Bir Sosyal Girişimcilik Öyküsü

Paylaş:

“Etkin Yönetim Söyleşileri”nin yirmi üçüncüsünde işadamı İbrahim Ceylan’ı ağırladık. Kurumsallaşma sürecini başarıyla tamamlamış bir aile şirketinin yöneticisi olan Ceylan, bu kurumsallaşma sürecinde sosyal girişimci yönüyle gönüllü olarak çalıştığı projeleri ve izlenimlerini bizimle paylaştı.

Bir aile şirketinin en iyi şekilde nasıl idare edilebileceğine dair bilgi ve tecrübelerini aktaran Ceylan, Türkiye’de aile şirketlerinde ilk nesilde %78 istikrar sağlandığını, bunlardan yirmi yılı aşan süre ile ikinci nesle geçenlerin %87 oranında olduğunu belirterek sunumuna başladı.
Ceylan’a göre sermaye ve kazançlarla kurumsallaşmaya gidilemiyorsa sürdürülebilirlik %50’nin altındadır ve batma riski ortaya çıkar. Aile şirketlerinin bu riskten korunup uzun ömürlü olabilmeleri için kendi içlerinde bir anayasa oluşturmaları ve herkesin bu anayasaya koşulsuz uyması elzemdir. Kurumsallaşma için de aile şirketlerindeki iş bölümünün sistemli, yönetim ve yetkilerin belirli, şahsi masrafların dengeli ve aile üyelerine maaş politikasının makul olması gerekir.

Yönetimde ünsiyetten söz eden Ceylan, kurucu büyüklerin gelecek nesle yeni iş kolları açması ve yeni işe başlayan aile bireylerinin işin mutfağını bilmesi gerektiğine değindi. Hz. Muhammed’in  “işi ehline verin”  hadisinden yola çıkarak işin vâkıf olana verilmesi, aile fertlerinde de ehliyet şartının aranması gerektiğini vurguladı. Kurucuların yeni nesle karar verme sorumluluğunu devretmesi ve bu konuda destek vermesinden bahseden Ceylan’a göre sorumluluk almayan kişi risk de alamaz ve risk almıyorsa ticaret de yapamaz. Ceylan aile şirketlerinde devamlılığın anahtarı olarak gördüğü hususları sıraladı: Haddini bilme (ayağını yorganına göre uzatma);  şirket nakit akışının sağlanması, hisse oranında harcama yapılması; her çalışanın mesai saatlerine uyum göstermesi;  işyerinde yaşanan sorunların ve alınan kararların evde paylaşılmaması.

Soru-cevaplarla devam eden söyleşide “Nasıl sosyal girişimci oldunuz?” sorusuna Ceylan’ın “Bir işe sadece gönüllü olun ve gönülle yapın; sonrasında zaten sosyal girişimci olursunuz” şeklindeki cevabı dikkat çekiciydi.Ceylan’a göre insanları iyi dinleyince gönüllü olursunuz; onların dertlerinden pay çıkartır, sonrasında ilgilenme ihtiyacı duyup gönüllü olur ve birçok şeyden vazife çıkartırsınız. Mesela 1999 Adapazarı depreminden kendinize pay çıkarıp bir ekip oluşturarak yardıma koşarsınız. Ekip ruhuyla bir yardım organizasyonu oluşturunca bir dernek/vakıf ortaya çıkar. Yardımları usulüyle dağıtmayı, organizasyonu da süreç içerisinde öğrenirsiniz.

Herkesin Yolu Bir Gün Afrika’dan Geçecek!

“Afrika’ya Uzanan El” projesi çerçevesinde gönüllü doktorlarla birlikte Nijer’e sağlık, gıda ve konut yardımında bulunan Ceylan, Afrika’daki yardımlarına da değindi. Bölgedeki açlık, kıtlık ve hastalıklara çözüm amacıyla vakıf ve dernekleri bir çatı altında toplamak için “gönüllüler”i bir üst kimlik gibi konumlandırdıklarını belirtti ve şöyle devam etti: “Gıdaya ihtiyaç olan yere sağlık götüremezsiniz, önce açlığı gidermelisiniz. Afrika’daki kıtlığın sebebi iç savaş ve beraberinde getirdiği sürgün hayatı. Eğer savaş olmazsa insanlar topraklarını ekebilir, açlıktan kurtulur ve solan yüzleri güler. Amacımız insanların aktif çalışmalarını sağlayarak ihtiyaçlarını karşılamanın yolunu öğretmek.” Türkiye’de toplanan yardımlarla Afrika’da hayvancılığın gelişmesi için yöre insanına, özellikle de yetim çocuklara ve dul kadınlara keçi dağıtarak hayvancılığın özendirildiği “keçi bağışı/kardeş aile” çalışmalarından bahsetti. Karanlık dünyalarına bir mum dikmeyi amaçlayan bu proje çerçevesinde farklı yerleşim yerleri seçerek her seyahatte 1200 civarında keçi dağıttıklarını, yavru keçi sayısı on altıya vardığında ilk verilen keçilerin başka ihtiyaç sahiplerine verilmesi suretiyle daha geniş bir yardım yelpazesi oluşturduklarını, üstelik keçi yardımına mali destek sağlayan Türkiye’deki aileyi Nijerli aile ile fotoğraflayarak ülkeler arasında dostluk köprüsü oluşturduklarını, bütün bunların dışında kuyu açma ve kurban organizasyonları da gerçekleştirdiklerini anlattı. Bu organizasyonları, başta TİKA olmak üzere kendilerine destek olan dernek, vakıf ve bireysel yardımlarla gerçekleştirdiklerini; yardımları tıbbi malzeme ve ilaçlar için kullandıklarını belirtti. Ardından şöyle devam etti: “Gönüllüleri Afrikalılar ile buluşturmaya yönelik bir çalışma içerisindeyiz. Zira Afrika’yı yazılı veya görsel basından anlayamazsınız; kıtayı gerçekten anlamak için insanlarıyla birlikte olmanız, onlara dokunmanız gerekir. Ömürlerinin büyük bir kısmını tek çeşit yiyecekle geçiren, sadece hayatta kalmaya çalışan, azla yetinip yokluğa rağmen şükreden, kendine ait olmayana el uzatmayan bu güleç yüzlü insanlardan alınacak birçok ders var. Hayatınızı, olmazsa olmazlarınızı tekrar gözden geçiriyorsunuz. Bir daha nasıl gidip bu insanlarla birlikte olabilirimin hayalini kuruyorsunuz.”

Asıl başarının sadece iş dünyasıyla sağlanmadığını bize hissettiren, insana faydalı olmanın değerini sosyal girişimci yönüyle aktaran İbrahim Ceylan, “Hiçbir şey yapamazsanız bile gönüllü olun, insani vazifenizin çevrenize faydalı olmak olduğunu unutmayın” diyerek sözlerini tamamladı.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir