Orta Doğu’nun Edebi Hafızası: Toplumsal Bellek ve Osmanlı Edebiyatı’nın Komşu Kültürlerle İlişkisi

Paylaş:

SanatHafıza program dizisinin beşinci oturumunda İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Bahadır Sürelli’yi konuk ettik. Sürelli, Hafıza-Edebiyat ilişkisini incelediği konuşmasına, “Geleneksel edebiyat içerisinde nasıl bir toplumsal hafızadan bahsedebiliriz?”, “İran mesnevileri, Osmanlı mesnevilerini nasıl etkilemiştir?” sorularıyla başladı.

Sürelli, İran ve Osmanlı mesnevileri arasındaki etkileşimi analiz etmeye doktora yaptığı sırada, beşinci yüzyılda yaşamış Sasani hükümdarı V. Behram’ın hayatını efsanevî şekilde anlatan Heft Peykertercümesini çalışırken başlamış. Kısaca bu mesnevisinden bahseden Sürelli, Nizamî’nin ilk kez müstakil bir eser olarak kaleme aldığı Behram’ın hayatının, Firdevsi’nin Şehnâme’sinde bir epizot olarak yer aldığını ve Nizamî’nin eserini yazarken toplumsal bellekten sıkça yararlandığını belirtti. Heft Peyker’de anlatılan Behram karakterinin Ortadoğu’nun edebî hafızasında yer alan “epik kahraman” tipiyle pek çok benzerlik gösterdiğine değinen Sürelli, bu benzerlikleri Sümer, Babil, Hindistan ve Pakistan anlatılarındaki kahraman tipleriyle karşılaştırarak anlattı. Buna göre doğum, yolculuk, yasaklamalar, av yetenekleri, evlilik/zifaf, esaret/kısıtlanış aşamaları bütün epik anlatılarda yer alan ortak motiflerden bazıları. Kullanılan motiflerin benzerlik göstermesine ilaveten, Heft Peykeryapısal olarak da Binbir Gece Masallarıformu gösterir. Behram, yedi farklı renkte yaptırdığı köşklerde yedi prensesi haftanın yedi günü ziyaret eder ve onlardan birer hikaye dinler. Bu kurgu, Behram’dan, hatta Sasani imparatorlarından da önceye uzanır. Uzun zaman içinde pek çok hikaye dönüştürülerek, ama belli kodlar daima korunarak, tekrar edilmiştir. Divan edebiyatı sözkonusu olduğunda bu kodların izini Sümer mitolojisine kadar sürmek mümkündür.

Sürelli sunumunda Divan şiirinde sürekli anlatılan klasik sevgili figürünün de ortak hafızanın bir uzantısı olduğu görüşünü de paylaştı. Behram, yedi prensesi almadan önce yanında bir cariye vardır. Nizamî’nin Heft Peyker’inde bu cariyenin adı Fitne’dir. Firdevsi’nin Şehnâme’sinde ise Âzâde. Âzâde, hür kadın demektir ve dolayısıyla tehlikelidir. Behram, cariyesiyle ava çıkar fakat bir türlü onun takdiri kazanamaz. Firdevsi’nin hikayesine göre, sonunda cariyesini devesinin ayakları altında ezer. Nizami’nin hikayesindeyse cariye kaçarak kurtulur.

Bu hadisenin anlatıldığı görsel kaynakları sunumunda etkili bir şekilde kullanan Sürelli, cariye için farklı sonlar üretilmiş olsa da divan şiirinde klasik kadın tasvirinin bu cariyeyle örtüştüğünü söylüyor. Çengi olması, bazen silah, ok taşıması, etkileyici bir femme fataleolması divan şiirindeki sevgili tipiyle birebir örtüşür. Aslında bu sevgili tipi Venüs gezegeniyle de benzerlik gösterir. Venüs gökyüzünde çizdiği kararsız hareketlerle sekiz köşeli olarak tasvir edilir; tahmin edilemez hareketleri sembolize eder. Bazen doğuda bazen batıda görülür. “Kadın” Venüs gezegeni ile yorumlanırken, Venüs gezegeni de mitolojik anlatılarda İnana, Afrodit ya da Zühre olarak karşımıza çıkar.

Sürelli, sözlü kültür içinde anlatılan Heft Peykermesnevisinde orijinal kurgular bulunduğunu, ancak her ne kadar Nizamî yazmış olsa da Heft Peyker’in toplumsal hafızadan derlenen bir hikaye olduğunu ifade etti. Fars edebiyatının Eski Ahit’ten etkilendiğini kesin olarak söyleyebileceğimizi, 11. ve 12. yüzyılda yazılan mesnevilerde de İncil’in etkisinin görüldüğünü belirtti.

Son olarak, Ortadoğu’nun edebî hafızası olarak ifade edilen bu hikayelerin, bütün bir kozmolojik bilginin aktarımı işlevi gördüğünü, yazının olmadığı, tamamen sözlü kültür ortamında yaşayan insanın gündelik ya da bilimsel bilgisini bu hikayelerle aktardığını söyleyen Sürelli, bu nedenle mesnevilerin toplumsal bellek çalışmalarıyla ilişkilendirilebileceğini belirterek konuşmasını tamamladı.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir