Avrupa Birliği-Rusya İlişkilerinde Ortadoğu

Paylaş:

Son dönemde dünya gündeminin en temel konularından biri Ortadoğu’da yaşanan sıcak gelişmeler ve büyük güçlerin bölgeye yönelik izlediği politikalar. Bu çerçevede “Avrupa Konuşmaları”nın dördüncüsünde misafirimiz olan Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Esra Hatipoğlu, Ortadoğu’yu iki büyük güç olan Avrupa Birliği ve Rusya ilişkileri açısından değerlendirdi. AB-Rusya ilişkilerinde genel çerçeveyi çizerek konuşmasına başlayan Hatipoğlu, her iki tarafın Ortadoğu’ya bakışına ve bölge politikalarının benzeşen ve ayrışan yönlerine değindi.

AB ile Rusya arasında asimetrik bir ilişkinin olduğunu belirten ve bunu ulus-üstü bir örgüt (AB) ile bir federasyonun (Rusya) davranış kalıplarının örtüşmemesine bağlayan Hatipoğlu, iki tarafın karar mekanizmalarının, tarihî gelişimlerinin ve uluslararası sistemdeki konumlarının farklı yapıda olduğunu hatırlattı. AB ile ilişkiye giren diğer ülkelerin aksine, Birlik ile Rusya arasında baştan beri “eşit ortaklık” üzerine kurulu bir ilişki biçimi olduğunu belirtti. AB ile Rusya arasındaki bu farklı etkileşimin temel sebeplerine de değindi. Bu noktada en başta, doğalgaz ve petrol ticaretinde iki tarafın yüksek oranda karşılıklı bağımlılığı geliyor; bu sayede aralarında siyasi bir sorun olduğunda gidebildikleri yere kadar gidip sonunda geri adım atabiliyorlar. Diğer önemli bir boyut da AB’nin yılda iki kez zirve yaptığı tek ülkenin Rusya olması; bu da bize ilişkilerde ciddi bir kurumsallaşmanın olduğunu gösteriyor. Öte yandan AB ile Rusya birbirini ayrıcalıklı olarak görse de yeterince birbirlerine güveniyorlar mı, bu önemli bir soru işareti. Yirmi yedi üyeden oluşan AB, Rusya’ya karşı ne yapacağını pek bilmiyor; çünkü her üye ülkenin kendine ait bir Rusya politikası var. Bununla birlikte istatistiklere bakıldığında, iki taraf arasında siyasi ilişkilerin kötüleştiği dönemlerde dahi iktisadi ilişkilerin oldukça iyi seviyelerde seyretmesi dikkat çekici.

AB ve Rusya’nın Ortadoğu’ya bakışına gelince, Hatipoğlu iki taraf için de kendi aralarındaki meselelerin (Kosova’nın tanınması, NATO’nun füze savunma sistemi, vize muafiyeti, Rusların biyometrik pasaporta geçmeleri, yasadışı göçle mücadele, Kaliningrad meselesi vs.) Ortadoğu meselesinden daha önemli olduğunu, AB’nin kendine ait yekpare bir Ortadoğu politikası bulunmadığı gibi bölgede oyunun daha ziyade Amerika ve Rusya üzerinden oynandığını belirtti ve Rusya’nın Ortadoğu’ya bakışını kısaca şöyle özetledi: “SSCB dağıldıktan sonra Putin’e kadarki dönemde, Ortadoğu Rusya için âdeta kayıp bir alandı. Bu dönemde Rusya, Batı’yla ilişkilerini geliştirmek ve Batıcılık-Avrasyacılık tartışmaları çerçevesinde Ortadoğu’yu bırakmak zorunda kaldı, ta ki 11 Eylül’e kadar. 11 Eylül’den sonra Çeçenistan meselesini uluslararasılaştırabilmek ve Ortadoğu’da Çeçenlere desteği kırabilmek üzere bölgeye yöneliş sözkonusu oldu.”

Hatipoğlu’na göre Rusya’nın Ortadoğu konusunda AB, ABD ve Çin’den daha farklı bir politika izlemesi, bu bölgedeki petrollere ihtiyaç duymamasından kaynaklanıyor. Rusya’nın temel amacı, enerji fiyatlarını mümkün olduğunca yüksek tutmak ve Ortadoğu’nun Avrupa enerji pazarına kendisine rakip olacak şekilde girmesini engellemek. Bölge politikalarını da bu endişe çerçevesinde şekillendiriyor. Ancak Hatipoğlu’na göre, Barack Obama’nın Amerikan başkanı seçilmesinden sonra Rusya, Ortadoğu politikasını “resetledi”; özellikle İran ekseninde bir değişime gitti ve daha sonra Esed rejimine doğru bir kayış gözlendi.

Hatipoğlu’na göre Rusya’nın Ortadoğu politikasında dönüm noktası Libya oldu. Moskova yönetimi Suriye’de yeni bir Libya senaryosunun yaşanmasını istemiyor. Çünkü Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya’ya ilişkin kararına çekimser oy vererek bir bakıma Fransa liderliğindeki askerî müdahalenin önünü açmış ve bu ülke üzerindeki çıkarlarını kaybetmişti. Bundan ders alan Rusya, BM gündemine gelen Suriye ile ilgili kararları veto ediyor. Bugüne kadar pek çok alanda geri adım atmak zorunda kalan Rusya için Suriye son koz mahiyetinde. Bu alanda geri adım Rusya’ya hem kendi kamuoyunda hem de uluslararası sistem içerisinde güç kaybettirecektir. Dolayısıyla bir aktör olarak varlığını devam ettirebilmek için Ortadoğu’ya, özellikle de küresel bir oyunun oynandığı Suriye’ye çok ihtiyacı var.

Ortadoğu’da AB ile Rusya’nın beklentileri benzer olsa da kullandıkları araçlar farklı. Hatipoğlu’na göre, özellikle ortak bir politikası ve gücü olmayan AB’nin bölgede yapabileceği şeyler kısıtlı; Rusya ile Ortadoğu’yu konuşmak, bölgede ekonomik etkisini kullanmak, sivilleri koruma güçlerinde yer almak, BM ve diğer çok uluslu örgütlerle birarada çalışmak dışında fazla bir seçeneği yok. AB’nin Suriye konusundaki temel politikası, müzakere yoluyla Esed rejimini görevden ayrılmaya ikna etmek; ancak bu noktada sonuç alıcı politikalar üretmesini beklemek pek mümkün değil. BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan Rusya’nın bu konuda daha fazla sesi çıkıyor ve süreci yönlendirme kapasitesi çok daha fazla.

“AB, Ortadoğu’ya, özellikle de Filistin’e en fazla yatırım yapan ama bölgede en az güvenilen oyuncu konumunda. Çünkü herkes biliyor ki silahlı gücü elinde tutan Amerika olmadan bölgede herhangi bir değişimin yaşanması imkânsız” diyen Hatipoğlu, son olarak Ortadoğu’ya yönelik Rusya-AB politikaları, Rusya-ABD politikaları ile kıyaslandığında benzeşen yönlerin çok daha fazla olduğuna dikkat çekti.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir