Türkiye’de Sol Siyasal Düşünce Tarihi: Otobiyografik Bir Anlatı

Paylaş:

Mete Tunçay lise öğrenimini 1954 yılında Beyoğlu’nda Atatürk Lisesi’nde tamamlar. Tahsiline Ankara’da Mekteb-i Mülkiye’nin Siyasi Şube’sinde devam eder. Buraya gelirken diplomat olma merakı vardır; ama diplomatlığın “üniformasız askerlik” olduğunu farkedince bu fikirden vazgeçer. Yavuz Abadan’ın kürsüsünde Umumi Amme Hukuku bölümünde asistan olur. Nusret Hızır da felsefe hocasıdır. Onun derslerinde 1920’lerin sonu 1930’ların başında Viyana’da “yeni pozitivistler” ya da “lojistikçi pozitivistler” olarak adlandırılan, Nazizmin gelmesiyle İkinci Dünya Savaşı öncesinde dağılan bir çevreyi tanır. Amerika’ya gidenler sembolik dil; İngiltere’ye gidenlerse gündelik dil analiziyle uğraşırlar. Tunçay, bir gün bütün argümanların hesaplanabilecek nitelikte yeniden formüle edilebileceği varsayımına dayanan Leibniz’in sloganvari “hesaplama” (calculebus) öngörüsünü benimseyen bu akımın iddiasını doktora tezinde denemek üzere eski Yunan’dan günümüze, seçtiği yirmi kadar düşünürün özgürlükten ne anladıklarını ele alır. Doktora tezini, Abadan’ın gözetiminde 1961’de tamamlar. Ardından British Council, Rockefeller ve Fulbright burslarından üçünü de kazanır; lakin sadece birini seçmesi gerekmektedir. Rockefeller, en yüklü bursu, istenilen yerde çalışma imkânıyla sunduğu için onu tercih eder. Sembolik mantıkla analiz yapma hevesi, bir Avusturya Yahudisi olan Popper’in tesiri ve bir de Avrupa’daki sosyalizmlerden farklı İngiliz sosyalizmini tanımak maksadıyla İngiltere’deki London School of Economics’e gider. İngiltere’de iki sene kalır Tunçay. Sonrasında Türkiye’de doçentlik tezi hazırlar. İngiliz sosyalizm tarihini çalışmak ister. Hocalarından Tahsin Bekir Balta’ya danışır. O da “yeni birşey çıkarabilecek misin?” diye sorar. Cevabı “hayır”dır. Balta, Türkiye sosyalizm tarihi konusunu önerir. Böylece Tunçay, yasaktan dolayı Nazım Hikmet’in şiirlerinin elden ele dağıtıldığı, zamanın en tanınmış dergilerinden birinin Doğan Avcıoğlu tarafından 1967 Haziran’ına kadar çıkarılan Yöndergisi olduğu bir dönemde Türk solunu araştırmaya başlar.

Kaynak sıkıntısı başgösterir. İnsanların vakti zamanında korkularından dolayı yok ettiği kitaplar, sadece adı duyulmuş veya hiç ulaşılamamış eserler vardır. Türkiye Sosyalist Fırkası’nın 1920’lerin başında Eskişehir örgütünün çıkardığı İşçigazetesi, Kırşehir’de çıkan Kurtuluşdergisinin adı duyulur sadece. Üç seneyi aşkın bir süre aylık olarak yayınlanan Aydınlıkdergisinin eksiksiz bir takımına kütüphanelerde hâlâ ulaşılamamaktadır.

Osmanlı’da Sosyalistler

Türkiye’de solun, sosyalizmin tarihi konusunda yazılan ilk eserlerden biri, Ali Namık’ın 1908 öncesinde yazdığı Türkiye’de Sosyalizmadlı kitabıdır. Bu kitap, bir tarih kitabından ziyade bir toplum analizini içermektedir. Temel tezi, Avrupa’daki sosyalizmin bu şartlarda Osmanlı’ya gelmesinin yersiz olduğudur. Sosyalizm, II. Meşrutiyet’in ilanına kadar Osmanlı Devleti’nin sair anasırı arasında yayılmaya başlar. Bunlar Avrupa’da okuyan Ermeni çocukları, Rumlar ve 1908’i müteakip Selanik Yahudileridir. Kendi aralarında “Benaroya” adında bir sosyalist federasyon kurarlar. Bunların örgütlerine giren Türkler de vardır. Ergatisdergisinde yazan bir Türk’e rastlanır; mesela Mecdet Bey. Rasim Ahmet, Benaroya federasyonuna bağlı bir Türkçe gazete yayınlar.

Sosyalizm, tüm dünyada olduğu gibi işçi sınıfına mahsus görünür. Osmanlı Devleti’nde 1908 sonbaharında yüzlerce grev baş gösterince, ertesi sene bu grevleri güçleştirmek için “tatil-i eşgal kanunu” çıkarılır. O zamanki sosyalizm hareketinin öncülerinden biri İştirakdergisini çıkardığı için İştirakçi Hilmi diye anılan Hüseyin Hilmi’dir. İştirakçi Hilmi, bir sendika yöneticisi gibi işçi hareketini yönetmekte epey mahirdir. 1913’ün Ocak ayı sonunda Babıali baskınıyla İttihatçılar tam bir istibdat yönetimine girişince tüm muhaliflerle birlikte Anadolu’ya sürülür. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’dan mağlup çıkmasının ardından geri döner. Mütareke döneminde Türkiye Sosyalist Fırkası’nı kurar. İdrakadında yeni bir gazete çıkarır.

Türkiye’de sosyalizm Hüseyin Hilmi’den ibaret bir hareket değildir. Berlin, Kantstraße 8 numarada bir kulüp kuran, Almanya’da tahsil gören ve zamanla sosyalizmi de tanıyan bir Türk kolonisi oluşur. Befreiung(Kurtuluş) adında bir dergi de çıkaran bu gruba “Türk Spartakistleri” denir. O sıralarda Almanya’da Karl Liebknecht ve Roza Luxemburg’in temsil ettiği akımdan etkilenmişlerdir. Mustafa Kemal, Samsun’a ayak bastığında onlar da İstanbul’a ayak basar. Gelenlerden biri Ethem Nejat; bir diğeri Heidelberg doktoralı Arap İsmail Hakkı Hilmioğlu’dur. İstanbul’a geldikten sonra başka kaynaklardan sosyalizmi tanımış insanlarla birleşip 1920’ye kadarKurtuluşdergisini çıkarırlar. Aydınlıkdergisini de bu grup çıkarır.

Solu Çalışmak

Tunçay çalışmalarını yasak kitapların sayısının fazla olduğu sıkıntılı bir dönemde yapar. 1966’da Türkiye’de Sol Akımlar(1908-1925) başlıklı bir çalışma Siyasal Bilgiler Fakültesi tarafından yayınlanır. Piyasada Fethi Tevetoğlu (Türkiyede Sosyalist ve Komunist Faaliyetler) ve Ajlan Sayılgan’ın yaptıkları gibi polis evrakı kullanılarak ve belli bir zaviyeden bakılmak suretiyle yapılan çalışmalar vardır. Tunçay’a göre, Türkiye için dönüm noktası cumhuriyetin ilanı değil, 1925 “takrir-i sükun kanunu”dur. Bundan sonra tek parti yönetimi başlamış, hükümet idaresi mutlaklaşmış ve İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur.

Tunçay’ın Türk solunu çalışırken karşılaştığı güçlüklerden biri de arada kalmışlığıdır. Kendisi hiçbir partiye üye olmamış bir solcudur. Ne ki, cenahın içindeki eski tüfek solcular ona ağız aramaya çalışan bir polis, dışındakilerse “komünist” nazarıyla bakarlar. Tunçay, tek parti dönemi hakkında kaleme aldığı bir çalışma nedeniyle 1983’te 1402 nolu yasa kapsamında yargılanır. Zira tek parti dönemini çalışmak devletin kökenleri hakkında konuşmaktır.

Cumhuriyet ve Sol

Tunçay’a göre Türkiye’de sol tarihi çalışmak önemlidir, çünkü komünist muhalefet Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki örgütlü tek muhalefettir. Bununla birlikte, Türkiye’de komünist olmak Yunanistan’da veya Bulgaristan’da komünist olmaktan farklıdır. Zira onlar kendi hükümetlerine karşı acımasızken, Türkiye’deki komünistlerse yumuşaktırlar. Bunun bir nedeni Cumhuriyet hükümetiyle Sovyet hükümeti arasında Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki yakın ilişkilerdir. Lakin bu yakın ilişkiler, memleketteki sosyalistlerin ezilmesine mâni olmadığı gibi Türkiye’de sosyalistlerin yaptığı eleştiriler Komintern tarafından da paylaşılmamıştır. Hatta Türk sosyalistleri 1936’da azarlanır ve ihraç edilirler. Nedeni, Nazizm gibi büyük bir tehlike varken, komünistlerin demokrasileri desteklemesi gerektiğidir ve Türk sosyalistleri boş yere hükümetin başını ağrıtmaktadırlar.

Güncel Mülahazalar ve Değerlendirme

Tunçay’a göre sol, soyut anlamda insana ve insan zekâsına önem veren, akla güvenen evrensel bir düşüncedir. Bu bağlamda, insan aklıyla yapılan bir planlama kapitalizmin insanı insanın kurdu yapan mantığından daha değerlidir. Sosyalizmin Rusya’da gelişmesi Türkiye’de solun güdük kalmasının nedenlerindendir. Şayet Almanya’da gelişseydi durum farklı olurdu. Ayrıca solun bir gençlik hareketi olarak görülmesi de hatalıdır. Zira gençlik, bir insanlık çağıdır. Üçüncü sebep Türkiye’de solun başlıca anti-emperyalizm ve Lenin üzerinden okunmasıdır. Oysa bu pek doğru değildir. Karl Marx anti-emperyalist değil, sosyal devrimcidir. Bu, gelecek öngörüsüne dayanan bir inançtır. Solun dogmatik tarafıdır. Solun bu dogmatik yönü onu demokrat olmaktan uzaklaştırır; ama sol yine de demokrat olmalıdır. Sol,  devlet işletmesiyle gelen bir yönetim değil, birtakım objektif değerlerin yekûnudur.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir