Neval El Seddavi, Sıfır Noktasındaki Kadın

Paylaş:

“Kazanılmış hiç bir gine, koleji eski tarzda inşa etmek için kullanılmamalı, yeni bir tarzda inşa edilmesi için de kullanılamayacağına göre gine şöyle tahsis edilmeli: ‘Paçavralar. Petrol. Kibrit’ Ve yanına da şu not eklenmeli: ‘Bu gineyi alın ve bununla koleji yakıp kül edin. Eski ikiyüzlülükleri yakın. Yanan binanın alevleri bülbülleri korkutsun ve söğütleri kızıla döndürsün. Ve eğitimli adamların kızları bu ateş etrafında dans edip alevlerin üstüne kuru yapraklar atsın. Ve anneleri de üst kat pencerelerinden bakıp bağırsınlar. Yansın! Yansın! Yansın! Bu eğitimle işimiz bitti!’” Virginia Woolf, Üç Gine(1938)

Sanat Araştırmaları Merkezi bünyesinde gerçekleşen “Müslüman Kültürlerde Kadın: Din, Cinsiyet ve Kimlik Üzerine Anlatılar” okuma grubu Nagihan Haliloğlu rehberliğinde ilk oturumuna Mısırlı, psikiyatrist ve feminist yazar Neval El Seddavi’nin Sıfır Noktasındaki Kadınromanıyla başladı. İlk anlatının aşırı feminist ve protest tonda Mısır’dan gelmesi manidardı; zira son dönemde Mısır sadece Müslüman-Arap dünyasında değil ama şanlı devrimiyle tüm dünyaya hakkını teslim ettirmişti. Müslüman kültürlerde yetişmiş kadın yazarların kendi coğrafyalarına dair din, cinsiyet ve kimlik temalarını incelemek üzere bir araya gelinen okuma grubu, anlatı-kurgular üzerinden “feminist, post-kolonyal teori ve İslâm kültüründeki kadın”a dair daha önce denenmemiş bir “içeriden-okuma” tecrübesiydi aynı zamanda.

Sıfır Noktasındaki Kadın, Neval El Seddavi’nin bir cezaevi araştırmasında karşılaştığı idam edilecek bir kadının gerçek hikâyesine dayanıyor. Bir kadının ölümle hayat arasında gerçeği, saygıdeğerlik, saygınlık ve itibarı araması ile “kötü” yola düşmesi hikâyesi Seddavi’nin kalemi üzerinden bir kültürel coğrafyanın benlik anlatısına dönüşüyor. Hikâyedeki kötü yola düşmüş kadın benliği ile Seddavi’nin kişisel özneliği kurgu formunda müdahaleci erkek egemen sistemde kadının öznel bireyselliğini tanıma sürecine dönüşüyor. Mikhail Bakhtin’in terimiyle söylersek Seddavi’nin anlatısı, artistik edebi kurgu ile gerçek tarihsel olgunun mekânsal ve uzamsal özgün bağlantılılığını, yani Mısır coğrafyasındaki kültürel arşivin edebi alandaki “chronotope”larını oluşturuyor.

Elaine Showalter’in feminist kritisizm ile ilgili olarakla gynocritique(gynocritics) olarak adlandırdığı yazar olarak kadının yegâne radikal örneği olan Seddavi, hikâyesindeki Firdevs kahramanıyla tarihî bir metinsel anlamı, tema, tür ve yapısını, kadın yaratıcılığının psikodinamiklerini üretiyor. Virginia Woolf’un dediği gibi, kadim epik şiir, dinsel kitabe ve beş bölümden oluşan poetik tragedya gibi tüm tarih literatürü ve janrı bütünüyle “erkek cümlelerinden” ibaretse o zaman şimdi kadının bir şiirsel kafiye ve diğer türlerden ziyade düz yazı cümleleri kullanması, belki de bizzat roman türü kadının yazmasına en uygun olandır. “Başlı başına roman kadının ellerinde narin, hassas olabilmek için yeterince gençtir –belki de kadınların neden roman yazdığının diğer bir kanıtı da budur” der Woolf, Kendine Ait Oda’da. Neval El Seddavi ise karşılaştığı trajediyi aynen Woolf’un tavsiyesindeki gibi roman türünde kimlik anlatısıyla ifade eder. Çünkü yaşadığı toplumdaki erkek-kadın ikiliği ve ayrımcılığına bağlı olarak kurulmuş (constructedness) kültürel kodları Firdevs’in kötü yola düşme hikâyesiyle büyük bir darbeye uğratarak hem kadınları hem erkekleri muhatap aldığı okuyucusuna âdeta “Kadın olarak doğulmaz, kadın olunur”un acı bir halk masalını anlatır. Simone de Beauvoir’ın aynen sorduğu gibi “Kadının durumundan ziyade ‘kadın nedir?’” sorusuna cevabı “sosyo-kültürel yapının üretimi”dir.

Firdevs’in çocukluğundan itibaren yaşadığı tüm taciz, zulüm, perişanlık, aşağılanma, sefillik gibi başına gelen tüm kötülükler erkekler kanalıyladır. Hayatında kadınlar da ona çokça kötülükte bulunmuştur; fakat Firdevs’in ezeli ebedi düşmanı erkeklerdir. Seddavi bu konuda oldukça acımasızdır. Firdevs’in “kötü” bir kadın olarak hayatı boyunca erkeklerin elde edemediği ve tüm hayatını bu değerleri elde etmek için harcadığı tek şey “itibar, şeref ve değerlilik” duygularıdır. Sevgi ve güven kırıntıları bulup yapıştığı insanlarda onu terk edecektir. Yatılı okuldaki öğretmen İkbal Hanım bir gece ansızın onun için şefkat, sevgi ve güven hislerinin kahramanı olacaktır. Çok sonra, fahişelikten saygıdeğer biri olmaya çabaladığı günlerde İbrahim’e âşık olacaktır. Ama devrimci İbrahim de onu aldatacaktır.

Onu idam sehpasına götüren cinayeti işlemeden bir süre önce Firdevs büyük bir aydınlanma yaşar. Hayatının en büyük kırılması, kendi zincirlerini koparmasıdır. Artık hiçbir değerle irtibatı kalmadığı gibi hiçbir şeyden korkusu da kalmaz: Eline geçen bütün paraları yırtar. Hikâye bu noktada çözülmeye uğrar. Hayatı boyunca para erkeklerin elinde bir güç kaynağı iken, şimdi Firdevs o güç kaynağını ortadan kaldırıp tanımıyor, tüm otoriteye bir başkaldırı jestiyle aslında hayatiyetine bir son veriyordur.

Roman, işçi sınıfının geri çarpması, sömürge milletlerinin geri çarpması söylemi gibi kadın hareketinin geri çarpması (women strike back) olarak yorumlanabilse de böylesi bir çatışma ve savaş, sonunda “geri-çarpan-kadına” devrim getirmiyor, belki ölüm getiriyor. Kitapta herhangi bir dinî (İslâmî) imge barbarlık ve zalimlikle aynı hizada konumlandırılıyor olsa da, Neval El Seddavi’nin kadın kahramanı Firdevs (cennet), İsevî geleneğinin önemli figürü Mary Magdelene’ni hatırlatıyor. (“Gece gündüz, çarmıha gerilmiş gibi sırtüstü yatardım yatakta” 64). Firdevs’in hayatındaki sevgi, şefkat ve güven sembolü olan iki kişi, İkbal (yüksek bir makama erişmiş olma, istek, arzu, baht) Hanım’a ve İbrahim’e (merhametli baba; hakların, insanların babası) metaforik mânâda hayatta ulaşmayı arzuladığı ama elinden yitip giden mânâlar gibi duruyor. Son kertede ulaşmayı istediği bu mânâlar uğruna belki de “kurban” oluyor. Herkesin taş atıp öldürdüğü sırada Neval El Seddavi, Firdevs’in (Mary Magdelene) hikâyesini ebedileştirerek belki de Firdevs’e ölümsüzlük bahşediyor.

Neval El Saddafi örneği “Müslüman kültürler” motifi ile kadın cinsiyeti ve kimliğinin hangi koordinatta savaş açıp yara aldığını gösterir niteliktedir. Halk, hak ve işçi direnişleri gibi –ve nihayet aşırı ve kanlı bir kadın direnişine tanık eder bizi anlatı. Woolf’un Üç Ginede dediği gibi: “İşte, [benden koleji için para yardımı isteyen] Hanımefendi, [başka bir beyefendi] savaşı durdurmakta ona nasıl yardımcı olabileceğimizi soruyor (…) Ayrıca bu fotoğraflar da var: cesetler ve yıkılmış evlerin fotoğrafları. Bu sorular (…) ışığında okulunuzu tekrar inşa ederken eğitimin amacını, nasıl bir toplum, nasıl insanlar yetiştirmeye çalışması gerektiğini iyi bir düşünün. Eğer savaşın çıkmasına engel olmaya yardımcı olacak bir toplum ve bireyler yetiştirmede kullanacağınıza ikna edebilirseniz, size bir ginemi yollayacağım.”

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir