (olaylar tarihi eleştirisi) ve tarih ile toplum arasında “düzenli karmaşa” (patterned confusion) olarak isimlendirilebilecek bir ilişki olduğunu kavramak gereklidir. Aksi halde teoriden habersiz kör tarihçi (sosyoloji olmadan tarihçi sağduyu bilgisine mahkûmdur) ile tarihten habersiz sağır sosyologun durumuna düşülmesi kaçınılmazdır. Gerçekliği çarpıtan bu tür bir indirgemeciliğe düşmemek için “ekonomik, siyasal, askeri ve ideolojik” iktidarların analizinin eşzamanlı yapılması temel bir gerekliliktir.Mann’in asıl katkısını oluşturan iktidar teorisi bu yaklaşımdan çıkar. İktidar, bir aktörün çevresini kontrol ederek belirli amaçlara ulaşma kapasitesidir. Mann’e göre, toplum “örgütlenmiş iktidar ağları”dır. Bu ağlar, birbiriyle ilişkilidir ama ağlarla birbirine bağlı bu “iktidar yapıları” birbirlerinden bağımsızdır. Toplum, Marx’ta olduğu gibi katmanlardan ve Durkheim ve Weber’de olduğu gibi boyutlardan oluşmadığı gibi, sosyal değişimi etkileyen ana unsur mikro değil makro iktidar yapılarıdır. İktidar yapılarından herhangi biri tarihin belli bir döneminde daha fazla öne çıkabileceği gibi bu durum daha dengeli de gelişebilir. Buna göre, iktidar türleri kendi içlerinde “kolektif veya dağıtımcı”, “yaygın veya yoğun”, “otoriter veya yayılmış” olabilir. İdeolojik iktidar, anlam ihtiyacından doğar ve toplumsal normlar ve ritüelleri ifade ederken, ekonomik iktidar tabiî kaynakların örgütlenişini ifade eder. Askerî iktidar, fiziksel güç ve şiddetin sosyal örgütlenmesini ifade ederken, siyasî iktidar temelde devletin kontrolünü içerir. Mann bu epistemolojik konumunu “organizasyonel materyalizm” olarak isimlendirir. Mann’e yapılan bazı eleştirilerde ise; ideolojik güç konusunda fazla materyalist olduğu, tarih perspektifinin Avrupa-merkezci olduğu (bu mütalaa Ardıç tarafından dile getirildi ve ayrıca bkz. P. Anderson), mukayese vaat etmesine rağmen mukayesesinin zayıf olduğu dolayısıyla yönteminin karşılaştırmalı olmaktan ziyade tarihsel olduğu (J. Goldstone), siyasî gücü fazla devletçi görerek devlet-dışı siyasi örgütlenmelerin önemini göz ardı ettiği (örneğin S. Epstein 19. yüzyılda korporatizmin devletten önemli olduğunu söyler; ayrıca bkz. F. Trentmann, L. Weiss, R. Brenner) ve askerî gücün siyasî güçten ayrı ele alınması gerektiği (G. Poggi), Avrupa’yı toprak olarak tek bir birim olarak ele aldığı ve Batı’nın yükselişini çok evrimsel ve çizgisel resmettiği ayrıca siyasî gücü abarttığı için ekonomik ve sınıf çatışması analizinin yeterli olmadığı (R. Brenner), Ortaçağda Hıristiyanlığa yüklediği anlamın abartılı olduğu (J. Bryant) gibi başlıklar öne çıkmıştır. Mann ise bir kısmına hak verdiği bu eleştirilere, esprili bir dille, kendisinin dört boyutlu bir iktidar analizi yaptığı için skorun kendi lehine 4-1 olduğunu söyleyerek cevap vermiştir.Ardıç daha sonra Mann’in dört boyutlu iktidar teorisinin birer uygulaması olan ve yukarıda zikredilen diğer eserlerini ve ayrıca imparatorluk teorisini de ayrıntılarıyla tanıttı. Tartışma kısmında ayrıca, Mann’in sosyal bilimler içerisindeki epistemolojik yerinin yanı sıra Faşizm, Ermeni meselesi, İsrail-Filistin gerilimi ve Bosna’daki katliam vs. gibi güncel konular da tartışıldı. Bu zengin sunum ve tartışma bir sonraki oturumda ele alınan -ve Mann’in de bizzat eleştirdiği- Foucault’nun iktidar teorisine dair bir tartışmaya altyapı sağlaması açısından da faydalı oldu ve uzun bir soru cevap faslı ile neticelendi.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir