Mol­la Sad­ra’nın On­to­lo­ji­sin­de Var­lık ve Ma­hi­yet

Paylaş:

MAM ta­ra­fın­dan ter­tip edi­len Tez­gâh­ta­ki­ler top­lan­tı di­zi­si­nin Ağus­tos ayı ko­nu­ğu Sü­mey­ye Pa­rıl­dar, Mar­ma­ra Üni­ver­si­te­si SBE İs­lâm Fel­se­fe­si Bi­lim da­lın­da ha­zır­la­dı­ğı “Mol­la Sad­ra’nın On­to­lo­ji­sin­de Var­lık ve Ma­hi­yet” baş­lık­lı te­zi­ni sun­du. Pa­rıl­dar, Mol­la Sad­ra’nın İs­lâm fel­se­fe­si açı­sın­dan ol­du­ğu ka­dar mo­dern fel­se­fî prob­lem­le­re al­ter­na­tif ce­vap­lar üre­te­bil­mek açı­sın­dan da anah­tar bir isim ol­du­ğu­nu, bu se­bep­le 17. yüz­yıl­da İran’da ya­şa­mış olan fi­lo­zo­fa da­ir ça­lış­ma­la­rın önem ar­zet­ti­ği­ni ifa­de ede­rek baş­la­dı. Te­mel kav­ram­la­rı var­lıkma­hi­yetide­acins-fa­sıl ve mad­de-su­ret olan ça­lış­ma­da, Sad­ra’nın ya­nın­da He­rak­lit-Par­me­ni­des, Aris­to-Ef­la­tun, Fa­ra­bi-İbn Si­na-Süh­re­ver­di gi­bi fi­lo­zof­la­rın da gö­rüş­le­ri­ne atıf ya­pıl­dı. Fel­se­fe­nin önem­li bir tar­tış­ma ko­nu­su olan var­lık’a da­ir An­tik Yu­nan fi­lo­zof­la­rı ve İs­lâm fi­lo­zof­la­rı­nın te­mel yak­la­şım­la­rı­nı tem­sil et­me­le­ri ve var­lıkma­hi­yet ay­rı­mı­na da­ir te­mel tar­tış­ma­la­rı yap­ma­la­rı, bu isim­le­rin ter­cih edil­me­sin­de et­ki­li ol­muş­tur.Pa­rıl­dar, su­nu­mu­nun önem­li bir kıs­mı­nı Sad­ra’nın var­lıkgö­rü­şü­ne ayır­dı. Di­ğer bir önem­li kav­ram ma­hi­yet ise, var­lık mer­ke­zin­de in­ce­len­di. Mol­la Sad­ra’nın var­lık mer­kez­li fel­se­fe­si var­lık, var­lı­ğın ha­ki­ka­ti ve var­lık hi­ye­rar­şi­si gi­bi ko­nu­lar üze­rin­den in­ce­len­di. Sad­ra’nın ‘var­lık’ı an­la­tan te­mel ifa­de­si, onun asil olu­şu­dur. Sad­ra ‘asa­let’ ke­li­me­si ile ye­gâ­ne ha­ki­kat ol­ma­yı, ken­din­de var ol­ma­yı/bir se­be­be bağ­lı ol­ma­dan var ol­ma­yı ve zih­nî ol­ma­ma­yı kas­tet­mek­te­dir. Sis­tem­de ikin­cil kı­lı­nan ‘ma­hi­yet’ ise ge­nel­de bu sı­fat­la­rın ak­si­ni yük­len­mek­te­dir. Sad­ra’nın sis­te­min­de var­lık, tek bir ha­ki­kat­tir. Di­na­mik bir ta­bia­ta sa­hip­tir ve ken­di ma­hi­ye­ti­ni açı­ğa vu­rur. Saf var­lık dı­şın­da­ki her var­lık, sa­hip ol­du­ğu var­lık de­re­ce­si­ne gö­re var­lık ve ma­hi­yet ka­rı­şı­mı gö­rü­nü­mün­de­dir. Bu du­rum, Sad­ra’nın sis­te­mi­ne var­lı­ğın de­re­ce­li yo­ğun­lu­ğu (teş­kik), her var­lı­ğın sü­rek­li cev­he­rin­de ha­re­ket ha­lin­de ol­ma­sı (cev­he­rî ha­re­ket) ve var­lı­ğın bir­lik ve çok­luk İl­ke­si ol­ma­sı şek­lin­de yan­sı­mış­tır. O’nun fel­se­fe­sin­de “zo­run­lu var­lık” saf var­lık­tır; onun dı­şın­da­ki her şey var­lık ve ma­hi­yet­ten olu­şur. Var­lık, her şe­yi kap­sar (se­re­yan ve in­bi­sat).Var­lık ve ma­hi­yet ile kül­li­ler ko­nu­su­nun an­la­şıl­ma­sı açı­sın­dan önem­li bir ay­rım zih­nî ve ha­ri­cî var­lık ay­rı­mı­dır. Sad­ra’ya gö­re ma­hi­yet, ha­ki­kî bir var­lı­ğa sa­hip de­ğil­dir, zih­nî­dir. Ak­lî bir ana­liz so­nu­cu ve var­lı­ğa bağ­lı ola­rak or­ta­ya çık­mak­ta­dır. Sad­ra’nın sis­te­min­de ma­hi­yet bir ta­bi­i kül­li­dir, böy­le­ce zi­hin­de­ki or­tak-an­la­mı ifa­de eder. Var­lık ve ma­hi­yet ile ir­ti­bat­lı di­ğer bir hu­sus, ay­rım il­ke­si­nin ne ol­du­ğu­dur. Kla­sik ola­rak (özel­lik­le Meş­şa­i ge­le­nek­te) şey­le­rin bir­bi­rin­den ay­rıl­ma­sı il­ke­si ola­rak ma­hi­yet öne sü­rül­mek­te iken, Sad­ra (bir­lik ve çok­lu­ğun il­ke­si ola­rak va­zet­ti­ği) var­lı­ğın ken­di­si­nin ön­ce­lik-son­ra­lık, (var­lık­la­rın­da­ki) kuv­vet ve za­yıf­lık ile ay­rım il­ke­si ol­du­ğu­nu or­ta­ya ko­yar.So­ru­lar fas­lın­da, Sad­ra’nın me­to­du üze­rin­de du­rul­du ve di­na­mik bir var­lık an­la­yı­şın­da fel­se­fe­nin im­kâ­nı tar­tı­şıl­dı. Bu­ra­da, ke­lam ve fel­se­fe­nin, ta­sav­vuf yo­lun­dan ay­rı­lıp ve fa­kat bun­lar­dan ba­ğım­sız ola­rak keş­fe da­ya­lı bur­han me­to­du­nu mer­ke­ze al­ma­sı­na dik­kat çe­kil­di. Yi­ne Sad­ra’nın dü­şün­ce­sin­de Ku­ran ve Sün­net me­tin­le­ri­ni ve Ehl-i Beyt’in söz­le­ri­ni ra­hat ve sis­tem­li kul­la­nı­şı­na dik­kat çe­kil­di.Pa­rıl­dar bir so­ru üze­ri­ne Mol­la Sad­ra fel­se­fe­si hak­kın­da ça­lış­ma­nın ge­rek­li­li­ği­ni şu üç mad­de ile özet­le­ye­rek top­lan­tı­yı ni­ha­ye­te er­dir­di: “Bi­rin­ci­si, Mol­la Sad­ra’nın ya­şa­dı­ğı dö­nem İs­lâm fel­se­fe­si­nin olu­şu­mu­nu ta­mam­la­mış ha­li hak­kın­da bil­gi ver­me­si açı­sın­dan önem­li­dir. İkin­ci­si, onun fel­se­fe­sin­de mo­dern fel­se­fe­nin tı­kan­dı­ğı ba­zı prob­lem­le­re da­ir so­ru­lar ve ce­vap ara­yış­la­rı or­ta­ya çı­kar. Onun di­na­mik ev­ren an­la­yı­şı ye­ni bi­lim­sel ge­liş­me­ler­le sa­bit­lik­ten yok­sun ka­lan ye­ni koz­mo­lo­ji üze­ri­ne na­sıl bir me­ta­fi­zik ve epis­te­mo­lo­ji ku­ru­la­bi­le­ce­ği­ne da­ir im­kân alan­la­rı aça­bi­lir. Son ola­rak, Mol­la Sad­ra’nın ma­hi­yet eleş­ti­ri­si, Kant’ın in­san ak­lı­nın sı­nır­la­rı­na da­ir ge­tir­di­ği eleş­ti­ri ile tı­ka­nan mo­dern me­ta­fi­zi­ği, ak­lın sı­nır­la­rı­nı ta­nı­ya­rak ye­ni­den in­şa et­me­nin im­kân­la­rı­nı gün­de­me ge­ti­re­bi­lir.”

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir