Midilli Adasının İdari ve Sosyo-Ekonomik Yapısı, 1876-1914

Paylaş:

Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin Tez-Makale sunumlarının 126. toplantısında Metin Ünver’in, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde 2012 yılında tamamladığı “Midilli Adası’nın Sosyo-Ekonomik Yapısı (1876-1914)” isimli doktora tezi üzerine tartışıldı.

Öncelikle tezin amacına değinen Ünver’in ifadesiyle tez, bir şehir tarihi olmakla birlikte, on dokuzuncu yüzyıl gibi karışık bir süreçte Rumlar ve Müslümanların birlikte yaşamalarının mümkün olup olmadığının anlaşılması düşüncesine dayanır. Bunun için bu tez çalışmasında, öncelikle Başbakanlık Osmanlı Arşivi kayıtlarından, ayrıca İSAM’da bulunan Hüseyin Hilmi Paşa Evrakı, İngiliz arşivleri ve bir kısım Yunan kaynaklarından yararlanılmıştır.

Başlangıçta Midilli Adası’na dair bilgi veren Ünver’in ifadesiyle, 1462 gibi erken sayılabilecek bir tarihte Osmanlı hakimiyetine giren Midilli, Cezayir-i Bahr-i Sefid Eyaleti’ne bağlı bir sancaktır. Hatta bu eyalete 1864-67 yılları arasında ve 1912 yılında kısa bir süre olmak üzere iki kez merkezlik yapmıştır. Midilli Adası’nın istisnai bir başka özelliği de Rumlar ve Müslümanların adanın birçok noktasında karma köylerde beraber yaşamalarıdır.

Midilli Adası’nın da içinde bulunduğu coğrafyayı anlayabilmek için Akdeniz’deki dengeleri iyi kavranması gerektiğine dikkat çeken Ünver’e göre, özellikle Yunanistan’ın 1830’da kuruluşundan itibaren bölge siyaseti iyi değerlendirilmelidir. Bu süreçte Yunan bağımsızlığından 93 harbine kadar geçen sürede Akdeniz’deki siyasi denklem varlığını korumuş, ancak İngiltere’nin Kıbrıs’ı geçici olarak ele geçirmesi ve 1882 yılındaki Mısır’ı işgali bölgedeki dengeleri değiştirmiştir. Öte yandan Ünver, Yunanistan’ın bölgedeki tavrının tam karşılığı olarak nitelediği irridentismkavramını, megali ideayı anlamak açısından önemli görmektedir. Bu bağlamda, Yunanistan’ın, Rumların meskûn olduğu tüm toprakları ele geçirmek amacını taşıdığını, ancak bu emellerini gerçekleştirebilmek için askeri ve ticari potansiyele sahip olmadığını belirtmektedir. Bu eksikliklere rağmen 1864’te yedi adanın İngiltere tarafından Yunanistan’a ilhak edilmesi meselesinde diğer adaların da Yunanistan’a ilhakı düşüncesi doğmuştur. Dolayısıyla bu süreçte Yunanistan askeri güçten yoksun olduğu için kültürel ve siyasi faaliyetlerle Yunanlılık algısını kullanarak bölgedeki etkinliğini arttırmaya çalışmıştır. Bu Yunan politikasının somut örneklerinin Midilli’de de görülebildiğine dikkat çeken Ünver, ada bazında jimnastik kulübü gibi örgütlenmelerden ve kendilerini Yunan vatandaşı olarak gören grupları himaye eden konsolosluk görevlilerinden bahseder.

Adanın mülki yapısı hususunda ise, adada mutasarrıflık yapmış Namık Kemal ve Fahri Bey’e yapılan vurgu dikkat çekmektedir. Özellikle Namık Kemal dönemindeki düzenli çalışan sistemden ve yine bu dönemde, dahili gümrük meselesinin çözüme kavuşması gibi birçok sorunun halledilmesinden bahseden Ünver, bu başarıları neticesinde Namık Kemal’in adaya gelen çoğu mutasarrıf gibi Rumlar arasında çeşitli bahanelerle adadan gönderilmeye çalışıldığını ifade etmektedir.

Ekonominin ise, tarım ticaretine dayalı olduğu Midilli’de özellikle zeytinyağı ve sabun üretimi bu ticaretin temelini oluşturmaktadır. Hatta zeytinyağının ticari olarak üretilmesinde Yunanlıların iddiasının aksine, 1850’lerden itibaren buharlı teknolojinin Midilli’ye getirilmesi hususunda Osmanlı yönetiminin teşviki söz konusudur. Midilli’de özellikle ekonomiye yapılan en önemli katkı kalemleri ise, karayolu ulaşımının arttırılması ve ada halkının zeytinyağı ve sabun fabrikaları için yurt dışından ithal edilen makinelerin gümrük vergilerinden muaf tutulmalarıdır. Ancak ekonomideki bu iyileşme Rumların devlete sadakatini aynı oranda arttırmamıştır. Başka bir deyişle ekonomik iyileşmenin, ayrılma temayüllerini ortadan kaldırması, Midilli örneğinde geçerli değildir. Zira burada sorun, ayrılmacı temayüle karşı yalnızca ekonominin kullanılmasıdır.

Sonuç olarak Ünver’e göre, Osmanlı Devleti, Tanzimat reformları ile çökmekte olan sistemi kurtarmaya çalışırken bu durum taşraya hazırlanan talimatname ve nizamnameler ile yansıtılır. Bu kapsamda bölge halkına etnik ve dini açıdan fark gözetmeksizin idare, nahiye ve belediye meclislerinde yer alma imkânı verilir, böylelikle ortak yaşam alanlarına dair sorunlara ortak çözümler bulmaları sağlanır. Öte yandan adadaki nüfuz sahibi Rumlar Osmanlı yönetiminden elde ettikleri ayrıcalıklardan mümkün olduğunca yararlanmaya çalışırlar. Bununla birlikte aynı din ve ırkı paylaştıkları Yunanistan’a katılma fikrine ise bu ayrıcalıkları kaybetme düşüncesiyle temkinli yaklaşılır. Buna mukabil 1912 yılındaki Yunan işgalini memnuniyetle karşılarlar, ancak bu durum Batı Anadolu ile iletişimi kaybetmeleri neticesinde pazarlarını yitirmelerine neden olur ve adada ekonomik anlamda bir çöküş yaşanır. Adadaki Müslümanlara gelince, onlar da Yunan işgali sonrası hemen adayı terk etmezler, 1923 yılına dek adadaki varlıklarını sürdürürler.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir