Seyyid Şerif Cürcânî’nin Te’vil Anlayışı: Yorumun Metafizik, Mantıkî ve Dilbilimsel Temelleri

Paylaş:

Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nin Tezgâhtakiler toplantılarının Nisan ayı konuğu TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’nde görev yapan Dr. Ömer Türker idi. 2006 yılında tamamladığı doktora tezini dinleyicilerle paylaşan Türker, konuşmasının başında tezini özetlemek yerine tezinin amacı ve tezde vurgulamaya çalıştığı konular üzerinde durmak istediğini ifade etti. “Giriş ve Dış Varlık”, “Bir Varlık Alanı Olarak Düşünce”, “Bir Varlık Alanı Olarak Dil” ve “Kur’an’ın Anlaşılması” başlıklı dört bölümden oluşan tezin asıl amacı, Türker’in ifadesiyle, müteahhirîn düşünce geleneğinin ana unsurlarının neler olduğunu ortaya koymak ve bu unsurların tefsir anlayışındaki yansımalarını görmektir. Türker, Zemahşerî’nin el-Keşşaf an hakâiki’t-Tenzîl adlı eserine yazdığı Haşiye’si dışında müstakil tefsir çalışması bulunmayan Seyyid Şerif’i tez konusu olarak seçmesinin asıl sebebinin ise müteahhirîn döneminde her alanda eser vermesinin yanında bu dönemin ilim anlayışındaki kuşatıcılığı olduğunu belirtti.Seyyid Şerif’in bütün eserlerinden hareketle te’vil kavramına yeni bir tanım getiren Türker, te’vili “bir sözün dile getirdiği anlamın ait olduğu hakikat mertebesini ve bu mertebede nasıl bir oluşa sahip olduğunu keşif veya tayin etmek” şeklinde tanımlamaktadır. Klasik te’vil tanımından farklı bir tanım getiren Türker, bu tanımla tefsirde bütün faaliyeti kapsayıcı üst bir kavram elde etmeyi amaçladığını ısrarla vurgulamaktadır. Teorisini “Varlık-Düşünce-Dil” adını verdiği üç ana başlığa dayandıran Türker, tezinde de her başlığı ayrı bir bölümde ele almıştır. Varlık kavramının ele alındığı birinci bölümde Seyyid Şerif’in varlık felsefesini inceleyen ve umûr-ı amme konuları üzerinden “mutlak varlık” kavramını açıklamaya çalıştığını belirten Türker, tanımlar ve içerdiği sorunlar üzerinde de durduğunu ifade etti. İkinci bölümü oluşturan “düşünce” konusunda ise vahye muhatap olması bakımından ‘insan’ı ele aldığını belirterek insandaki mutlaklığın düşünen varlık olmasından kaynaklandığını, bu bölümde natık nefs’in bilgi edinme süreçleri üzerinde durularak Seyyid Şerif’in nefs anlayışının incelediğini vurguladı. Ömer Türker, tezin üçüncü bölümünde ise teorisinin üçüncü ana başlığı olan “dil”i incelediğini belirterek dildeki mutlaklık sorunu üzerinde durduğunu, ‘dil’in metafizik temeli olan vaz‘ teorisi ile müfred ve mürekkep kavramlar konusuna değindi.Yaptığı çalışmanın daha anlaşılır olması için Seyyid Şerif’in İslâm düşünce geleneği içindeki yerinin bilinmesinin gerekliliği üzerinde duran Türker, müteahhirîn dönemin temsilcisi olarak Seyyid Şerif’in düşünce dünyasını Eş‘arî-Meşşaî çizginin ortaya koyduğu problem ve terminolojinin oluşturduğunu, bu çizgiden beslenmenin yanında dolaylı da olsa Mu‘tezile etkisinin var olduğunu belirtti. Mütekaddimîn dönemine mensup ulemanın düşünce sistemlerinin temelinde mantıktaki beş tümelin bulunmadığını ve bunun onların felsefe konusundaki cehaletlerinden değil, bu konudaki bilinçli tercihlerinden kaynaklandıklarını vurgulayan Türker, Gazzâlî sonrası dönemde özellikle Fahreddin Râzî’nin etkisiyle düşünce sisteminin beş tümel üzerinde oluştuğu ifade etti. Mütekaddimîn döneminde mütekellimûn daha çok usûl-i fıkıhtaki “umum-husus” kavramsallaştırmasını kullanırken müteahhirîn döneminde “küllî-cüzî” ayırımı kullanılmış, bunun neticesi olarak da mahiyet kavramı kabul edilmiştir. Gazzâlî ile birlikte kelam konuları aynı kalmakla birlikte kelamcıların düşünme biçimleri de değişmiş, Râzî ise kelamın bütün konularını kategorilere göre yeniden tasnif etmiştir. Seyyid Şerif de tefsir alanında varlık, düşünce ve dil mertebesinde tümelleri tespit etmeye çalışmıştır. Bu anlamda Seyyid Şerif’te te’vil, tümellerin tespit edilerek ayetlerin medlullerine eşit düzeyde yüklenmesini araştırma faaliyetinin adı olmaktadır.Seyyid Şerif’in müteahhirîn dönemindeki yerine ve önemine işaret ederek sözlerini tamamlayan Türker, aklî varlığı kabul etmesi ve yaratma anlayışını mahiyete varlık giydirme şeklinde ortaya koyan Seyyid Şerif’in bu görüşlerinden dolayı mütekellim olma vasfını kaybetmeyeceğini, mahiyete varlık giydirmekten Tanrı’nın istediği vakitte mahiyete varlık tahsis etmesinin kast edildiğini belirtti.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir