İmge ve Metin: Yazı ve Resim Nasıl Bir Araya Gelir?

Paylaş:

Sanat Araştırmaları Merkezi’nin “Sanat Tarihine Mümkün Bakışlar” başlıklı program dizisinin dördüncü konuğu Bilgi Üniversitesi’nden Nazım Dikbaş oldu. İmge-metin ya da resim-yazı arasındaki ilişkinin serüvenini, sunduğu estetik imkânları ve 20. yüzyıl ve sonrası sanatının bu estetik imkânları nasıl değerlendirdiğine ilişkin sorular çerçevesinde söyleşisini kurgulayan Dikbaş, konuyu perdeye yansıttığı örnek yapıtlar eşliğinde kronolojik olarak izleyicilerle paylaştı.

Her ne kadar yazı ile resmin, birbirinin fonksiyonunu üstlendiği pek çok alan söz konusu ise de genel olarak resim; temsili bir alan; yazı ise tasvir edici, tanımlayıcı bir alan olarak görülmektedir. Fakat 19. yüzyıl sonlarında başlayan ve 20. yüzyılda devam eden süreçte; resim ve yazının sınırlarının dışına taşarak, her ikisinin bir arada, birbirinden ayrılmaz bir şekilde iç içe geçtiği bir kullanım söz konusudur. Bu değişimin temel saiki özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrası toplumsal ve ekonomik yapıdaki değişimlerdir. Sanata yeni yaklaşımlar ya da sanatın modern dönemi olarak anılabilecek bu süreçte, sanat dönüşü olmayan bir yola girmiş; gelenekselleşmiş kurallara ve kalıplara bir başkaldırı olarak tanımlanabilecek yeni formlar, yeni biçim ve tarzlar denenmiştir.

Temsile dayalı sanat anlayışından saparak devrim yapan Kübizm gibi akımlar sanatın malzemesi ile ilgili bir çıkış yapmışlardır. Perspektifin tek ölçüt olmadığına ilişkin yaklaşımı uçlara götürerek klasik form ve kabulleri hiçe sayan örnekler ortaya koymuşlardır. Kübistler, tuval ve boya gibi klasik malzemenin üzerinde resme tamamen yabancı öğeleri (kağıt, kumaş, gazete parçaları, harfler) kullanarak sanat nesnesinin kendisini bir değişime uğratmışlardır. Böylelikle yazıya dair görsel malzeme, tuvalde ilk kez görünür olmuştur. Günümüz resim sanatında sık sık rastlanan imge ve yazının birlikte kullanımına ait bu tür uygulamalar, o dönemde hiç görülmemiş yeni şeylerdir. Kübistler böylelikle biçimlerin tutarlı bir kompozisyononu oluşturmak için, resimde imtiyazlı madde diye bir şey olmadığını, bir tablonun metne ilişkin materyaller ile de yapılabileceğini göstermişlerdir.

Malzemeyi değil kompozisyonu öne çıkartan diğer bir akım da Dadaizmdir. Dadacılar görsel/metinsel merkezli yeni bir örgütlenmeye karar verdiklerinde ilk olgu olarak metin ve imgenin beraber kullanılmasına yönelmişlerdir. Merz yapımlarıyla ünlü bir Dadaist olan Kurt Schwitters’in resimlerinde, imge ve yazının birbirinin içine geçtiğini görmek mümkün olmuştur. Dadaizm, modernizmin öncü sanatçılarından Marcel Duchamp için her ne kadar geçici bir buluşma noktası olsa da Duchamp kendi başına, sanat dışı olan “hazır yapım” bir nesnenin, orijinal bağlamından, kullanımından ve anlamından sıyrıldığı takdirde “sanat” olarak sergilenebileceğini göstermiştir. Seri üretim ürünlerini, heykelolarak sergileyerek “yüksek sanat”, “kültür” ve pazardaki ürünler hakkındaki geleneksel düşünce ve kanıları hedef almıştır.

Duchamp’ın en çarpıcı ve ikonoklastik üretimi Çeşme, Şadırvanisimleri ile sergilenen pisuarıdır. İşlevi farklı bir objenin, çokça benzeri olan endüstriyel bir ürünün, alınıp sergi alanına konmasını, 20. yüzyıl sanatının en önemli jesti olarak yorumlayan Dikbaş; bütün felsefe tarihine; “Platon’un yapıtlarına düşülmüş dipnotlar” denilmesine benzer bir şekilde 20. yüzyıl deneysel sanatına da Ducamp’ın sanatına düşülmüş, bu bağlamda üretilmiş eserler demenin mümkün olduğuna dikkat çekti. Yapıtın en çarpıcı tarafı, hazır yapıt olmayan tek şey; sanatçının imzası gibi duran; “R. Mutt” olarak okunabilecek imza. Bu imza ne olduğunu bilmediğimiz, Ducamp’ın ismi olmayan fakat görsel malzeme ile yazı arasındaki ilişkiye dikkat çeken ironik bir şeydir. Geleneksel yapıtlarda önemli olan sanatçının kendi ismini yazdığı imza ve tarih ile de yapıtta oynanmış, yazı/imza gizemli bir şey haline dönüşmüştür. Yapıtın fırça izi taşıyan bu unsuru ile sanatçı yapıtın arkasındaki bir fikre, bir kavrama, kavramsal düşünceler dizisine ya da bir metin dünyasına gönderme yapmıştır.

Çalışmalarında, çoğunlukla bilinen şeylere yeni anlamlar kazandıran ve sıradan nesneleri alışılmadık bir içerikle gösteren René Magritte de anılması gereken bir sanatçıdır. Çizdiği piponun altına “Bu Bir Pipo Değildir” yazarak ilk başta bir çelişki gibi görünen fakat esasında doğru olan bir ilişkiye dikkat çekmiştir: Resim bir pipo değil, piponun bir görüntüsüdür. Yazı, “resim ve imge” ile birlikte kullanılırken; pipo imgesinin altındaki yazı, onun imgesini, resmini olumsuzlamaktadır.

Michel FoucaultBu Bir Pipo Değildiradlı kitabında bu resmi ve yarattığı paradoksu anlatmaktadır. Magritte’nin bu eseri ile artık sanat tarihinde bağlam, arkasındaki fikir ve metin ilişkisi ön plana çıkmış olmaktadır.

Magritte’nin resimde yaptığını Ferdinand de Saussure yapısalcılık çerçevesinde dilin yapısını anlamaya ve çözümlemeye çalışarak dilde yapmıştır. James Joyce’un Ulyssess veFinnegans Wakeçözümlenmesi zor, dilin yapısı ile oynayan eserlerdir. Saussure’ın ardılı Jack Derrida ise yapıçözüm/yapıbozum ile yapının çoktan bozuma ve çöküşe uğradığını ifade etmiştir.

İkinci Dünya Savaşı Amerika tuval resminin temsilcisi Jasper Johns,Periscopeadlı eserinde “red, yellow ve blue” gibi renklerin ismini yazarak resme metnin girişini geleneğe bağlı kalıp boya ve fırça kullanarak daha uzlaşmacı ve sakin bir yaklaşımla teyit etmiştir.

İngiliz ressam ve sanat tarihçisi David Hockney’in akademide mezuniyet için yaptığı Life Painting For a Diplomaadlı tuvaline, hem yapıtın ismini hem de “fizik” kelimesini ekleyerek; resim ve metni beraber kullanmıştır. O dönemde eleştiri almış olsa da akademi içerisinde de resme yeni bir bileşenin, yani yazının girdiğinin bir göstergesi olarak okunabilir bu eser.

Pop Art akımının en önemli temsilcilerinden Andy Warhol ise seri üretimin, seri üretim nesnelerinin sıkça kullanıldığı eserler yapmıştır. Sanatçı, işlerinde boya ve metni rahatça kullanır. Öyle ki; zaman zaman da metin imgenin önüne geçmektedir.Deterjan kutusu Brillo, Campbell’s Çorba Kutuları’nı yahut Coca Cola şişelerini kullanarak yaptığı işler metin ile imgenin birlikte kullanılmasının en iyi örneklerindendir.

İmge ve metin birlikteliğin sunduğu estetik imkânların serüvenini Kübizm, Dada ve Deneysel sanat çerçevesinde değerlendiren Dikbaş, imge-metin ilişkisini sanatçı kimliği ile, bulunmuş fotoğraf üzerine karışık teknik ile yaptığı kendi yapıtları çerçevesinde de değerlendirdi. Çizimlerinin isimlerinin, çizimlerinde geçen cümlelerin bir hikâyesi olduğunu, kendi zihninin içinden geçen, birbirine dolanan, yaşadığı ya da kurguladığı hikâyeleri ve bu hikâyelere nasıl müdahale ettiğini anlattı. Bir hikâye katmanına, bir konuşma balonuna veya hikâyelerin akışının nasıl değiştirilebileceğine imge ve metin üzerinden değinse de kendi eserleri hakkında yorumları izleyiciye/okuyucuya bıraktı.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir