IV. Mehmed Döneminde Topkapı Sarayı Haremi

Paylaş:

Murat Kocaaslan, Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde hazırladığı teziyle Topkapı Sarayı haremi üzerinden Osmanlı hareminin kapılarını açıyor bize. Harem içindeki mimarî örgütlenmenin hiyerarşik yapıyla ilişkisine odaklanıyor tez. Topkapı Sarayı hareminin özellikleri, harem üzerine araştırma yaparken karşılaşılabilecek zorluklar, tezin kapsamının neden 17. yüzyıl ve IV. Mehmed olduğu ve haremin baş aktörleri olan kadınların mimariye etkileri ve yönetimde oynadıkları rol üzerine konuştuk Kocaaslan ile.

Topkapı Sarayı’nda gerçekleştirilen “Depolarda Bulunulan Çinilerin Dijital Ortama Aktarılması” başlıklı bir projeye katılan Kocaaslan’ın hareme ilgisi bu proje aracılığıyla başlıyor aslında; zira kendisi bu vesileyle, haremin bilinmezliğine paralel olarak öneminin de farkına varıyor. Bunun üzerine haremle ilgili birtakım literatür okumaları yapan Kocaaslan tezinin çerçevesini 17. yüzyıl ve IV. Mehmed dönemi olarak sınırlandırıyor. 17. yüzyıla ilgisi Osmanlı hanedanlığındaki taht geleneğinin, başka bir deyişle şehzadelerin sancaklara gönderilmelerinin, 17. yüzyıldan itibaren değişmesiyle yakından ilgili. Çünkü sancaklara gönderilmeyen şehzadeler haremde ikamet etmeye başlıyorlar ve bu durum saltanat geçme mücadelesinin merkezini hareme taşıdığı gibi şehzadelerin kendilerine müttefik olarak Darüssaade ağalarını ve bilhassa valide sultanları seçmelerine neden oluyor. Böylece harem yönetimde, siyasette ön plana çıkmaya başlıyor. Padişah olarak IV. Mehmed’in tercih edilmesindeki âmil ise IV. Mehmed’in tahta çıktığı zaman yedi yaşında küçük bir çocuk olması hasebiyle yönetimde pasif kalması. Zira bu durum harem üyelerinden valide sultanlar ile Darüssaade ağalarının ön plana çıkarak yönetimdeki kararlarda aktif rol oynamalarına zemin hazırlıyor.

Ana kaynak olarak Osmanlı dönemi vakanüvislerinin eserlerinden, Osmanlı arşiv belgelerinden istifade etmekle beraber sınırlı da olsa modern araştırmacıların eserlerini de kullanan Kocaaslan’a göre; haremle ilgili bir çalışma yaparken temel üç büyük sorunla karşılaşılır: (i)En temel sorun, haremin işlevini sürdürdüğü dönem boyunca –1856’ya kadar– dış dünyaya karşı kapalı oluşu –ki bu sorunun en büyük dezavantajı araştırmacıların çalışmaları esnasında merak ettikleri husus hakkında derinlemesine bilgi edinmeleri önünde bir engel oluşturmasıdır. (ii)Haremin bugün bir müze olarak işlev görmesi. (iii)Haremin bir yaşam alanı olmasından dolayı birçok kez değişikliğe uğraması ve bu değişikliğin haremin mimarî açıdan değişimini idrak edebilmeyi güçleştirmesi. Bu değişiklikler genellikle ya cariyelerin çıkardıkları yangınlardan ya da taht değişimlerinden sonra haremin yeni sakinlerinin beğenilerindeki farklılıklardan kaynaklanmaktadır.

Tezini bir sahne olarak kurgulayan Kocaaslan için harem kişilerin değiştiği ama rollerin değişmediği bir yer. Haremde en önemli, başat bir mevkiye mâlik valide sultanların 16. yüzyılın ikinci yarısı ve 17. yüzyıl sonrası sahnede çok görünür olmalarının nedeni oğulları tahttayken sahip oldukları güç ve imtiyazdan mahrum kalma korkusuyla Eski Saray’a gitmek istememeleridir. Bu istenmeyen durumun gerçekleşmemesi için de valide sultanlar taht mücadelesine girmişler ve bunun sonucunda Kösem Sultan, Turhan Sultan gibi valideler Osmanlı yönetiminde bir dönem oldukça etkin olmuşlardır. 17. yüzyılda valide sultanlar kadar yönetimde etkin diğer bir figür Darüssaade ağalarıdır. Haremin güvenliğinden sorumlu Darüssaade ağaları, valide sultanların iktidarı ele geçirmelerinden taht değişikliklerine kadar pek çok açıdan etki sahibidirler.

150 muzunluğunda 75-80 m genişliğinde olan, yaklaşık üç yüz yıla yakın kullanılan haremi mimarî açıdan da değerlendiren Kocaaslan, özellikle valide sultanın haremdeki yeri üzerine odaklanmaktadır. Zira valide sultanın odası haremde öyle bir yere inşa edilmiştir ki ne cariyeler, ne Darüssaade ağaları ne de padişah, validenin odasından geçmeden gidecekleri yere gidemezler. Hasılı, valide sultan haremin her yerine girebilen tek kişidir.

Tezinde haremin kitabelerinden de bahseden Kocaaslan, bu kitabelerin rastlantısal olarak konulmadığı, bilakis mesaj verdiği kanısında. Ayrıca, günümüzdeki Topkapı Sarayı hareminin, 1665 yılında çıkan yangın sonucunda zarar gören haremin tekrar inşası ya da düzenlenmesi konusunda yönlendirici olan Turhan Sultan’ın eseri olduğunu ileri süren Kocaaslan’a göre bu durum da haremin mimarî örgütlenmesinde kadının rolünü ortaya koyması bakımından önemli bir tespittir.

Haremi yukarıda bahsedilen hususlar çerçevesinde ele alıp değerlendiren Kocaaslan şu sonuca ulaşıyor: “Harem, 17. yüzyılda yönetimin kalbi gibidir. Kalbin attığı yer de padişahın olduğu yerden ziyade valide sultanın bulunduğu yerdir. Çünkü III. Murad’dan önce hiçbir padişah haremde kendisine oda yaptırmamıştır ki, bu da haremin ve kadınların etkisini gösterir.” Bütün bunlara ek olarak haremin kendi içindeki mimari örgütlenişi haremdeki yapıyı etkilediği gibi doğrudan statüyle de ilgili bir durumdur. Diğer bir deyişle mimarideki sınırlamalar haremde hem dışarıya hem de kendi içine bir kapalılığı da beraberinde getirmiştir.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir