Türk Tarih ve Edebiyatında Kültür Aileleri

Paylaş:

Klasik Türk edebiyat sahasına, “Türk Tarih ve Edebiyatında Kültür Aileleri” başlığıyla yeni bir konu ve bakış açısı sunan İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Eski Türk Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr Kemal Yavuz, Sanat Araştırmaları Merkezi’nin Klasik Türk Edebiyatı Konuşmalarıprogram dizisininKasım ayı konuğuydu. Türk tarih ve edebiyatında aynı aileden eser vermiş kişiler bulunduğuna dikkat çeken Yavuz, bu aileleri “kültür aileleri” olarak adlandırmanın mümkün olduğunu söyledi.

Yavuz, tarihsel süreç içerisinde eser veren şahsiyetlerden tek başlarına kalanları çeşitli örnekler üzerinden değerlendirdi: Yusuf HasHacib, Kutadgu Bilig’i yazmış fakat âdeta kendi göğünde tek bir yıldız olarak kalmıştır. Atabetü’l-Hakayıkyazarı Edip Ahmed Yüknekî, Divanü Lugati’t-Türkyazarı Kaşgarlı Mahmud da aileleri içinde eser veren tek isim olarak edebiyat tarihimizde yerlerini alırlar. Yavuz’un, “kültür aileleri” olarak tanımladığı aileler ise aile içinden en az iki, üç kişinin ve yahut da ondan sonra gelen torunları yazar-çizer olup edebiyat, tarih ve kültür alanlarında eser vermiş kimselerdir.

İslamiyet öncesi dönemde, Kültigin ve kendi adına anıt diken Bilge Kağan ile yeğeni Yollug Tigin, ilk kültür ailesi olarak karşımıza çıkar. Biri tarihi yazarken, diğeri onun yazım işlerini yapmıştır.

İslamiyet sonrası dönemden, 13. yüzyıla, yani Alâeddin Keykubat’ın davetiyle Anadolu’ya gelen Mevlâna’nın babası Bahaüddin Veled ile başlayan Mevlâna nesliortaya çıkıncaya kadar, Türk tarihinde başka bir kültür ailesine rastlamıyoruz. Mevlâna nesli, 13. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar devam etmiş çok büyük bir kültür ailesidir.

Aynı dönemde Hz. Mevlâna neslinin paralelinde bir başka kültür ailesi daha vardır: Baba İlyas ailesi. Âşık Paşa’nın dedesi olan Baba İlyas, müritleriyle, devleti bile korkutacak güce sahiptir. Nitekim I. Alaeddin Keykubat, Baba İlyas hakkında gizliden gizliye araştırma yaptırıp onun irşatlarının yerli yerinde olduğunu görünce vazifeye devam etmesini istemiştir. Ancak, aslen Hıristiyan olduğu söylenen Baba İshak adlı bir talebesi isyan çıkarıp Baba İlyas’ın ölümüne sebep olmuş, bu hadiseden sonra Baba İlyas’ın oğlu Muhlis Paşa devlet takibine uğramıştır. Muhlis Paşa, Hz. Mevlâna’nın vefatından iki sene önce doğan oğlu Âşık Paşa’yı babasının müritlerinden Şeyh Osman’a emanet eder ve onu yetiştirmesini, kızıyla evlendirmesini ister. Baba İlyas’tan sonra gelen, Garibnâmeyazarı Âşık Paşa ile bu aileyi üç yüzyıl devam eden bir kültür hareketinin başı olarak görüyoruz. Âşık Paşa’nın oğlu Elvan Çelebi’nin de Menâkıb-ı Kutsiyyeadında bir eseri vardır. Âşıkpaşazâde, 1301 yılında Osman Bey adına hutbe okunurken, Osman Bey kılıç kuşanırken oradadır. Âşık Paşa da, Âşıkpaşazade de Osmanlı hükümdarlarıyla yan yanalardır. Âşıkpaşazade, I. Mehmed’in, II. Murad’ın ve Fatih’in arkadaşıdır. Harpte de, ganimetler paylaşılırken de padişahlarla beraberdir. Tevarih-i Âl-i Osman’ı yazmıştır. Osman Bey nesli tarihi yaparken bu aile de tarihi yazar. Bu kültür ailesi II. Bayezid devrinden sonraki bir zamanda tarihten çekilir.

Böylelikle 13. yüzyılda iki büyük kültür ailesinin, Hz. Mevlâna neslinin tarikat yoluyla, Baba İlyas neslinden Âşıkpaşazade’nin ise tarih yazımı ile faaliyetlerine devam ettikleri görülüyor.

Yavuz, 14. yüzyılda küçük kültür aileleri olduğuna da değindi. Süheyl ü Nevbahar’ı yazmaya başlayan Hoca Mesud’un yeğeni İzzettin Ahmed’dir. Yeğeninin ölümü üzerine eseri Hoca Mesud tamamlar. Aynı şekilde Hüsrev ü Şirin’i yazmaya başlayan Şeyhî ölünce devreye yeğeni Cemâlî girer. Sultan I. Mehmed döneminde yeni bir kültür ailesi ortaya çıkar ve Yazıcı Salih ile oğulları Ahmed-i Bîcan ve Yazıcıoğlu Mehmet’in edebi faaliyetleri bu asrı doldurur. Ayrıca Selçuklu tarihini yazan Âlî isimli bir zatın da Yazıcı Salih’in oğlu olduğu söylenmektedir. Bu şekilde eser veren aileleri “küçük kültür aileleri” olarak adlandırabileceğimizi söyleyen Yavuz, Fatih devrinin sonunda Akşemseddin ve oğullarının da küçük kültür ailesine örnek olarak ekledi. Akşemseddin’in büyük oğlu âlim bir kimsedir, en küçük oğlu edebi faaliyetler içinde olan Hamdi’dir. MevlîdLeyla ile MecnunAhmediyyeYusuf u Zelihaadlı eserleri vardır.

Bir kültür ailesi olarak: Osmanlı Hanedanlığı

Kemal Yavuz, Fatih devrini bitirdiğimiz zaman yeni ve büyük bir kültür ailesinin ortaya çıktığını söylüyor. Bu kültür ailesi Osmanlı Hanedanlığıdır. Fatih’le başlayan nesil, ilk ve büyük divanını da Fatih ile vermiştir. Çocukları Cem ve Bayezid de babaları gibi şairdir. Cem’in, Asya’dan bir mesnevi tercüme ettirmesi, Sarı Saltuk’un menkıbelerini toplatması ise babasından farklı bir kültürel faaliyet olarak görülür.

Böylece, Osmanlı Hanedanlığını bir kültür ailesi olarak da değerlendiren Yavuz, bunun nedenlerini sıralarken Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda üç şeyin mühim olduğunu belirtiyor: Gaza ruhu, alfabe birliği ve geçmişten gelen tarihin devri meselesi. Osmanlı Hanedanlığının bir kültür ailesi olarak ortaya çıkmasına yol açan bu etkenlerdir. Ancak, 1300 yılında kurulan Osmanlı Devleti, ilk eserini 1409’da Mevlîdile vermiştir. Kemal Yavuz, devletlerde edebi faaliyetlerin birden bire oluşmadıklarına, Osmanlı’da bir asra yayılan bu sürenin Germiyan Beyliğinde altmış sene içerisinde gerçekleştiğine dikkatleri çekiyor. Bu durumda, Germiyan Beyi Süleyman Şah’ın ve ondan sonra gelen Yakup Bey’in şair ve yazarlara verdiği desteğin büyüklüğü ortaya çıkar. Osmanlı Hanedanlığı ise 400 sene devam edecek bir kültür ailesidir.

Osman Hanedanın paralelinde Timur’un kendisi ve çocukları, bu dönemdeki ayrı bir kültür ailesi olarak karşımıza çıkar. Timur’un bizzat kendisinin yazdırdığı bir kitabe vardır. Hüseyin Baykara’dan başlayarak Babür Şah’a kadar hepsi Timur hanedanlığına mensuptur.

Prof. Yavuz, kültür ailelerini bu şekilde tanıttıktan sonra her bir kültür ailesinin Türk tarihinde farklı roller üstlendiklerini ve farklı mesajlar taşıdıklarını iki büyük kültür ailesi üzerinden örneklendirdi:

Hz. Mevlâna zamanı, bir parçalanma ve ayrılıklar zamanıdır. Anadolu Moğollar tarafından işgal edilir. Böyle olunca Hz. Mevlâna, Mesnevi’sinde ayrılıklardan şikayet etmektedir. Yavuz, Mesnevi’nin ilk beytinin tasavvufî tarafı ağır basmakla beraber tarihsel koşullardan duyulan ıstırabın da sesi olduğu görüşünde. Mesnevi’deki diğer hikâyelerle de bu görüşü destekleyen Yavuz, tarikat yolu ile faaliyet gösteren bu kültür ailesinin taşıdığı mesajı “ayrılıkların zararları” olarak ifade etti.

Mevlâna’dan elli sene sonra, devrin diğer büyük bir kültür ailesi olan Baba İlyas ailesinden gelen Âşık Paşa ise “birliğin faydalarını” anlatacaktır. Yavuz, Garibnâme’den anlattığı hikâyelerle Âşık Paşa’nın taşıdığı mesajın “birliğin faydaları” olduğunu dile getirdi.

Türk tarih ve edebiyatındaki “kültür aileleri”ni bulundukları tarihsel süreç içerisinde ele alıp her kültür ailesinin taşıdığı mesajları ilim âlemine tanıtan Yavuz, Osmanlı hanedanlığını diğer kültür ailelerinden ayıran özelliğin sorulması üzerine, Osmanlı padişahlarının bizzat eser vermelerinin kültür ve sanat hareketlerini daha ileri götürdüğünü belirtti. Kültür hareketlerini daha ileriye götüren bu özelliği ise Osmanlı padişahlarının henüz sancaklarda yetişirken kazandıklarının altını çizdi. Çünkü padişahlığa hazırlanan her şehzade sancakları birer “küçük saray” haline çevirmek, kültür hareketlerini desteklemek mecburiyetindedir.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir