Mübarek Sonrası Mısır’da Siyasal ve Toplumsal Dinamikler

Paylaş:

İki sene evvel Hüsnü Mübarek rejiminin düşmesinin hemen ertesinde misafir ederek KAM “Ortadoğu Konuşmaları” toplantı dizisini başlattığımız Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Fulya Atacan ile bu defa dizinin onuncu toplantısında Mübarek sonrası Mısır’da siyasal ve toplumsal dinamikleri tartışmak üzere biraraya geldik.

Atacan, konuşmasının başında 25 Ocak Devrimi üzerinden ülkemizde inşa edilen söylemlerin ve bölge hakkındaki gelişmelere yeterince vâkıf olmamızdan kaynaklanan gerçekle tam örtüşmeyen başarı hikâyelerinin Foucault tarzı bir analize tabi tutulması gerektiğine dikkat çekti. Bu çerçevede Mısır’da yapılan seçimlerin ilk demokratik seçimler olduğu iddiasını değerlendirdi. Atacan’a göre devrim sonrasında yapılan seçimler gerçekte demokratik değildi. Katılım oranları oldukça düşük olup çoğunluğu temsil etmekten uzaktı. Seçim kanununda öngörülen, kademeli olan oy kullanım süreci  tamamlandıktan sonra sonuçların açıklanması zorunluluğuna ve oy kullanılan alanlarda propaganda yapılması ve seçmenlerin yönlendirilmesi yasağına riayet edilmedi. Bu tür olumsuzlukları engellemek amacıyla seçim bürolarında gözetmenlik yapan hâkimler de rehin alındı. Dolayısıyla meclis seçimlerinde demokratik açıdan büyük problemler vardı. Devlet başkanlığı seçimleri ise daha da kötüydü.

Realite bu şekildeyken sosyal bilimciler, siyasetçiler, STK’lar niçin bu seçimlerin ısrarla demokratik olduğunu ileri sürdüler? Bu söylem gerçeğin kasıtlı manipülasyonu olup kökeninde iki sebep vardır: Birincisi, Mısır’ın demokratik bir topluma sahip olmadığı kabulünden hareketle, eski rejim döneminde yapılan seçimlere kıyasla bir ilerleme kaydedildiği düşünülüyor. Bir parça ırkçılık kokan bu tür bir söylem ne yazık ki Türkiye dâhil her yerde kullanılıyor. Diğer sebep, Ortadoğu’da patlak veren ve çok diplerden gelen bu isyan dalgasını kontrol altında tutma isteğiyle bağlantılı. Özellikle Ortadoğu’daki merkez ülkeler nerede ve nasıl sonuçlanacağını bilemedikleri bu dipten dalgayı yönlendirme ihtiyacındalar.

Atacan’a göre devlet başkanlığı seçimlerine adaylık süreci de iktidar mücadelesini yansıtması bakımından önemli. İhvan-ı Müslimin’in adayı başlangıçta Hayrat el-Şâtır’dı. Mısır’ın geleceği açısından önemsenen isimlerdendi. Devrim sırasında tutuklu bulunan Şâtır’ı hapisten çıkaranlar 25 Ocak’ta Tahrir Meydanı’na çıkanlardı. Devlet başkanlığına adaylığı hem İhvan içinden hem de dışından bazı tepkilere neden oldu. İhvan içindeki eleştirilerin temelinde Şâtır’ın zengin bir işadamı olması ve bu özelliğiyle Mübarek’i hatırlatması vardı. Diğer siyasi grupların eleştirileri ise sicilinin aklanma biçimine odaklanıyordu. Seçim kanununa göre hapisten devrim sürecinde çıkmış ve yargılanarak aklanmamış olması Şâtır’ın adaylığı önünde bir engeldi. Sonradan öğrenildiğine göre Şâtır’ın aday olabilmesi için gerekli olan temiz kağıdı İhvan’ın orduyla yaptığı pazarlıklar neticesinde alındı. Sokağa dökülerek eski rejimin yıkılmasını sağlayan kitleler, İhvan’ı asker ile anlaşmak ve devrimi satmakla suçladılar. Bu tartışmalar, eski rejimde istihbarat başkanlığı yapmış Ömer Süleyman’ın son anda adaylığını koymasıyla iyice alevlendi. Halk Süleyman’ın adaylığına tepki olarak yine sokaklara döküldü. Tartışmalar şiddetlenirken İhvan tedbiren Muhammed Mursi’yi yedek aday gösterdi. Bütün adaylar yeni seçim yönetmeliğine göre elendi ve Mursi ilginç bir şekilde Mübarek döneminin başbakanı olan Ahmed Şefik’e karşı tek aday olarak yarıştı. Devrimde sokağa dökülen grupların pek çoğu Mursi’yi sevmeseler de eski rejime duydukları tepkiyle oylarını ona verdiler. Yani Mursi’nin seçilmesinde İhvan’ın oylarından çok Ahmet Şefik ismine tepki oyları etkili oldu.

Mursi göreve başladığı andan itibaren iktidar mücadelesi daha da keskinleşti. Bu mücadele devrimden sonra oluşan yapıyı kimin kontrol edeceğiyle ilgiliydi. İhvan kendisini devrimci değil reformcu görmekteydi ve zaman içinde yapılacak reformlarla sistemi dönüştürmeyi planlıyordu. Devrimcilere göre ise bu, Mübarek dönemi sisteminin sürdürülmesi demekti. Büyük olayların çıktığı ve Mursi’nin başkanlık sarayının basılmasına kadar varan devrim kutlamaları süreci, ayrışmanın daha da keskinleştiğini gösterdi. Bunda Mursi yönetimi tarafından düzenlenen ve bizdeki MGK kararlarını andıran yönetmeliğin etkisi de büyük. Bu yönetmelikle sivillerin askerî mahkemelerde yargılanması yasaklandı; fakat buna son derece yoruma açık bir ifadeyle bir istisna eklendi. Bu türden muğlak ifadelerin nasıl uygulandığı Türkiye’de hepimizin malumu.

Atacan, Mısır için önemli olan iki temel meseleye dair görüşlerini de paylaştı. Bunlardan birincisi ülkenin yüzleşmek durumunda kaldığı ekonomik problemler ve Mursi yönetiminin bu problemi aşmak amacıyla uygulamaya çalıştığı neoliberal politikalar. Devrim sürecinde “özgürlük, ekmek, onur”sloganlarıyla sokaklara dökülen kitlelerin algısına göre neoliberal politikalar, eski rejimle özdeşleşen sosyal adaletsizlik, işsizlik ve geçim sıkıntıları gibi başarısızlıkların temel nedeni. Dolayısıyla Mursi yönetiminin aynı ekonomi politikalarını sürdürmeye çalışması tepkiyle karşılanıyor. İkinci problem ordunun Mısır’daki belirleyiciliği ile alakalı. Her ne kadar Mursi yönetimi orduda bazı düzenlemeler yaparak eski rejimle bütünleşen isimleri tasfiye ettiyse de bunu bir başarı olarak değerlendirmek zor. Bu tasfiye sürecini, Mursi ile ordudaki eski kuşakların temizlenmesini isteyen subayların bir uzlaşması olarak görmek gerekir. Eski rejimin güçlü yapıları hâlâ ayaktayken ve ekonomik problemler gittikçe ağırlaşırken, bir yandan Mursi yönetiminin tecrübesizliğini ve gün geçtikçe zayıflayan meşruiyetini, öte yandan bürokratik mekanizma ve ekonomik süreçle iç içe geçen Mısır ordusunu kısa vadede siyasetin dışına itmenin imkânsızlığını hesaba kattığımızda, Atacan’a göre ilerisi için en büyük tehlike, güvenlik gerekçesiyle askerî yönetimin başa geçme ihtimali olarak karşımızda duruyor.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir