Osmanlı Devlet Teşkilatında Bostancı Ocağı

Paylaş:

Son yıllarda Osmanlı teşkilat tarihi çalışmalarına yönelik ilgi gittikçe artıyor. Türkiye Araştırmaları Merkezinde de Ekim ayı tez-makale sunumlarında bu konuya yer verildi. Bu minvalde, “Osmanlı Devlet Teşkilatında Bostancı Ocağı” başlıklı tezi ile Dr. Murat Yıldız misafir edildi. Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü bünyesinde 2008 yılında tamamlanan tez, Osmanlı Devleti’nin önemli kurumlardan biri olan Bostancı Ocağı’na odaklanmaktadır. Ocağın tarihçesi, kuruluşundan 1826’da Yeniçeri Ocağı ile birlikte lağvedilişine kadar geçirdiği aşamalar ve üstlendiği görevler tezin çerçevesini oluşturuyor. 4 ana bölümden oluşan tezde “Bostancıbaşılık” da ayrıca incelenmektedir. Tez, ayrıca, Bahçıvanlıktan Saray Muhafızlığına Bostancı Ocağıadıyla yayına hazırlanmış durumda.

Ocak, adını nereden alıyor? Neden “Bostan”? Yıldız’dan öğrendiğimize göre, ocağa ismini veren “Bostan” kelimesi Farsça (güzel koku) kelimesi ile sitan(yer bildiren ek) kelimesinden müteşekkil, “koku yeri” mânâsına geliyor. Zira, acemi oğlanlar statüsündeki bu ocak Topkapı Sarayı bahçesindeki işlerden sorumlu. Çalışırken bir de keşfi olmuş Yıldız’ın. Kuruluş tarihi kesin olarak bilinemeyen ocağın kuruluş tarihini, araştırmaları esnasında ulaştığı bir arşiv belgesinden hareketle Fatih Sultan Mehmet dönemi olarak tespit ediyor.

Yaklaşık üç buçuk asır varlığını sürdüren Bostancı Ocağı hakkında çeşitli makale ve tez çalışmaları mevcut olmakla birlikte zamanla ortaya çıkan arşiv belgeleri ve diğer kaynaklardaki bilgiler Yıldız’ı bu konuyu yeniden incelemeye sevk ediyor. Başta arşiv belgeleri olmak üzere, kronikler, kanunnameler, telhisler gibi kaynak malzemeler ve araştırmalardan faydalanılıyor tezde.

Yıldız’a göre, yukarıda da ifade edildiği üzere Fatih döneminde İstanbul’da kurulan, Yeni Saray’daki bahçelerin bakım ve tamirat işleri için duyulan ihtiyaç üzerine tesis edilen ocak başlangıçta, bahçıvanlık ve padişah kayığında hizmet görmek gibi görevleri yerine getiriyor. Zamanla çeşitli gelişmelere bağlı olarak çok fonksiyonlu bir ocak haline geliyor. Bu fonksiyonları arasında saray muhafızlığı, Boğaziçi ve İstanbul civarındaki kırsal alanın asayiş ve güvenliğini sağlama, üstdüzey devlet görevlilerinin idamını infaz etme, yangın söndürme, mirî malını tahsil etme, yasa ve yasakları uygulama, beledî hizmetleri yerine getirme, şenlik ve törenler için top atma, savaşa katılma gibi görevler bulunmaktaydı.

Bölük ve cemaatlerden oluşan ocağın İstanbul’daki Hassa Bostancı Ocağı ve Edirne’deki Edirne Bostancı Ocağı olmak üzere iki şubesi vardı. İstanbul ocağı rütbe ve nitelik olarak üst konumda idi. Öyle ki bir örnek hariç hiçbir Edirne Bostancısı, Bostancıbaşı rütbesine erişememiştir. Ocağa adam toplama devşirme yöntemiyle yapılmaktaydı. Sayıları zamanla artan ocağın, asıl özelliği sultana yakınlık ve bağlılıklarıydı. Örneğin 17. yüzyılda yaşanan idarî ve siyasî kargaşalarda padişahtan yana tavır almışlardır. Bunun tek istisnası ise 1703 tarihli isyandır. Üç aydır maaş alamadıkları gerekçesiyle karışıklık çıkarmışlar ve karşılığında padişahın güvenini kaybetmişlerdir. Bu konuyla ilgili kayıtlara mevacib defterlerinden ulaşılmaktadır. Ayrıca, asker sıkıntısının olduğu dönemlerde savaşa gitmişler (özellikle 17. yüzyılda) ve son dönemde içerilerinden seçilenlerden yeni ordu cüzleri tesis edilmiştir.

Özetle, Bostancı Ocağı’nın kuruluşundan kaldırılışına kadarki süreçte, ocağa nefer alımı, ocağın nefer sayısı, ocağın görevleri, ocağın idareci ve hizmetlileri ile bostancıların yevmiyeleri, terfileri, tayin ve tahsisatları, emeklilikleri ve ayrıca bostancıbaşıların tayinleri, terfileri, emeklilikleri, gelirleri ve görevlerine yer veriliyor tezde. Bir dipnot olarak, kendisine sorulan bir soru üzerine Yıldız’ın verdiği cevaba binaen saraya alınan güllerin Edirne’den, toprağın Haliç’ten, ağaçların Beykoz’dan getirildiği bilgisini de paylaşalım burada…

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir