Türkiye’de Dilbilimi Çalışmalarının Bugünkü Durumu

Paylaş:

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde 2010 yılında açılan Dilbilimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hayati Develi ile hem zaman hem konu bakımından oldukça geniş bir alana yayılan sohbette genel olarak dünya ve Türkiye dilbiliminin tarihi, temel kavram ve yönelimleri üzerinde duruldu ve dilbilimin Türkiye’de bugün geldiği durum konuşuldu. Katılımcılar, akademik dozu hayli yüksek olan konunun içine, slaytlar eşliğinde yapılan oldukça keyifli ve bilgilendirici bir anlatımla çekildiler. Dilbilimle ilgili temel kitapları da beraberinde getiren Hayati Develi, yeri geldikçe tanıttığı kitapları elden ele dolaştırarak alanla ilgili bilgisini daha da derinleştirmek isteyenlere uzun soluklu bir katkıda bulundu.

Develi, Avrupa’da gelişen yeni yöntem ve kavramları Türk dili ve dil araştırmacılığına uygulayan ilk isimlerin, bugünkü durumun aksine, Türk diliyle uğraşan yerli ilim adamları olduğuna dikkat çekti. Bahsi geçen isimleri başında Darülfünûn’a 1909’da Türk lisanı hocası olarak atanan Necip Asım Yazıksız gelmektedir. Yazıksız, burada, “ilm-i lisân” dersleri vermiştir. “İlm-i lisân” Şemsettin Sami’nin tam da “lengüistik”e karşılık olarak önerdiği bir kelimedir. Necip Asım, 1917’de İlm-i Lisânadıyla bir kitap yayımlamış, 1923’te karşılaştırmalı dilbilimin önemli temsilcilerinden biri olan çağdaşı ve Saussure’ün öğrencisi Antoine Meillet’nin birkaç makalesini de Türkçeye kazandırmıştır.

Günümüzde pek bilinmeyen bir diğer isim, bazı kaynaklarda Namık Kemal’in torunu olarak da geçen M. Cezmi Ertuğrul’dur. Lisanımız ve Edebiyatımızadlı kitabında edebiyat ve dil meselelerini irdeleyen Ertuğrul, Lisaniyâtadıyla bir kitap daha yazmıştır. Lengüistik olarak çevrilebilecek bu kitap, yazarı genç yaşta öldüğü için basılamamıştır.

Lengüistik, Necip Asım’dan sonra İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde 1943’e kadar bilim dalı olarak varlığını sürdürmüştür. Ragıp Hulusi Özden 1943’te ölünceye kadar burada Lengüistik dersleri vermiş; Tarihsel Bakımdan Öztürkçe ve Yabancı Sözcüklerin Fonetik AyraçlarıDil Türeyişi Teorilerine Toplu Bir BakışDil Mükemmelliği Görünceleriadlı küçük risale şeklinde eserler kaleme almıştır.

Lengüistik, 1943’ten sonra İstanbul Üniversitesinde Batı Dilleri Bölümünde devam etmiştir. Batı dillerinde öğrenim görenlerin yabancı dildeki yayınları takip edebilme imkânları, dışarıdan gelen araştırmacıların da katkısıyla dilbilimin ülkemizdeki gelişmesini hızlanmıştır. Bu dönemde Ankara’da kurulan Dil Tarih Coğrafya Fakültesi bünyesinde de lengüistikle ilgili çalışmalar olmuştur. Buradaki ilk çalışmalardan biri Necip Üçok’un Genel Dilbilimadlı kitabıdır. Agop Dilaçar’ın Necip Üçok’tan daha önce 1939’da yayımlanmış Prag Lengüistik Mahfili ve Yeni Fonoloji Disipliniadlı bir eseri vardır. Bunların yanı sıra Basel’in 1953’te Linguistic Formadlı bir eseri İstanbul’da İngilizce olarak yayımlanmıştır. Basel’in öğrencisi de olan Özcan Başkan, 1955’te Fonemik: Tahlilde Kıstaslar Meselesiadlı doktorasını tamamlamış ve 1967’de Lengüistik Metoduadlı kitabını yayımlamıştır. Türkiye’de Lengüistiğin kurucularından olan Başkan’ın bu yayınlarının ardından lengüistik alanındaki yayınlar artmıştır.

İlk çalışması Dilbilim Sorunları’nı 1968’te yayımlayarak çalışmalarına oldukça erken dönemde başlayan Berke Vardar’ın Türkiye’de dilbilim çalışmalarında bir ekol oluşturduğu söylenebilir. Saussure’ün Genel Dilbilim Derslerigibi çok temel kitap çevirilerinin yanı sıra telif eserleri ve terim öneriyle de Vardar, Türkiye dilbilimine yön vermiştir.

1978’ten sonrası ise Türkiye’de dilbilim çalışmaları hızlanmış Saussure ve Martinet gibi dilbilimcilerin, dilbilimin temel yönelimlerini ve alanını belirleyen metinleri Türkçeye çevrilmiştir.

Türk Dil Kurumu da belli başlı metinlerin Türkçeye çevrilmesini sağlayarak dilbilimin tanıtılmasına ve yaygınlaşmasına büyük katkıda bulunmuştur. Ancak TDK yönetiminde 1983’te gerçekleşen köklü yönetim değişikliğinden sonra dilbilimsel yayınlarla ilgili 2002 yılına kadar süren uzun bir fetret dönemi yaşanmıştır. 2002’de Dil Bilimi Düşününde Dönüm Noktaları I: Socrates’ten Saussure’e Batı Geleneğiadlı bir çeviri yayımlanmıştır.

Son yıllara kadar Türk dili ve edebiyatı bölümlerinde dilbilim yöntemlerine soğuk bakan bir akademik geleneğin hâkim olması bu bölümlerin dilbilimsel bakış açısına ilgisiz kalmasına sebep olmuş olmalıdır. Örneğin, dilbilim yöntemlerine göre yazdığı doktora tezi reddedilen Türk dili filologu Efrasiyab Gemalmaz, uzun bir süre hiçbir şey yazmamıştır. Yine Türk dili filologu olan Mehmet Akalın 1983’te Alman dilbilim ekolünden Modern Lengüistiğe Giriş İletişim ve Dil Lengüistik Yapılıkçılıkadlı eseri Türkçeye tercüme etmiştir; ancak bu çalışmaların devamı gelmemiştir.

Bugün Türkiye’de dilbilimle ilgili yaşanan en büyük sıkıntı, üzerinde yeterince uzlaşma sağlanmış bir terminolojinin olmamasıdır. Çeviri eserlere hâkim olan aşırı Öztürkçeci tutum, yabancı dili yetersiz olanların alana nüfuz etmesini güçleştirmektedir.

Son yıllarda üniversitelerde dilbilim bölümlerinin sayısı artmaktadır. Bu bölümlerden en yenisi İstanbul Üniversitesinde açılan Dilbilimi Bölümüdür. Burada dilbilimsel yaklaşım, öğrencilere Türkçe üzerinden öğretilmektedir.

Henüz dilbilim yöntemleriyle hazırlanmış bir tane bile gramer kitabımız bulunmamaktadır. Bunun iki önemli sebebi vardır: Türkiye’de bugüne kadar dilbilimle uğraşanların Türk dilinin tarihine Türkçenin tam bir gramerini hazırlayacak kadar hâkim olmaması ve Türk dilinin tarihine her yönüyle hâkim olan Türk dili araştırmacılarının dilbilimsel yönteme soğuk bakması ve ilgi göstermemesidir.

Ancak bugün gelinen noktada bir dil profesörü olan Hayati Develi’nin Dilbilimi bölümünü kurması ve başına geçmesiyle görülmektedir ki Türk dili araştırmacıları artık eskisi gibi dilbilime soğuk bakmamaktadır. Dilbilim neticede bir yaklaşım, bir metottur. Dil çalışmasını kural koyuculuğa hasretmeyip dili bir iletişim dizgesi olarak ele alan dilbilim giderek daha geniş bir icra alanı buluyor kendine.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir