Türkün Felsefe ile Yüzyıllık İmtihanı: Felsefeye Giriş Kitapları Üzerine Bir İnceleme

Paylaş:

Medeniyet Araştırmaları Merkezi, “Tezgâhtakiler” toplantı dizisinin Mart ayındaki ikinci konuğu, İstanbul Şehir Üniversitesi Felsefe Bölümünden Doç. Dr. İshak Arslan, TALİD’in Türk Felsefe Tarihi sayısında yayınlanan “Türk’ün Felsefe ile Yüzyıllık İmtihanı: Felsefeye Giriş Kitapları Üzerine Bir İnceleme” adlı makalesi üzerinde bir sunum gerçekleştirdi.

Arslan, sunumuna başlamadan önce makalenin hikayesini anlattı ve çalışmanın nasıl doğduğundan ve hangi amaçla yazıldığından bahsetti. Makalesinin çerçevesini ve sınırlarını ifade ettikten sonra bu minvalde ele alacağı başka çalışmaların da olduğunu söyledi. Örneğin Türkiye’de harf inkılâbından önce yazılmış Osmanlıca ve Arapça Felsefe Giriş metinlerinin bu makalede ele alınamadığını ve bu alandaki çalışmaların da eksik olduğunu belirttikten sonra “Türkçede yazılmış Felsefeye Giriş metinleri bize bir şeyler söyler mi?” problematiği üzerinden sunumuna başladı.

Arslan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında yaşanan siyasi, zihni, ideolojik, kültürel bütün dönüşüm ve değişimlerin Türkiye’deki felsefe giriş kitaplarının önsözlerinde görebileceğini ileri sürdü. Bu minvalde felsefenin de modern Türkiye Cumhuriyeti’ndeki diğer kurumlar gibi devletin kendisinin inşa ettiği, devlet eliyle tanımlanması, devlet eliyle planlanması, devlet eliyle öğretilmesi ve yaygınlaştırılmasının sözkonusu olduğunu belirtti. Tabii burada tercih edilen felsefi disiplin de modern Türkiye’nin kurucu ideolojisi olan Pozitivist ve Aydınlanmacı bir çerçevede inşa edildi. Batı’daki diğer felsefi disiplinler görmezden gelinerek, felsefe monist bir tahkiye perspektifinden inşa edilmiş oldu. Bir anlamda bir başka felsefe ile de karşılaşıl(a)madı. Cumhuriyetin Osmanlı’dan kopuş ve sıfırdan başlama düşüncesinin koşutluğunda felsefe giriş metinleri de sıfırdan başlayarak, hafızasızlaştırılma ve geçmişi görmezden gelerek yoluna başlamış oldu.

Arslan, makalesinde harf inkılâbından itibaren 1928-2012 yılları arasında yeni harflerle basılan ve başlığında doğrudan doğruya “Felsefeye Giriş” ibaresi bulunan veya anlamca aynı işlevi gören Cumhuriyet dönemi felsefeye giriş kitaplarının genel bir değerlendirmesini, başta siyasi-ideolojik süreçler olmak üzere sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel unsurlarıyla ele alarak tarihsel bir zeminde okumaya çalıştığını belirtti. Arslan, ayrıca Cumhuriyet döneminde yayınlanmış felsefeye giriş kitaplarını, Türkiye Cumhuriyeti tecrübesinin felsefe aynasındaki bir izdüşümü olarak gördüğünü de söyledi. Felsefeye giriş metinlerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojik müdahalelerinin ve değişen iktidarlar ile farklılaşan anlayışların uygulamalarındaki gelgitlerin birçoğunu görmek mümkün. Bu çerçevede Arslan’ın makalesi, telif-tercüme toplam sayısı yüzü aşan Felsefeye Giriş literatürünün standartlaşmış içeriğini, önsöz ve içindekiler kısmını, bölüm başlıklarını, felsefenin tanımını, mahiyetini, insan hayatındaki yerini ve önemini, temel problemlerini, ayrıldığı alt başlık ve disiplinleri ile birlikte ele aldığı ve incelediği için klasik bir literatür taraması ya da bir bibliyografi çalışmasından ziyade daha çok sosyolojik bir inceleme hüviyeti kazanmış.

İshak Arslan, Cumhuriyet tarihi boyunca çeşitli dönemlerden geçerek şekillenmiş felsefe giriş kitaplarını kronolojik farklılıklar açısından dört dönemde, türsel farklılıklar açısındansa beş farklı grupta ele aldı. Her grup için seçilen kitaplardan da örnekler veren Arslan, kronolojik farklılıkları; 1928-1950, 1950-1980, 1980-2000 ve 2000 sonrası olarak tasnif etti. Bu esnada kronolojik sıralamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli siyasi ve sosyal değişimlerinin tarihlerine denk gelmesi dikkatimizi çekti. Arslan’ın diğer tasnifi olan türsel farklılıklar ise; ders kitapları, popüler kitaplar, filozofların yazdığı kitaplar, şifahi kitaplar ve derleme kitaplar olmak üzere beş farklı grupta yer alıyor.

Arslan, felsefeye giriş metinleri üzerinden yaptığı tasniflerin tamamen kendi öznel tercihleri doğrultusunda keyfi ve kurgusal olduğunu ifade etti. Dönemlendirme ve türsel farklılık olarak iki ayrı kategoride ele alınan felsefe giriş kitaplarında, dönemlendirme başlığının daha çok kronolojik ve Türkiye’deki siyasi ve sosyal meselelerin eşliğindeki kırılmalar üzerinden yapıldığını belirtti. Arslan, türsel farklılıklar üzerinden yapılan sınıflandırmanın ise daha çok kitapların mahiyeti ve fonksiyonları üzerinden yapıldığını söyledi. Ardından felsefeye giriş kitaplarından çeşitli örnekler ve alıntılar eşliğinde bu tasniflemeleri açıkladı. Harf inkılâbı ile birlikte, 1928-1950 yılları arasında, yayınlanmış ilk çalışmaları içeren bu dönemde daha çok Felsefe Giriş kitapları üzerinden bir kurumsallaşmaya gidildiğini, kitapların lise felsefe ders müfredatı için hazırlandığını belirtti. Bu dönemde en dikkat çeken husus ise bu metinlerin genel olarak tercüme üzerinden yapılan eserler olup, telif eserler olmamasına karşın henüz öztürkçeciliğe maruz kalmaması ve metinlerin neredeyse yarısının tercüme edilmeyerek yarı Türkçe yarı Fransızca oluşu. İçerikleri ise doğa bilimlerindeki son dönem gelişmeleri de kapsayacak kadar zengin. Bu çalışmaların önsözlerinden çeşitli iktibaslar yapan Arslan, burada devletin eğitici ve öğretici, mürebbiyeci tavrı ile karşılaştığımızı vurguladı. 1950’li yıllarda başlayan ikinci dönemi ise tercüme faaliyetlerinin kötüleştiği ve daha çok öztürkçe metinlerin yaygınlaştığı ideolojik sığlığın hâkim olduğu bir geçiş olarak gören Arslan, önsözler ve içerikler üzerinden yorumladığı bu yılları Atatürk’ün bir şekilde ilgili metinlere paragraflar ya da siyaset veya eğitim felsefesi üzerinden dâhil edildiğini söyledi. Ayrıca Topçu ile birlikte daha önce hiç değinilmemiş olan Türk-İslam etkilerinin de metinlere derç edildiği görülmekte. 1980 sonrası üçüncü dönemde ise nispeten ideolojik baskının kırıldığı, Cumhuriyetin mirasını reddettiği Türk-İslam metinlerinin de ehlileştirilerek oyuna dâhil edildiği bir süreç başladı. Ama elbette burada Türk-İslam kültürü kabul edilmesine karşın içerikleri oldukça basit ve yüzeysel olmaktan öteye geçmedi. 2000 sonrası ve günümüze geldiğimizde ise imkânların artması ile birlikte ideolojik baskılar da artık kalkmış ve yayınlanan felsefe başlıklı eserlerde artış kaydedilmiştir.

Arslan, günümüze gelerek artan imkânlara ve zenginliğe rağmen muhafazakârların dahi doğru düzgün bir felsefe giriş metni yazamadığını ve bu konuda da ne yazık ki beklenti ve ümidinin olmadığını söyledi. Türkiye’ye özgü felsefe metni yazılıp, yazılmadığını daha iyi anlamak için bu çıkarımı soyut olarak felsefe üzerinden konuşmaktan ziyade somut olana da bakarak anlayabileceğimizi söyledi. Somut olarak bugün şehre baktığımızda gördüğümüz karmaşanın ve düzensizliğin ve yarına dair hiçbir çıkarımda bulunamama halinin Türkiye’de felsefenin vaziyetinin bir izdüşümü olarak okunabileceğini vurguladı.

Programın sonlarına doğru ise konu, sorularla felsefeye giriş metinleri üzerinden Türkiye’de felsefe olup olmadığına ve genel olarak bir yerde felsefenin olması için gerekli şartın ne olduğuna dair tartışmalarla genişledi. Arslan, konuşmasını Felsefe olması için dil ile birlikte “kimlik” olması gerektiği vurgusunu yaparak nihayete erdirdi. 

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir