Kurtuluşun İki Yüzü: Hakikat ve Siyaset: 350. Ölüm Yıldönümünde Kâtip Çelebi

Paylaş:

Ta­rih, coğ­raf­ya ve bib­li­yog­raf­ya sa­ha­la­rın­da önem­li eser­ler ka­le­me al­mış Kâ­tip Çe­le­bi (1609-1657) ve­fa­tı­nın 350. yıl­dö­nü­mün­de Bi­lim ve Sa­nat Vak­fı Tür­ki­ye Araş­tır­ma­la­rı Mer­ke­zi ta­ra­fın­dan dü­zen­le­nen “Kur­tu­lu­şun İki Yü­zü: Ha­ki­kat ve Si­ya­set, 350. Ölüm Yıl­dö­nü­mün­de Kâ­tip Çe­le­bi” pa­ne­li ile anıl­dı.Açı­ş ko­nuş­ma­sı­na, bir kla­sik dü­şü­nü­rü­mü­zü is­ter 350. is­ter 1350. yı­lın­da ol­sun an­mak is­te­yi­şi­mi­zin kur­tu­lu­şu­mu­za ve­si­le ara­ma ça­ba­mı­zın ne­ti­ce­si ol­du­ğu­nu be­lir­te­rek baş­la­yan Mus­ta­fa Özel’e gö­re Kâ­tip Çe­le­bi, sor­du­ğu so­ru­lar iti­ba­riy­le kla­sik­leş­miş bir dü­şü­nür­dür. XVI-XVI­I. yüz­yıl Ja­pon­ya’sı­nı ve Çin’ini yal­nız dö­ne­min­de de­ğil, bu­gün için de en iyi an­la­tan mü­el­lif­tir. Bu özel­li­ği­ni, o di­yar­lar­dan ge­len tüc­car­la­rı ve sey­yah­la­rı dik­kat­li din­le­me­nin ya­nın­da on­la­ra sor­du­ğu iyi so­ru­la­ra borç­lu­dur. Do­la­yı­sıy­la ce­vap­lar­dan ön­ce so­ru­la­rı­mız önem ar­zet­mek­te­dir.Pa­ne­lin ilk teb­li­ğin­de Fik­ret Sa­rı­ca­oğ­lu, Kâ­tip Çe­le­bi’nin ha­ya­tı­nı öğ­ren­mek için onun Ci­han­nü­ma ve Sül­le­mü’l-Vü­sul’de müs­ved­de, Mi­za­nü’l-Hak’ta ise son hâ­li­ni alan oto­bi­yog­ra­fi­le­ri­ne mü­ra­ca­at edi­le­bi­le­ce­ği­ni be­lir­te­rek bu­nun bü­yük bir şans ol­du­ğu­nu ifa­de et­ti. Zi­ra, o dö­nem­de­ki bir çok mü­el­lif, oto­bi­yog­ra­fi­si­ni ka­le­me al­mı­yor­du.Bu kay­nak­lar­dan edi­ni­len bil­gi­le­re gö­re Kâ­tip Çe­le­bi’nin asıl adı Mus­ta­fa’dır. Ba­ba­sı En­de­run’da ye­ti­şen Ab­dul­lah isim­li bir zat­tır. Şu­bat 1609’da Fa­tih’te do­ğan Kâ­tip Çe­le­bi beş-al­tı ya­şı­na gel­di­ğin­de özel ho­ca­lar­dan ders al­ma­ya baş­lar. 20 kü­sur ya­şın­da ha­ya­tı­nın dö­nüm nok­ta­sı olan Ka­dı­za­de Meh­med Efen­di ile ta­nı­şan Kâ­tip Çe­le­bi böy­le­lik­le ilim yo­lun­da iler­le­me­de ka­rar kı­lar. Ga­za­li’nin İh­ya’sı­nı, Şer­hü’l-Me­vâ­kıfDü­rer ve bir­kaç ese­ri da­ha Ka­dı­za­de’den okur.Ba­ba­sı ile bir­lik­te ilk kez 1624’te Ter­can se­fe­ri­ne çı­kan, ha­ya­tı­nın 10 yıl­dan faz­la­sı­nı se­fer­ler­de ge­çi­ren ve coğ­raf­ya bil­gi­le­ri­ni bu se­fer­ler­de top­la­ma im­kâ­nı bu­lan Kâ­tip Çe­le­bi’nin, ka­tıl­dı­ğı son se­fer ise 1634-35 Re­van se­fe­ri­dir. Da­ha son­ra Ka­dı­za­de’nin teş­vi­kiy­le ki­tap­la­rı­na ve ders­le­ri­ne ge­ri dö­ner. Dü­zen­li bir med­re­se ha­ya­tı ol­ma­yan Kâ­tip Çe­le­bi, ken­di­si­ne üs­tat ka­bul et­ti­ği A‘reç Mus­ta­fa Efen­di, Aya­sof­ya der­sia­mı Kürt Ab­dul­lah Efen­di, Sü­ley­ma­ni­ye der­sia­mı Ah­med Efen­di, Va­iz Ve­liy­yüd­din Er­me­na­ki gi­bi ho­ca­lar­dan da ders alır. Mı­sır’da Şeyh İb­ra­him La­ka­ni’den se­ned ah­ze­der, ya­ni ha­dis zin­ci­ri­nin se­ne­din­de ken­di adı yer alır. 1644’te ise ders ver­me­ye baş­lar. Ön­ce mu­kad­de­me-i fü­nun son­ra Fe­na­riFe­râ­izKa­dı Mir ve Dü­rer gi­bi ders­ler oku­tur.Kâ­tip Çe­le­bi, Viş­ne­za­de Meh­med İz­ze­tî’nin ver­di­ği bil­gi­ye gö­re 27 Zil­hic­ce 1067/6 Ekim 1657’de ve­fat eder. Kab­ri­nin ilk şek­li­ne Ş. Yalt­ka­ya ve Ki­lis­li Rı­fat Bil­ge 1943’te bas­tık­la­rı Keş­fü’zzü­nun’da yer ver­miş­ler­dir. Gü­nü­müz­de İMÇ blok­la­rı­nın ara­sın­da ka­lan kab­ri 1957’de­ki 300. an­ma yı­lı için 1953’te ye­ni­den ya­pıl­mış­tır. Kâ­tip Çe­le­bi’nin me­za­rı­nın 1900’lü yıl­la­ra ka­dar var­lı­ğı­nı ko­ru­ma­sı­nın bü­yük bir öne­mi ha­iz ol­du­ğu­nu be­lir­ten Sa­rı­ca­oğ­lu, sad­ra­zam­la­rın bi­le bir son­ra­ki mu­ha­lif ha­va ile ka­bir­le­ri­nin yı­kı­la­bil­di­ği­ne, böy­le bir or­tam­da Mi­za­nü’l-Hak yaz­mış Kâ­tip Çe­le­bi’nin kab­ri­nin ayak­ta kal­ma­sın­dan ona gös­te­ri­len iti­ba­rın de­re­ce­si­ni de an­la­ya­bi­le­ce­ği­mi­ze dik­kat çek­ti.İl­mi; ta­sa ve kö­tü­lü­ğü ko­van, gaf­let ve tem­bel­li­ği yok eden, ki­ni ve an­laş­maz­lı­ğı kal­dı­ran, in­san ve mil­let­le­ri yü­cel­ten bir araç ola­rak ta­nım­la­yan Kâ­tip Çe­le­bi’ye gö­re bü­tün iyi­lik­le­rin te­me­li olan il­min ga­ye­si ha­ki­ka­te ulaş­mak ve ah­lâ­kı dü­zelt­mek­tir. Kâ­tip Çe­le­bi’nin şah­si­ye­ti, il­mi ki­şi­li­ği ve eser­le­ri hak­kın­da da bil­gi ve­ren Sa­rı­ca­oğ­lu’nun be­lirt­ti­ği üze­re, eser­le­ri­nin mü­el­lif nüs­ha­la­rın­da da­hi ken­di is­mi yer al­ma­yan Kâ­tip Çe­le­bi’nin 23 ese­ri mev­cut­tur; bun­lar­dan ta­rih, coğ­raf­ya, si­ya­set, ilm-i mu­ha­da­rat (an­to­lo­ji), bi­yog­ra­fi, bib­li­yog­ra­fi ve ma­te­ma­ti­ğe ait top­lam 19 ki­ta­bı­na ula­şıl­mış­tır. Bu­ra­da Tak­vi­mü’t-te­va­rih, Tuh­fe­tü’l-ki­bar ve Ci­han­nü­ma gi­bi eser­le­ri­ni ye­ni ha­ri­ta­lar ve açık­la­ma­lar ek­le­ye­rek ba­san İb­ra­him Mü­te­fer­ri­ka’nın, Kâ­tip Çe­le­bi’yi Kâ­tip Çe­le­bi ya­pan ve tüm dün­ya­da­ki hak­lı ünü­ne ka­vuş­tu­ran bir isim ol­du­ğu da vur­gu­lan­ma­lı­dır.Pa­ne­lin ikin­ci teb­li­ğin­de Eş­ref Al­taş Düs­tu­ru’l-AmelMi­za­nü’l-Hak veKeş­fü’z-zü­nun bağ­la­mın­da Kâ­tip Çe­le­bi’nin ıs­la­hat dü­şün­ce­sin­den bah­set­ti. Al­taş’a gö­re, Kâ­tip Çe­le­bi ken­di dö­ne­mi­ne ka­dar ta­kip edi­len fel­se­fe, şe­ri­at ve Hint-İran-Türk ge­le­ne­ği­nin ve İbn Hal­dun’un ta­vır­lar te­ori­si­nin bir sen­te­zi­ni özel­lik­le Düs­tu­ru’l-Amel ad­lı ese­rin­de yan­sıt­mış­tır.II­I. Mu­rad dö­ne­min­de ya­zıl­ma­ya baş­la­yan ıs­la­hat eser­le­rin­de bo­zul­ma­nın kay­na­ğı ola­rak, ver­gi­le­rin yük­sel­til­me­si ve hal­kın ver­gi yü­kü­nün art­ma­sı, ateş­li ve ha­fif ateş­li si­lah­la­rın kul­la­nıl­ma­sı ile baş­la­yan as­ke­ri sis­tem­de­ki de­ği­şik­lik­ler ve Ana­do­lu is­yan­la­rı gös­te­ril­mek­te­dir. Al­taş, ese­ri­ni ka­le­me alır­ken ken­di­sin­den ön­ce ya­zı­lan bu eser­ler­den de is­ti­fa­de eden Kâ­tip Çe­le­bi’nin Düs­tu­ru’l-Amel’i yaz­ma hi­ka­ye­si­ni şu şe­kil­de an­lat­tı: IV. Meh­med ha­zi­ne­de or­ta­ya çı­kan açı­ğı be­lir­le­mek ve se­bep­le­ri­ni bul­mak için bir di­van ku­rul­ma­sı­nı is­ter. Tar­hun­cu Ah­met Pa­şa’nın gay­ret­le­riy­le bir di­van top­la­nır. Kâ­tip Çe­le­bi, nam-ı di­ğer Ha­cı Ha­li­fe de bu di­van­da ko­nu­şu­lan­la­rı not al­mak­la gö­rev­li­dir. Bu­ra­da Os­man­lı­la­rın ni­zam-ı âlem id­di­ası­nın bo­zul­ma­ya yüz tut­tu­ğu­nu fark eder ve bu bo­zuk­luk­la­rı di­le ge­tir­mek, bun­la­ra se­yir­ci kal­ma­mak için so­run­la­rın çö­zü­mün­de pra­tik yol gös­te­ri­ci bir ki­tap ola­rak bu ese­ri ya­zar.Ese­rin­de Ga­len tıb­bı­nı top­lu­ma uyar­la­ma­ya ça­lı­şan Kâ­tip Çe­le­bi’ye gö­re in­sa­nın den­ge­li ve hu­zur için­de ya­şa­ya­bil­me­si için na­sıl ah­lat-ı er­ba­a de­di­ği­miz dört un­su­ru­nun uyum için­de ol­ma­sı ge­re­ki­yor­sa, top­lu­mun da hu­zur­lu ve den­ge­li ola­bil­me­si için onu oluş­tu­ran te­mel un­sur­la­rı­nın -as­ker, es­naf ve hal­kın- uyum­lu ol­ma­sı ge­rek­mek­te­dir.Al­taş’a gö­re, Kâ­tip Çe­le­bi dev­le­tin ıs­la­hı için is­ra­fın ön­len­me­si­ni, din­dar per­hiz­kâr bir sul­ta­nın ge­rek­li­li­ği­ni, ver­gi­le­rin kal­dı­rıl­ma­sı­nı ve ema­ne­tin eh­li­ne ve­ril­me­si­ni ön­gör­mek­te­dir.Son ko­nuş­ma­cı Em­rul­lah Bu­lut, İs­lâ­mî ilim­ler ve ta­rih­le pek ala­ka­sı bu­lun­ma­yan­la­rın Kâ­tip Çe­le­bi’yi Keş­fü’z-zü­nun ve Düs­tu­ru’l-Amel gi­bi eser­le­riy­le de­ğil ge­nel­lik­le meş­hur med­re­se eleş­ti­ri­si ile ta­nı­dık­la­rı­nı be­lir­te­rek ko­nuş­ma­sı­na baş­la­dı. Med­re­se ta­ri­hi ya da Os­man­lı bi­lim ta­ri­hi ki­tap­la­rın­da ge­ri­le­me pa­ra­dig­ma­sı içe­ri­sin­de Kâ­tip Çe­le­bi’nin mer­ke­zî isim ol­du­ğu­nu be­lir­ten Bu­lut, teb­li­ği­ne şu şe­kil­de de­vam et­ti: Kâ­tip Çe­le­bi, İmam Gaz­zâ­li, Fah­red­din Ra­zi, Îcî, Kut­bud­din Şi­ra­zî, Kut­bud­din Ra­zi gi­bi isim­ler­le te­şek­kül eden ilim ge­le­ne­ği­nin Mol­la Fe­na­rî, Ali Kuş­çu, Mî­rim Çe­le­bi gi­bi isim­ler­le Ana­do­lu’ya ta­şın­dı­ğı­nı fa­kat da­ha son­ra Ha­şi­ye-i Tec­rid ve Şer­hü’l-me­vâ­kıf gi­bi ders­le­rin eği­tim­den kal­dı­rıl­ma­sıy­la ak­lî ilim­le­rin ve on­la­rın ye­ri­ne ko­yu­lan fı­kıh ders­le­ri­nin doğ­ru dü­rüst ve­ri­le­me­di­ği­ni söy­lü­yor.1860’lar­da Mi­za­nü’l-Hakk’ın ga­ze­te­ler­de tef­ri­ka edil­me­si ile o dö­nem­de gün­de­me ge­len ge­ri­le­me pa­ra­dig­ma­sın­da Kâ­tip Çe­le­bi de ye­ri­ni al­ma­ya baş­lı­yor. Ge­ri­le­me fik­ri II. Meş­ru­ti­yet’ten son­ra mek­tep-med­re­se iki­li­ği­nin art­ma­sı ile yay­gın­lık ka­za­nı­yor ve Kâ­tip Çe­le­bi is­mi da­ha bir be­lir­gin­le­şi­yor. 1916’dan son­ra ka­le­me alın­ma­ya baş­la­nan med­re­se­ler­le il­gi­li ya­yın­lar­da Mu­al­lim Emin Bey ve Arif Hik­met Bey Kâ­tip Çe­le­bi’nin Ha­şi­ye-i Tec­rid gi­bi eser­le­rin eği­tim­den kal­dı­rıl­ma­sı­na yö­ne­lik eleş­ti­ri­si­ni isim ver­me­den kul­la­nı­yor­lar. Böy­le­lik­le Kâ­tip Çe­le­bi’nin dü­şün­ce­si is­mi ol­ma­dan eği­tim ta­ri­hi ya­zı­la­rı­na ko­nu olu­yor. Kâ­tip Çe­le­bi is­mi 1936’da Ş. Yalt­ka­ya ve Uzun­çar­şı­lı ho­ca ne­za­re­tin­de ha­zır­la­nan 16 say­fa­lık bir li­sans te­zi ile or­ta­ya çı­kı­yor. Bun­dan son­ra Ş. Yalt­ka­ya, O. Nu­ri Er­gin, A. Adı­var, H. Zi­ya Ül­ken, İ. Hak­kı Uzun­çar­şı­lı gi­bi isim­ler Kâ­tip Çe­le­bi’ye da­yan­dır­dık­la­rı “med­re­se­le­rin ge­ri­le­me­si” dü­şün­ce­si­ni or­ta­ya ko­yan ya­zı­lar ya­yın­lar­lar. Ve Kâ­tip Çe­le­bi yal­nız iki ke­lam ese­ri­nin kal­dı­rıl­ma­sı­nı eleş­ti­rir­ken Cum­hu­ri­yet dö­ne­min­de ya­zı­lan ya­zı­lar­da onun is­mi üze­rin­den ma­te­ma­tik ve as­tro­no­mi eser­le­ri­nin de med­re­se eği­ti­min­den kal­dı­rıl­dı­ğı, ak­lî ilim­le­re önem ve­ril­me­di­ği id­dia­sı yay­gın­lık ka­za­nır.Mu­al­lim Cev­det ise du­ru­mun bu an­la­tı­lan­lar gi­bi ol­ma­dı­ğı­nı, Kâ­tip Çe­le­bi’nin kal­dı­rıl­dı­ğı­nı söy­le­di­ği eser­le­rin ye­ri­ne da­ha üst me­tin­le­rin oku­tul­ma­ya baş­lan­dı­ğı­nı söy­ler.1980’den son­ra­ki E. İh­sa­noğ­lu, C. İz­gi gi­bi isim­le­rin yap­tı­ğı araş­tır­ma­lar ve ya­yın­lar­da da med­re­se­ler­den ka­nu­nen bu şe­kil­de kal­dı­rı­lan eser­ler ol­du­ğu­nu gös­te­ren de­lil­ler bu­lun­ma­mak­ta­dır. O hal­de Kâ­tip Çe­le­bi ne de­mek is­ti­yor­du? Bu­lut’a gö­re Kâ­tip Çe­le­bi; Gaz­zâ­li, Ra­zi, Îcî ile ge­len ilim ge­le­ne­ği­nin bo­zul­ma­ya baş­la­ma­sı­nı eleş­ti­ri­yor ve bu bo­zul­ma ile med­re­se-tek­ke ça­tış­ma­sı­nın or­ta­ya çık­tı­ğı­nı, ge­le­ne­ğe dö­nül­dü­ğün­de böy­le prob­lem­le­rin ya­şan­ma­ya­ca­ğı­nı dü­şü­nü­yor; her şey­den ön­ce bir bü­rok­rat ol­ma­sın­dan do­la­yı olay­la­rı de­ğer­len­dir­me­de sos­yo­lo­jik ve si­ya­sal bir yak­la­şım ser­gi­li­yor­du.İh­san Faz­lı­oğ­lu bu üç teb­li­ğin so­nun­da yap­tı­ğı de­ğer­len­dir­me­de şu ko­nu­la­ra de­ğin­di: 1600-1659 yıl­la­rı ara­sın­da dev­let bü­yük bir ma­li kriz için­de­dir. Sul­tan bü­rok­ra­si ça­tış­ma­sı ve bun­la­rın te­me­lin­de de bir iman ça­tış­ma­sı bu­lun­mak­ta­dır. Bu ça­tış­ma sü­re­cin­de ilim ada­mı ha­ki­ka­ti, bü­rok­rat ise si­ya­se­ti arar. Kâ­tip Çe­le­bi de ilim­le uğ­ra­şan bir bü­rok­rat ola­rak olay­la­rın ta­ri­hî kök­le­ri­ne inen bir si­ya­sî ara­yı­şın için­de bu­lun­muş­tur. Kâ­tip Çe­le­bi’nin asıl der­di, kay­bol­ma­ya baş­la­yan Os­man­lı kim­li­ği­nin kur­ta­rıl­ma­sı, ye­ni­den in­şa­sı ça­ba­sı­dır.Bu yön­le­ri ile Kâ­tip Çe­le­bi dö­ne­mi için­de bir ilim ada­mı de­ğil, si­ya­sî kur­tu­lu­şu ara­yan bir bü­rok­rat; coğ­raf­ya, ta­rih gi­bi tas­vi­rî ilim­le­rin, bi­zim dün­ya­mı­zın be­ka­sı için önem­li ol­du­ğu­nu an­la­yan bir isim ola­rak de­ğer­len­di­ril­me­li­dir.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir