Türkiye’de Anarşizm 100 Yıllık Gecikme

Paylaş:

Türkiye’de Anarşizm Yüzyıllık Gecikmebaşlıklı kitabı ile konuğumuz olan Sabahgazetesi yazarı Barış Soydan idi. Soydan konuşmasında, Anarşizmin aydınlanmadan başlayan 200 yıllık bir tarihi olduğuna ve Türkiye’ye ancak 1986’daki Karadergisinin çıkışıyla geldiğine değindi. Soydan, Osmanlı’nın son döneminde Mısır’daki İtalyan göçmenlerin anarşist olduklarını ve Baha Tevfik, Abdullah Cevdet gibi yazarların anarşizmden haberdar olsalar da anarşist düşünür olarak tanımlanamayacaklarını belirtti.

Sosyalizm ile rekabet halinde olan Anarşizm, dünyanın çeşitli yerlerindeki etkisini, 1917 Sovyet Devrimi ile beraber, yavaş yavaş yitirmeye başlar. Tarih sahnesine inişi ise 1936-39 İspanya iç savaşındaki yenilgiyledir. Soydan’a göre bu, bir yok oluş değildir. Anarşizm çeşitli sekanslarda, saman alevi gibi de olsa, ara ara canlanma eğilimi göstermiştir.

Soydan, anarşizmin tarihinden kısaca bahsettikten sonra kitabının iki temel soruya cevap bulmaya çalıştığını söyledi:  anarşizm Türkiye’ye neden yüz yıl sonra geldi?  Türkiye’de anarşizm nasıl bir seyir izledi? Soydan’ın kitabı bir yönüyle tanıklık ve röportajlardan müteşekkil bir tür sözlü tarih eseri olarak değerlendirilebilir.

Soydan, 100 yıllık gecikmenin sebebi üzerine tartışmaya başlamadan önce sorunun kıymeti ile ilgilendiğini belirtti. Türkiye topraklarında, Batı kaynaklı düşüncelerin gecikmesi oryantalist bir bakış açısı olabilir. Fakat Marksizm, Türkiye’de yaklaşık yüzyıllık tarihi geçmişe sahipken, yine sol bir yelpazede yer alan Anarşizm’in bu gecikmesi Soydan’a göre anlamlı ve oryantalist kaygılardan uzak bir meseledir. Bu gecikme yazara göre dönemseldir. Çünkü 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki Osmanlı’ya muhalif aydınların bir şekilde devlete bağımlı olmaları ayrıca devleti, hızlı modernleşme ve Avrupa’yla medeniyet mesafesini kapatmak için bir araç olarak görmeleri, Soydan’a göre gecikmenin temel nedenlerindendir. 20. yüzyıl başında muhalif gruplar içinde ağırlıkları olan gayrimüslimlerin Türkiye coğrafyasından temizlenme sürecinin de anarşizmin gecikmesini sağladığını aktaran Soydan, Taşnak-Sütyun’un kurucularından birinin eski bir Bakuninci olduğunu ve yine 19. yüzyıl sonunda Kafkas Ermenisi devrimci Aleksandr Atabekyan’ın Paris’te Ermenice anarşist dergi olan Hamayangı (komün) yayımladığını, İstanbul ve İzmir’e bu dergileri gönderip anarşist düşünceleri yaymaya gayret gösterdiğini; lakin bu girişimlerin gelenek kuramadığını da sözlerine ilave etti.

Yüz yıllık gecikme ile ilgili, Türkiye coğrafyasına özgü şartlardan da söz eden Soydan, devletin bu topraklarda pozitif bir anlama sahip olduğunu, Kemal Tahir’in tabiri ile “Devlet Ana” ve “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” gibi sözlerin bunu gösterdiğini anımsattı. Ortaçağ İspanya’sında devletin, halkını ve serfleri ezen küçük derebeylerinin bir zulüm aracı olduğunu, Türkiye coğrafyasında ise bu olayların yaşanmayışının devlet algısını ters yönde oluşturduğunu söyleyen Barış Soydan, Doç. Dr. Ufuk Özen’e referansla, Asya Tipi Üretim Tarzı, yani üretim araçlarının genel olarak devletin olduğu, devletin sermayenin palazlanmasına çok müsaade etmediği bir sistemin mevcudiyetini de diğer bir gecikme sebebi olarak niteledi.

Soydan, Anarşizm’in yüzyıllık gecikmesi perspektifinden Türk solunun gelişmesine de farklı bir açıdan ışık tuttu. Hâlâ aktüel bir soru olarak duran Türk solunun –ve tabii Kürt solu– Stalinist ve otoriter bir karaktere sahip olması problemini de gündeme getirdi. 1968’de Prag baharı ile beraber Avrupa solunda güçlü bir Sovyet eleştirisi ve anti-otoriter tutum gelişirken, ironik olarak Türkiye solunda otoriter ve Sovyetik bir tavır taban buluyordu. Gün Zileli’nin tabiri ile Türkiye solu, dünyanın aksine, “eski sol”a koşuyordu.

Kitabının ikinci kısmını Anarşizm’in Türkiye’deki çeyrek yüzyıllık serüvenine ayırdığını belirten yazar, söyleşisinde 1980 ve sonrasına vurgu yaptı. Türkiye solu, Avrupa solunun 1960’larda geçirdiği değişimi, 1980 sonrasında tecrübe etti. 1980’den sonra ise Türkiye solu ciddi bir değişim geçirdi. Ekoloji, feminizm ve vicdani red gibi konuların, bu süreçte solun gündemine girdiğini ifade eden Soydan, sol-sosyalist düşünce adamlarının, ihtilal döneminde yurtdışı, cezaevi süreçleri ve işkence altında ölümler yüzünden etkisiz kaldığının bir gerçek olduğunu vurguladı. Bu durumun yeni düşüncelerin palazlanmasına imkân verdiğini söyleyen yazar, 1980 öncesinde toplumsallıktan uzak olduğu için eleştirilen yazarların, 1980 sonrasında ciddi bir karşılık bulduğunu ifade etti. Bireysel sorunları ele aldığı için küçük burjuva olarak dışlanan Kafka’nın 1980 sonrasında solcuların okuduğu yazar haline geldiğini ve yine hayattayken ciddi bir karşılık bulamayan Oğuz Atay’ın tanınmasının 1980 sonrasına tekabül ettiğini hatırlattı. Soydan, bu dönemin aynı şekilde sağ siyaseti de etkilediğini söyledikten sonra 1980 öncesinde muhafazakarlığa vurgu yapan sağdan, bireyciliğe ve hür teşebbüse vurgu yapan bir sağa geçiş olduğunu iddia etti.

Soydan,Karadergisine giden süreci 1980 sonrasındaki siyasi ortamın bir yansıması olarak ele aldı. Eski bir Marksist olan Reha Çamuroğlu’nun 1986’da Sokak Yayınlarını kurduğunu ve ilk yayımladığı kitaplardan birisinin de Kronştad 1921olduğunu ve bu kitabın tartışılma sürecinin Karadergisini ortaya çıkardığını söyledi. Türkiye’de anti-militarist düşünceye en önemli katkıyı anarşistlerin yaptığını öne süren Soydan, ilk vicdani retçilerden olan Tayfun Gönül ve Vedat Zencir’in bu dergi çevresinden olduğuna dikkat çekti. Türkiye’deki ilk anti-militarist grup olan  İzmir Savaş Karşıtları Derneği’nin Amargidergisi çevresince  kurulduğunu ve bu derneğin ilginç eylemlere imza attığını, ilk ordu almanağını yayınlayıp, “Militurizm” adı altında askeri tesislere  turlar düzenlediklerini belirtti.

Barış Soydan, son tahlilde Türkiye’de anarşizmin sol ile mukayese edilecek bir güce kavuşamadığını ifade etti. Fakat vicdani ret hakkının gündemleşmesi ve 2000’lerden itibaren yükselen anti-militer tavrın gelişmesinde Anarşizmin büyük bir payı olduğunu hatırlattı. Dünyada olduğu gibi günümüz Türkiye’sinde de anarşizm, çeşitli siyasi-sosyal tavırlar için şemsiye bir düşüncedir. Türkiye’de, politik özgürleşme ile beraber artık bir sürü anarşizm türü vardır. Soydan feminist, primitivist, toplumcu, bireyci, İslamcı-Müslüman vs. anarşistlerin röportajlarından ulaştığı farklı fraksiyonların görüşlerine de kısaca temas ederek sunumunu sonlandırdı.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir