Nuhilik: Evrenselcilik ve Yayılmacılık Bağlamında Yahudiliğin Çözüm Arayışları

Paylaş:

Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği Tezgâhtakiler programının Mayıs ayındaki ikinci konuğu Eldar Hasanov’du. Marmara Üniversitesi SBE Felsefe ve Din Bilimleri Bilim Dalı’nda tamamladığı “Yahudi Ahit Geleneğinde Nuh Kanunları ve Nuhilik” adlı doktora tezi çerçevesinde Nuh Kanunları ve Nuhilik hareketinin tarihsel boyutu üzerine analizlerini paylaşan Hasanov, Yahudilikteki din tasavvuruna ve Yahudi geleneğinin kaynağı olan Talmud ile birincil dini kaynak olan Tevrat arasındaki gerilim konusuna değindi.

Yahudilikte teolojik kavramsallaştırmalardan bahsederek sunumuna başlayan Hasanov, Yahudilikten İslâm’daki anlamıyla bir din olarak bahsedilemeyeceğini, İsrailoğullarının Tanrı’yla aralarında müesses bir nizamdan ziyade karşılıklı bir ahitleşme tasavvur ettiklerini ifade etti. İsrailoğullarının kendilerini “Tanrı’nın çocukları” olarak gördüklerini ve kendilerine yapılan vaatlere sürekli referans vererek akaidlerini tahayyül ettiklerini belirten konuşmacı, Aydınlanma’dan itibaren Yahudilerin diğer din mensuplarıyla diyaloga girmesiyle birlikte Yahudiliğin müesses bir nizam biçiminde ifade edilmesinin gündeme geldiğini ekledi.

Yahudi kutsal metinlerine göre ilk ahit, Tufan’dan sonra bütün canlılar hakkında Hz. Nuh’la yapılmıştır. Ancak Talmudik ve Midraşik geleneğe göre ilk ahit Hz. Adem’le yapılmıştır. Zaten Nuh Kanunları da Tevrat’ta değil Talmud ve Rabbinik literatürde bahsedilen kanunlardır. Bunların Tevrat’taki temelini ise “ve Tanrı/Yahve/Elohim Adem’e buyurdu” ayetinin oluşturduğu ileri sürülmüştür. Bu ayeti oluşturan yedi İbranice kelimeden her biri yedi Nuh kanununun delili olarak yorumlanmıştır. Tevrat’ta Nuh Kanunlarından bahsedilmemesi fakat bunun Talmud’da geçiyor olması da ciddi soruları beraberinde getirmiştir.

Hz. Nuh’la ahit yapılırken ona yedi hüküm verilmiştir. Sonrasında Hz. İbrahim’le yapılan ahitte, kutsal toprakların gelecekte O’nun evlatlarına verileceği, bütün insanlığın Hz. İbrahim’in vasıtasıyla kutsanacağı ve neslinin sayılamayacak kadar çok olacağı vaat edilmiştir. Bundan sonra gelen de Sina Ahdi’dir, Hz. Musa aracılığıyla bütün İsrailoğullarıyla yapılmıştır. Hz. Nuh’la yapılan ahit ise evrenseldir ve tüm canlılarla yapılmıştır. Hatta öyle ki, Yakındoğu’daki diğer dinlere ait kanunnamelere bakan Yahudi din adamları, Lagaş ve Hammurabi kanunnamelerinin de Nuh kanunlarından esinlendiğini ileri sürmüşlerdir. Fakat Hasanov, “Nuh Kanunları” tabirinin bu metinlerin hiçbirinde zikredilmediğini hatırlatarak bu görüşün sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Nuh Kanunlarının içeriği hakkında bilgi veren Hasanov, yedi hükümden bahsetti: Allah’a şirk koşmamak, Tanrı’ya karşı gelmemek, zina etmemek, hırsızlık yapmamak, dinin korunması için akli kurumlar oluşturmak, canlı hayvandan et koparıp yememek, insan öldürmemektir. Ancak Hasanov’a göre canlı hayvandan et koparıp yememek ve haksız yere insan kanı dökmemek dışındaki beş hüküm Yahudi din adamları tarafından üretilmiştir.

David Novak gibi uzmanlar Nuh Kanunlarının varolduğunu ancak içeriklerinin tartışmalı olduğunu kabul ederken, Kur’an’da Şuara suresinde Hz. Nuh’a bazı hükümler verildiğinden bahsedilmektedir. Tezini hazırlarken kanunların varlığını bu nedenle inkâr etmediğini belirten Hasanov, içeriksel problemlerin ciddi referanslarla desteklenebildiğini de gösterdi; zira farklı kaynaklarda farklı sayıda hükümden bahsedilmektedir ve bu da ciddi tutarsızlıklara işaret etmektedir.

Yedili ve otuzlu olarak iki farklı şekilde kaynaklarda geçen Nuh Kanunları, genelde yedili haliyle kabul görmektedir. Otuzlu hükümlerin on ikinci veya on üçüncü yüzyıllarda gündeme geldiğine değinen Hasanov, daha önceden sadece bir yerde otuz hükmün anıldığından ve on altıncı yüzyılda da farklı bir otuz hükmün sunulduğundan bahsetti. Bu dönemde bile farklılıkların olması, Nuh Kanunlarının sabit bir karakterinin olmamasına bağlanabilir. Kimi Yahudi entelektüellerin de Nuh Kanunlarının sonradan ortaya çıktığı görüşünü benimsediğine değinen Hasanov, kimilerinin Nuh Kanunlarının Roma hukukunun Yahudi hukukuna etkisi sonucu ortaya çıktığını iddia ederken kimilerinin de Tapınak’ın ikinci kez yıkılmasıyla birlikte otoritelerini ve dolayısıyla kanunlarını büyük ölçüde kaybeden Yahudilerin uymaları gereken temel hükümleri daha da sadeleştirmek istemelerinin neticesinde ortaya çıktığını iddia ettiğini dile getirdi.

Hasanov’a göre kanunların kökenine dair daha farklı bir açıklama yapılabilir. O dönemde bir tane tek tanrılı din varken Yahudilerin diğerleriyle bir arada yaşaması o kadar da sorun olmamaktaydı ve Yahudiliğe sempati duyup Yahudi sayılmayanlar da varlıklarını belli kaideler etrafında sürdürüyorlardı. Ancak bir başka tek tanrılı dinin ortaya çıkışıyla Yahudiliğe sempati duyanlar Hristiyan olmayı tercih ettiler. Bunun bir otorite ikilemi yaratması söz konusudur. Dolayısıyla Yahudilerin hem hükümleri aza indirerek hem de ahlâkî olanları önplana çıkararak Nuh Kanunları adıyla hükümler üretmiş olmaları mümkündür. Hasanov’a göre Hristiyanlık ortaya çıkmasaydı Nuh Kanunları varolmayabilirdi.

Yahudilik içinde, evrenselcilik ile Nuh Kanunlarını bağdaştıran yaklaşımlara değinen Hasanov, bunun öncelikli olarak partikülarist yaklaşımla bağdaşamayacağını belirtti. Yahudilikte evrenselciliğe yönelik iddialar temel olarak iki şekilde ortaya çıkmaktadır: İlki, Yahudi olmayanların Nuh Kanunlarına uyarak kurtuluşa erebilecekleri iddiasıdır. Diğeri ise Yahudiliğin yabancılara karşı kapsayıcı olduğu iddiasıdır ki, bu, Talmud’daki “Tevrat okuyan yabancı baş kohene denktir” cümlesine atıfla ileri sürülmektedir. Halbuki Talmud’un başka bir yerinde de bir yabancının Tevrat okumasının cezası ölüm olarak gösterilmiştir. Bunlar farklı rabbiler tarafından dile getirilse de, Hasanov’a göre neticede Yahudiliğin evrenselci bir yaklaşımının olduğu söylenemez.

Konuşmasının son kısmında bir hareket olarak Nuhiliğe değinen Hasanov, hareketin geçmişinden ve temel söylemlerinden bahsetti. Hareketin özellikle 67 Savaşı’ndan sonra Hristiyanların Yahudilere sempati duymasıyla gündeme geldiğine değinen Hasanov, Yahudiliğe dair metinlerin okunması ve buradaki Nuh Kanunlarına dair görüşlerin vurgulanmasının Yahudi olmayanların da kurtuluşa erebilme şansının olduğu fikrinin ortaya çıkışında etkili olduğunu belirtti. Bunun yanında Amerika’da yaşayan Yahudi dini lider Menachem Mendel Schneerson’ın ABD Başkanına mektup yazması ve 26 Mart’ın hem eğitim günü hem de Nuh Kanunlarının evrenselliğine vurgu yapan bir gün olarak kutlanmasına dair ricası da etkili olmuştur denilmektedir. Ayrıca 1991’de ABD hükümeti, Nuh Kanunlarının dünyadaki diğer insanlara tebliğ edilmesi için fon ayırmaya başlamıştır.

Yahudiliğin kendisini bir entelektüel çıkmazda hissettiğini vurgulayan Hasanov, evrensellik konusundaki açmazını bir şekilde aşmak ve bu durumu hafifletmek için Nuhilik ve Nuh Kanunları üzerinden bir açılım yapıldığı kanaatini taşıdığını zikretti.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir