Yeni Türk Dış Politikası

Paylaş:

KAM’ın yeni başlattığı “Türk Dış Politikasında Yeni Aktörler” toplantı dizisinin ilki, T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Naci Koru’nun teşrifleriyle gerçekleştirildi. Koru, konuşmasıyla Türk dış politikasında son on yılda meydana gelen değişimlere ve gelişmelere ışık tutarken, Dışişleri Bakanlığının kurumsal yapısı ile ilgili bilgiler vererek Bakanlıkta kariyer imkânlarına ilişkin soruları da cevaplandırdı.

Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığına getirilmesiyle birlikte Bakanlıkta çok önemli değişiklikler yaşandığını ifade ederek sözlerine başlayan Koru, 1981’den beri görev yaptığı kurum içerisinden gözlemlerini aktararak dış politikadaki değişimleri anlattı. 1980’li yılların başında Ortadoğu Genel Müdürlüğünde görev yapan Koru, İsrail’in aynen bugünkü gibi komşu devletlere yönelik saldırgan eylemleri olduğunda bu konuda açıklama yapılmadan evvel büyük devletlerin açıklamalarının beklendiğini, herkesin tarafını belli etmesinden sonra Türk tarafının kimseyi kırmayacak bir-iki paragraflık bir açıklama yayınlamakla yetindiğini hatırlattı. O dönemlerde Türkiye’nin sözü uluslararası alanda pek dikkate alınmazken, bugün gelinen noktada Dışişleri Bakanı’nın her gün en az beş-altı mevkidaşı ile görüştüğüne, uluslararası toplantılara katıldığına ve gerek bölgemizde gerekse diğer bölgelerde herhangi bir gelişme yaşandığında büyük devletler tarafından ilk temas kurulan ülkelerden biri haline geldiğimize dikkat çekti.

Büyükelçi Koru 1990’lı yılların başında SSCB’nin dağılmasının ardından dünyada üç önemli değişimin yaşandığını belirtti. Davutoğlu’nun “deprem” diye bahsettiği bu değişikliklerden birincisi, Kafkaslarda, Balkanlarda ve Orta Asya’da yeni ve bağımsız aktörlerin ortaya çıkması; ikincisi, 11 Eylül saldırılarında ABD’nin kendi topraklarında vurulmasıyla yaşanan gelişmeler; üçüncüsü ise 2011’de bizim de içinde bulunduğumuz Doğu Akdeniz Havzasında “Arap Baharı” olarak adlandırılan sürecin başlamasıdır. Bu son süreçle birlikte bölgedeki otoriter devletler sarsıldı ve halklar kendi rejimlerine karşı ayaklanmaya başladı. “Arap Baharı” ile bağlantılı olarak Avrupa’da yaşanan ekonomik kriz de bölgedeki ekonomik değişimin bir belirtisi olarak kendini gösterdi.

Türkiye’nin 1990’lı yıllar boyunca ülke içinde siyasi ve iktisadi istikrarı sağlayamamasından dolayı bölgesinde ve dünyada meydana gelen olaylara reaksiyon veremediğini hatırlatan Koru, 2000’li yıllarla birlikte bunun artık değiştiğini söyledi. Koru’ya göre demokratik standartların yükseltilmesi ve ekonomide yapısal reformların gerçekleştirilmesiyle birlikte dış politikada çok taraflı ve çok boyutlu aktif bir dönem başladı. Koru’nun “restorasyon dönemi” olarak adlandırdığı bu dönem dört özelliğiyle tebarüz etti: (i) Dış politikada mevcut ilişkilerin güçlendirilmesi, (ii)uluslararası örgütlerde daha aktif bir politika izlenmesi, (iii)komşu ve çevre ülkelerle ilişkilerin kuvvetlendirilmesi, (iv)yeni coğrafyalara açılım yapılması.

Mevcut ilişkilerin güçlendirilmesinin genel olarak ABD ve AB ile ilgili olduğunu hatırlatan Koru, katıldığı toplantı ve sohbetlerde kendisine en çok AB konusunda sorular geldiğini, bu sorulara cevaben “Türkiye’nin hedefi, tam üyelikten ziyade üye ülkelerin sahip olduğu siyasi ve iktisadi düzeye yükselmektir” dediğini aktardı.

İkinci olarak uluslararası örgütlerde Ankara oldukça aktif bir rol oynamaya başladı. 2009-2010 BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine rekor bir oyla seçilen ve oldukça başarılı bir dönem geçiren Türkiye, zaman kaybetmeden 2015-2016 üyeliği için de başvuru yaptı. Ayrıca dünyanın en büyük yirmi ekonomisini biraraya getiren G-20 içinde de aktif rol almaya başladı; örgütün 2015’teki doruk toplantısına ev sahipliği yapacak Türkiye, bir sene boyunca dönem başkanlığını da yürütecek.

Büyükelçi Koru’ya göre restorasyon döneminin üçüncü ve en önemli özelliği komşu ve çevre ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi. İşe siyasi ilişkilerin geliştirilmesiyle başlandı ve bunu ekonomik ve kültürel ilişkiler takip etti. Otuz bir ülkeyle vize muafiyet anlaşması imzalandı ve serbest pazar arayışlarına girildi. Özellikle Balkanlar ve Ortadoğu’da bulunan Osmanlı eserlerinin restorasyonu için TİKA ile ortaklaşa çalışıldı. Yunus Emre Enstitüleri yine Türk dili ve kültürünün yayılmasında önemli bir aktör haline geldi. Komşu ülkelerle ticaretin altı kat artması ve girişilen yeni ticari ilişkiler sayesinde Avrupa’da süren mali kriz Türkiye’yi fazla etkilemedi.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da son iki yıldır devam eden süreçte Türk dış politikasının insani boyut, değerler boyutu ve stratejik boyut olmak üzere üç temel üzerinde geliştirildiğini hatırlatan Koru, halkına zulmeden rejimlere destek veremeyeceklerini ve her zaman mazlumun yanında olmaları gerektiğini vurguladı. Değerler boyutuna gelince, Türk halkının sahip olduğu demokratik değerlerin bölge halklarının da hakkı olduğunu ve onlardan esirgenemeyeceğini söyledi. Stratejik boyutta ise otoriter yönetimlerin devrilmesinin ardından iş başına gelecek yönetimlerle iyi ilişkiler kurmayı planladıklarını ifade etti.

Büyükelçi Koru, yeni coğrafyalara açılım politikası çerçevesinde özellikle Sahra Altı Afrika, Latin Amerika ve Asya-Pasifik’te daha önce temas kurulmamış bölgelerle süratle iletişime geçilerek siyasi ve ticari ilişkilerin başlatıldığını belirtti. Özellikle Afrika’da açılan rekor sayıda temsilcilikle birlikte Türkiye’nin yurtdışı temsilcilik sayısı 229’a yükselerek dünyada dokuzuncu sıraya yerleşti. Açılan büyükelçiliklere ve konsolosluklara ek olarak TİKA, THY ve Yunus Emre Enstitüleri de yaptıkları çalışmalarla bölgede Türkiye’nin etkisini artırdı. Özellikle Somali’de birkaç yıldır devam eden ekonomik yardımlar tüm dünyada ses getirmiş durumda. 85 dönümlük bir alan üzerinde inşa edilecek Somali Büyükelçiliği, Türkiye’nin en büyük dış temsilciliği olma özelliğiyle bölgeye yönelik ilginin de bir sembolü olacak.

Konuşmasının son bölümünde Dışişleri Bakanlığının kurumsal yapısı hakkında bilgi veren Büyükelçi Koru, diplomatlık ve konsolosluk gibi mevkilerde bulunmanın artık eskisi gibi sadece seçkin bir zümrenin elinde olmayacağını belirterek, başarılı ve yetenekli adayların kesinlikle gerekli sınavlara girerek şanslarını denemelerini tavsiye etti. Geçtiğimiz yıllarda yapılan reformlarla diplomatlık mesleğini daha cazip hale getirdiklerini hatırlatan Koru, mevcut diplomatların içinde İngilizce dışında bir başka bölge dili bilenlerin çok az olmasından yakınarak mesleğe ilgi duyanlara yabancı dil becerilerini geliştirmelerini tavsiye etti.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir