Osmanlı-Papalık İlişkileri

Paylaş:

Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Ahmet Türkan ile Ermenilerin ve Doğu Hristiyanlarının Sorunları Çerçevesinde Osmanlı-Papalık İlişkileri isimli kitabını merkeze alarak Osmanlı Devleti ile Papalık ilişkileri üzerine konuşuldu. Konuşmasına kitabının daha çok Osmanlı Devleti’nin on sekizinci yüzyılın sonu ve on dokuzuncu yüzyıl içerisindeki Papalık ilişkilerini ele aldığını belirterek başlayan Ahmet Türkan, Papalık kurumunun günümüzdeki yapısına dair kısa bilgiler vererek Papalık makamının hâlihazırda ne kadar geniş coğrafyaları etkileyen karmaşık bir sistem olduğuna dikkatleri çekmeye çalıştı.

Türkan’a göre Osmanlı ile Papalık arasındaki ilişkilerin tarihi uzun bir geçmişe dayanmakta; özellikle de on dokuzuncu yüzyılda yaşanan gelişmeler bu yüzyılı önplana çıkartmaktadır. On dokuzuncu yüzyıla gelinceye kadar, bilhassa on yedinci yüzyılda, Osmanlı Devleti’ne gelmeye başlayan Katolik misyonerler Osmanlı devlet adamlarınca sakıncalı görülüyor veya bu misyonerler Avrupa ülkelerinin; özellikle Fransa’nın, ajanı gibi düşünülüyordu. Bu bahsi geçen “Ajan Katolikler” düşüncesi Papalık tarafından da büyük bir rahatsızlık ile karşılanıyor; Papalık bu durumun kendisi için de sorunlu olduğunu düşünüyordu. Papalık bu sorunu bertaraf etmek için yerelleşmeyi bir politika aracı olarak kullanmaya başlar. Bu yerellik unsurunu Osmanlı Devleti’nde yaşayan Katolik Ermeniler üzerinden işler hale getirmeye çalışan Papa; Ermeni çocuklarını Roma’daki Katolik okullarına kabul ederek onları bu okullarda eğitir. Türkan’ın başarılı olduğunu ifade ettiği bu politika sayesinde Osmanlı Devleti’nin vatandaşı olan bu Ermeni çocukları yerel bir unsur olarak Osmanlı topraklarına döndüklerinde hem kendi yerel dünyalarında dini faaliyetlerine daha verimli bir şekilde devam etme hem de Osmanlı devlet adamlarının onlar üzerinde şüphe duymayacakları bir ortamı tesis etme başarısını göstermişlerdir.

Türkan, Osmanlı coğrafyasında yaşayan Katolikler ile devlet erkânı arasındaki ilişkilerin, dolayısıyla Papalık ile ilişkilerin, her zaman bu kadar iyi bir düzeyde bulunmadığını belirterek, ilişkilerin kimi zaman ciddi sorunlar ağı ile örülü olduğunun altını çizmektedir. Papalığın özellikle Osmanlı topraklarında yaşayan Hristiyanların nasıl bir kilise yapacaklarına müdahale etmek istemesi Osmanlı-Papalık ilişkilerini gerginleştirir. Osmanlı topraklarında yaşayan Doğulu bir Katolik, Fransa’daki herhangi bir Katolik gibi değildir. Fransız Katoliklerinin, Papayı hem bir ruhani lider hem de yönetici-temsil kabiliyeti bulunan bir patrik olarak kabul ederken Osmanlı topraklarındaki Katoliklerin sadece ruhani bir lider olarak görmeleri bu durumu açıkça göstermektedir.

Osmanlı yönetimi, kendi topraklarındaki Katolikler ile Papalık arasında yaşanan bu tip bazı dini problemleri ilk etapta gayrimüslim bir cemaatin kendi iç meselesi olarak algılamış ve kayıtsız kalmıştır. Bu durum, Türkan tarafından arşiv belgeleri üzerinden örneklerle anlatılır. Bu tip bir belgede Katolik bir Ermeninin cenazesinin Rum mezarlığına gömülmek istenmesi sırasında yaşanan tartışmaların alevlenmesi üzerine Osmanlı Devleti yaşanan soruna mecburen müdahale etmek zorunda kalmıştır. Bu ve benzeri arşiv kayıtlarında devletin en son aşamada müdahale yoluna gittiğini belirten Türkan, Papalık makamının bu tip sorunlar üzerine süreçlere müdahil olma isteği karşısında Osmanlı’nın kendi hukukunun ihlal edilmesinin önüne geçebilmek için politika geliştirmek zorunda kaldığını dile getirmektedir.

Tüm bu gelişmelerle birlikte papaların kutsal makamlarını terk edecek derecede Avrupa ülkelerinden gördüğü tecrit politikalarına karşılık Osmanlı ile “beyaz diplomasi” diye nitelendirilebilecek olumlu bir sürecin de yaşandığını belirten Türkan, uzun süre kapalı kalan Kudüs Patrikliğinin tekrar açılmasına Osmanlı Devleti tarafından izin verilmesinin önemini vurgulamaktadır.

Türkan’ın konuşmasının sonuna doğru gelen çeşitli sorularla derinleşen konu; Papalığın milliyetçilik üzerindeki etkisi, on dokuzuncu yüzyılda Osmanlı Katoliklerinin Papalık üzerinden Avrupa ile kurdukları ilişkilerin sıkılığı nedeniyle modernleşme sürecini din-mezhep üzerinden mi yaşadıkları, Fransız Katolikleri ile Papalık misyonerleri arasındaki “siyasi hegemonya” düşüncesi farklılıklarının Osmanlı Devleti’ne etkisi vb. tartışmalarla devam etti.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir