Şark Meselesinden Demokratik Açılıma: Türkiye’nin Kürt Sorunu Hafızası

Paylaş:

“Milliyetçilik Konuşmaları”nın dördüncü konuğu Gazi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi ve SETA Vakfı uzmanı Hüseyin Yayman oldu. Osmanlı’dan tevarüs eden, gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir boyuta varan ve ismi üzerinde bile bir mutabakata varılamayan “Kürt meselesine” dair Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana yazılmış gizli açık tüm belgeleri Şark Meselesinden Demokratik Açılıma: Türkiye’nin Kürt Sorunu Hafızası*isimli raporunda/kitabında biraraya getiren Yayman, devlet belgelerinden partilerin çalışmalarına kadar tüm literatürü tek tek inceleyerek bir hafıza tazelemesi sonucunda şu kanıya ulaşmış: “Bir anlamda yakın dönem Türkiye tarihi soruna isim verme arayışıyla geçmiştir.” Türkiye’nin Kürt sorunu hafızasını temel metinler (yazılan raporlar) üzerinden analiz etmeye çalışan Yayman, araştırma sürecinde üç temel problematiğinin olduğunu aktardı: (i)Aktörler/Özneler: Bu metinler kimler tarafından yazılmıştır ve yazanların siyasal ve ideolojik konumlanışları nelerdir? (ii) Yazılan dönem: Metinlerin yazıldığı dönemin siyasal ve toplumsal iklimi nasıldır? (iii) İçerik analizi: Bu metinlerde “sorun” nasıl tanımlanmaktadır ve “çözüm” konusunda neler önerilmektedir?

Bu üç adımın sonunda, Türkiye’nin Kürt meselesinde iki temel paradigmasının olduğunu ifade eden Yayman’a göre bunlardan birincisi güvenlikçi yaklaşımdır. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren başlayan ve 2000’lerde dalga değiştiren bu yaklaşım, meseleyi bir asayiş sorunu olarak ele alır ve çözümü de askerî-güvenlik tedbirlerinde görür. İlk rapor, 1925 Şeyh Said İsyanı’ndan sonra dönemin Meclis Başkanı Abdülhâlık Renda ve Dâhiliye Nâzırı Cemil Uybadın tarafından hazırlanır ve bu, devletin ilk resmî Kürt siyasetini oluşturur. Bu iki ismin hazırladığı ön raporlar, Şark Islahat Planı’nın ön tezlerini ve temel referanslarını da teşkil eder. Şark Islahat Planı’nın 2000’lere kadar devletin resmî Kürt politikasını belirlediğini vurgulayan Yayman, hükümetler ve dönemler değişse de aynı planın uygulandığını belirtti. 1925 Şark Islahat Planı’ndan sonra Kürt bölgesinde üç tane Genel Müfettişlik açılır: İlki 1927’de Diyarbakır merkezde, diğer ikisi ise Dersim (Tunceli) ve Erzurum’da. Kürt bölgesine gönderilen genel müfettişlerin, valilerin, mülkiye müfettişlerinin yanı sıra İsmet İnönü, Celal Bayar ve Fevzi Çakmak gibi üst düzey devlet adamlarının da raporlar hazırladıklarını söyleyen Yayman, rapor yazmanın 1930’larda hızlandığını kaydetti. Yayman, bu raporların ana temalarını üçlü bir sınıflandırmaya tâbi tutarak şöyle sıraladı: (i) İnkâr: Kürt yoktur, onlar asıl olarak Türk’tür. (ii) Asimilasyon/Türkleştirme:“Kendini Kürt zannedenler”i Türk olduklarına ikna etmek gerekir. (iii) İskân: “Kendini Kürt zannedenler”i Türk bölgelerinde iskân etmek lazımdır.

Yayman’a göre sorunun tanımlanması ve içeriği eksik ve problemli olduğu gibi, bu sorundan kaynaklanan istatistikî veriler dahi karartıldı. Son otuz yılda PKK ile savaşın neden olduğu can kaybı, boşaltılan köy sayısı ve “faili meçhuller” bile net değil. Bütün bunları göz önüne alarak Yayman şöyle bir iddiada bulundu: “Devletin bir Kürt siyaseti yoktur.” “Siyasetsizlik” derken konjonktürel, mevsimsel ve birtakım taktik adımlar atılmasını kasteden Yayman, bu yaklaşımın sorunu daha da katmerleştirdiğini ve devletin bu siyasetsizliğinin PKK’nın daha fazla taban bulmasını sağladığını ifade etti.

Özellikle PKK’nın çıkışı ve güçlenmesi ile birlikte artık Kürt sorununun yönetilemez olduğunun anlaşıldığını aktaran Yayman, Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin (SHP) hazırladığı raporlarda (1989) “Kürt sorunu bir insan hakları ihlali ve demokrasi eksikliği sorunudur” şeklinde bir yaklaşım geliştirilmeye çalışıldığını ifade etti. Yayman’a göre 1990’ların sonu itibarıyla resmî siyaset değişim gösterdi ve devlet, sorunu silahla değil demokratikleşmehamleleriyle çözmeye çabaladı. “2000’li yıllarda gelen ‘demokratikleşme’ ile beraber neden hâlâ sorun çözülmüyor ve Kürt bölgesindeki tansiyon düşmüyor?” sorusuna Yayman dört aşamalı bir cevap verdi: (i) gecikme, zamanında yapılmayan iyileştirmelerin ve atılmayan adımların beklenen faydayı sağlamaması;(ii) muhataplıksorunu, sorunu esas muhataplarıyla çözmeye çalışmamak;(iii) milliyetçilik meselesi(iv) siyasetteki müteredditlik, devletin net bir Kürt siyasetinin olmaması… Bu değerlendirmeye karşın, Türk ordusunun ve Türk siyasetinin, daha yakın dönemdeki “hiçbir zaman askerî yöntemlerden vazgeçilmediği ve vazgeçilmeyeceği” yönündeki açıklamaları, Yayman’ın çizdiği üzere iki paradigma arasında keskin bir kopuş mu yoksa bir süreklilik mi söz konusu sorusunu akıllara getiriyor.

Yayman’ın katılımcılardan büyük ilgi gören konuşması, bölgede yaşamış olanların zaman zaman kendi tecrübelerini de aktardıkları oldukça uzun bir soru-cevap faslıyla sona erdi.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir