Osmanlı İmparatorluğu’nda Misyonerlik: Kişiler, Kurumlar, İlişkiler

Paylaş:

Bilim ve Sanat Vakfı Türkiye Araştırmaları Merkezi tarafından Şehir Ötesi Ağlar temalı paneller dizisinin ilki “Osmanlı İmparatorluğu’nda Misyonerlik, Kişiler, Kurumlar, İlişkiler” adıyla 15 Aralık 2012 tarihinde gerçekleştirildi. Başkanlığını Emrah Safa Gürkan’ın yaptığı panelde Şamil Mutlu, Mehmet Ali Doğan ve Ayşe Aksu’nun sunduğu tebliğlerle Osmanlı İmparatorluğu’nda misyoner faaliyetleri mercek altına alındı.

Tebliğinde Katolik misyonerlerin imparatorluktaki çalışmalarına değinen Şamil Mutlu, himaye politikasının misyoner faaliyetlerine etkisi üzerinde durdu. Mutlu’nun ifadesiyle, ilk önce Fransa tarafından uygulanan himaye politikası daha sonra Rusya, Avusturya-Macaristan, İtalya ve Almanya tarafından uygulanmıştır. Katolik misyonerler arasında faaliyet alanı ve yoğunluk bakımından en etkili grup Fransız misyonerleridir. Mersin, Suriye, Lübnan, İstanbul, İzmir, Halep, Filistin başta olmak üzere imparatorluğun dört bir yanında faaliyet gösteren Cizvitler, Osmanlı İmparatorluğu’nda Fransız etkisinin yoğun biçimde hissedilmesine ön ayak olurlar. Mühendishaneler, Tıbbiye Mektebi ve Harbiye Mektebi’nde Fransızca okutulması, Fransa’ya öğrenciler gönderilmesi gibi hususlar on dokuzuncu yüzyılda imparatorluktaki Fransızca hakimiyetine açıklık getirmektedir. Ahmed Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım’ın kızının rahibe olması Fransız etkisinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Devlet ricalinin çocuklarının misyoner okullarına gönderilmesine getirilen yasak, II. Abdülhamid’in durumdan duyduğu rahatsızlığın bir göstergesidir.

Misyoner cemiyetlerin aralarındaki rekabete dikkat çeken Mutlu, 1866 yılında Amerikan misyonerler tarafından Suriye Protestan Koleji’nin kurulmasının hemen ardından aynı bölgede Cizvitler tarafından Saint-Joseph Üniversitesi’nin temelini oluşturacak darülfünunun tesis edilmesini örnek gösterdi. Bununla beraber, on dokuzuncu yüzyıl misyoner faaliyetleri ile emperyalist çıkarlar arasında da bir ilişki sözkonusudur. Devletler önceleri yoğun şekilde misyoner faaliyette bulundukları Osmanlı topraklarında Birinci Dünya Savaşı sonunda manda yönetimleri kurmaya teşebbüs eder. 1901-1913 tarihleri arasında Osmanlı Devleti’ndeki Fransız okullarının sayısı neredeyse iki katına çıkar.

Burada, Lorando-Tubini Alacakları’nın etkisi de dikkat çekicidir. 1875 tarihinde Lorando ve Tubini isimli Levanten bankerlerden alınan bir miktar paranın ödenmemesi üzerine Fransa ve Osmanlı Devleti arasında ortaya çıkan anlaşmazlık, bankerlerin Osmanlı mahkemelerinde haklılıklarını ispat ettikten sonra Fransız hükümetine başvurmaları ile büyümüştür. Fransa Midilli Adası’nı işgal etmiş ve alacakları bahane ederek Osmanlı Devleti’ne farklı konulardaki isteklerini kabul ettirmeye çalışır. Eğitim faaliyetleri açısından; Fransa’nın himayesi altında bulunan okulların resmen tanınmasını talep etmesi bir dönüm noktasıdır. Mutlu’nun zikrettiği üzere Osmanlı hükümetinin Fransız isteklerini kabul etmesi emsal teşkil eder, bundan sonra büyük devletler kriz çıkartarak isteklerini kabul ettirme yoluna giderler, Amerika, İngiltere ve Almanya gibi diğer devletler de okullarının resmen tanınmasını ister.

İkinci panelist Mehmet Ali Doğan’ın tebliği ise Osmanlı İmparatorluğu’nda Protestan misyonerlerin faaliyetlerine odaklandı. Doğan, en etkili iki grup; İngilizler ve Amerikalılar üzerinden konuyu inceledi. İlk önce İngiliz misyoner cemiyetlerinden en büyükleri olan Church Missionary Society (Kilise Misyoner Cemiyeti), London Missionary Society (Londra Misyoner Cemiyeti), British and Foreign Bible Society (İngiliz ve Yabancı İncil Cemiyeti), London Society for Promoting Christianity Among the Jews (Londra Yahudiler Arasında Hıristiyanlığı Yayma Cemiyeti)’ne dikkat çeken Doğan’a göre, kuruluş tarihleri açısından bu cemiyetler, Amerika ve İngiltere’de yaşanan dinin ikinci yeniden ihyası şeklinde tanımlanabilecek ‘Second Great Awakening’ akımından etkilenmişlerdir. Bu akım ile Amerika ve İngiltere’de kiliselerin üye sayısında ve toplanan bağışlarda ciddi bir artış meydana gelir, pek çok yardım ve misyoner cemiyetleri kurulur. Öte taraftan, İngiliz misyonerler daha sonra gelen Amerikan misyonerlerine lojistik ve diplomatik destek sağlamıştır. Amerikan cemiyetleri içerisinde Osmanlı İmparatorluğu’nda en yoğun faaliyet gösteren iki cemiyet; American Board of Commissioners for Foreign Missions ve onun çalışmalarının genişlemesi sonucunda ayrı bir cemiyet olarak varlık göstermeye başlayan Board of Foreign Mission of the Presbyterian Church’dür.

Müslüman, Yahudi ve diğer Hıristiyanlar arasında Protestanlığı yayma amacıyla gelen ilk misyonerler çok geçmeden Müslüman ve Yahudilerin Protestan inancını kabul etmesinin güçlüğünü kavramış ve bu nedenle faaliyetlerini diğer mezheplerdeki Hristiyanlar arasında yaygınlaştırmıştır; özellikle, Rumlar, Bulgarlar, Ermeniler ve Maruniler arasında. Doğan, Pliny Fisk ve Levi Parsons gibi öncü misyonerlerin imparatorluğu dolaşarak edindikleri bilgilere dayanarak Board’un misyon istasyonları ve dış istasyonların nerelerde açılacağına karar verdiğini vurguladı. Buna göre, Board’un Osmanlı topraklarında oluşturduğu misyonlar; Avrupa Türkiye’si Misyonu, Batı Türkiye Misyonu, Orta Türkiye Misyonu ve Doğu Türkiye Misyonu’dur. Harput, Kayseri, İzmir, İstanbul gibi merkezler misyon istasyonlarını oluştururken Tokat, Konya, Isparta gibi merkezler dış istasyonlar olarak varlık gösterir. Misyon istasyonlarında muhakkak bir Amerikan misyoner bulunur, dış istasyonlarda ise Ermeniler gibi yerel görevliler aracılığıyla faaliyet gösterilir.

Misyoner faaliyetleri eğitim, sağlık ve matbaa olmak üzere üç ana başlıkta toplanabilir. İngiliz elçisi Stratford Canning’in diplomatik çalışmaları neticesinde Protestanlığın bir millet olarak 1850 tarihinde tanınması dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra, Protestan misyonerlerin faaliyetleri hız kazanır. 1914 yılında American Board’un Osmanlı topraklarında yaklaşık 450 okulu, 25.000 öğrencisi, 24 misyon istasyonu, 308 dış istasyonu, 209 misyoneri, 1300 yerel çalışanı, 9 hastanesi, 10 sağlık ocağı vardır. İngiliz misyoner teşkilatlarında ise 1905 yılında yaklaşık 120 okul ve 10.000 öğrencisi bulunmaktadır. Bununla beraber, Amerikan misyoner matbaası da zikredilmesi gereken bir başka konudur. Board Matbaasının önemi Osmanlı tebaasına ulaşmak için etkili yöntemler denemesidir. Ermeni harfli Türkçe ve Ermeni harfli Kürtçe İnciller basarak Ermeni ve Kürtlere ulaşmaya çalışılır.

Ayşe Aksuise Anadolu coğrafyasında Amerikan okullarının muhtevaları, amaçları ve okullaşma sistematiği ile ilgili bilgiler verdiği konuşmasında Amerikan misyonerlerinin okuma öğretimi ile başlayıp koleje varan eğitim faaliyetleri üzerinde durdu. Osmanlı topraklarına ilk gelen Amerikalı misyonerler, Müslüman ve Yahudilerin din değişmelerinin zor olduğunu gözlemlemeleri neticesinde Doğu kiliselerine mensup diğer mezheplerdeki Hristiyanlar arasında faaliyetlerini yoğunlaştırır. Ruhban sınıfı ile irtibata geçen misyonerler Doğu kiliselerinde İncil’de var olmayan bazı dogmalara inanıldığını fark ederler ve halkın anlayabilecekleri bir dille yazılmış İncil’in olmamasından rahatsızlık duyarlar. Bu nedenle, misyoner faaliyetlerin başladığı bölgelerde kısa bir süre içinde matbaa kurulmuş ve insanlara anlayabilecekleri şekilde İnciller basılarak ücretsiz veya çok düşük bir ücret karşılığında dağıtılmıştır. Ancak, halkın büyük çoğunluğunun okuma-yazma bilmemesi bu çalışmaların önünde engel teşkil eder. Bu sebeple, ilk misyonerlerin eşleri evlerinde okuma-yazma öğretmeye başlar.

Yerli ruhban ise Amerikan misyonerlerin çalışmalarından rahatsızlık duyar, cemaatlerinin onlarla irtibata geçmesine engel olabilmek için aforoz ve anatema gibi büyük yaptırımlara başvururlar. Protestan misyonerler öncelikle din adamı yetiştirmek için ilahiyat okulları kurarlar. Amerikan okullarına dair diğer bir önemli özellik de erkekler için açılan okulların eş değerinin kızlar için de açılmasıdır. Amerikan misyonerleri, bununla, aynı ideallere sahip kadın ve erkek yetiştirmeyi amaçlar. Böylece, Harput Teoloji Okulu, Antep Kız İlahiyat Okulu, Merzifon İlahiyat Okulu, Maraş Teoloji Okulu, Fırat Erkek Koleji, Fırat Kız Koleji, Maraş Kız Koleji, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji gibi farklı Amerikan eğitim kurumları ve eğitim dilleri ortaya çıkar.

Dinleyicilerden gelen sorulardan ilki misyoner okullarında gayrimüslim çocuklarına Osmanlı karşıtı düşüncelerin aşılanması ile ilgili idi. Mutlu, bu bağlamda, misyonerlerin sadece uhrevi değil, dünyevi amaçlarının da bulunduğuna değinerek, Bulgar bağımsızlığı, Ermeni hadiseleri gibi olaylarda misyoner etkisine dikkat çekti. Daha çarpıcı bir husus, bu okullarda Halide Edib Adıvar gibi manda fikrini savunan Müslüman Osmanlıların da yetişmesiydi. Misyon istasyonu seçimindeki kriterlerin sorulması üzerine Aksu, iklim, denize yakınlık, ulaşım, güvenlik ve Protestan inancına göre kutsal sayılan yerlerin etkisinden bahsetti. Misyonlar arasındaki haberleşme konusunda ise haberleşmenin hem İstanbul’dan hem de diğer misyon istasyonlarından Boston’daki merkeze yapılan bilgi akışı ile sağlandığını belirten Doğan’ın ifadesiyle, senelik toplantılarda misyoner faaliyetlerinin nasıl genişletilebileceği ve hangi topluluklar arasında faaliyetlerin devam etmesi gerektiği hususları belirlenmiştir. Misyonerler ile Müslümanlar arasındaki ilişkide 1870’lere kadar ciddi sorunlar olmadığını belirten Aksu’ya göre de, Protestanların çan çalmak, Pazar günlerinin tatil edilmesi gibi isteklerinin ortaya çıkmasından sonra Müslümanlar ile sorunlar baş gösterir. Ermeniler ile Müslümanların karşı karşıya gelişleri ise Mutlu’ya göre, 1893 yılındaki Ermeni ayaklanmaları neticesindedir.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir