İslamî Edebiyatları Hatırlamak: Telmih

Paylaş:

Sanat Araştırmaları Merkezi Osmanlı edebiyatı alanında edebî sanata odaklanan ve bu yönüyle bir ilki barındıran bir panel düzenledi. “İslamî Edebiyatları Hatırlamak: Telmih” başlıklı panelin oturum başkanı Hatice Aynur, panelin ilk olma özelliğini vurguladığı ve bu tarz çalışmaların devamının gelmesini temenni eden sözleriyle oturumu açtı. Panelin ilk konuşmacısı Didem Havlioğlu“Estetik Hafıza Olarak Telmih, Süreklilik ve Başkalaşım” başlıklı konuşmasında anlatıcının/şairin, okuyucunun/dinleyicinin bildiği diğer metinleri hatırlaması demek olan telmihi, bir estetik hafıza düzeni olarak ele aldığını söyledi. Anlatıcı ve dinleyicinin müşterek hafızası, bir sanat eserinden nasıl zevk alınması gerektiğini göstermekte ve müphem olan anlamı ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla ortak bir hafıza olmadığı takdirde sanat eserinin bir şey ifade etmeyeceğini söyleyen Havlioğlu, buna en güzel örneğin bugün Osmanlı edebiyatının anlaşılamaması olduğunu söyledi.

Osmanlı edebiyatı mütemadiyen bir gül ve bülbül anlatımı gibi gözükse de klasik edebiyatların doğası gereği geleneksel kalıplar kullandığını, önemli olanın onlardan farklı bir şey yaratmak olduğunu vurgulayan konuşmacı, telmihin buna imkân tanıdığını belirtti. Örneğin; Yusuf ile Züleyha hikâyesi kutsal metinlerde yalnızca bir peygamberlik hikâyesiyken, Molla Câmi’nin Yusuf ile Züleyha adlı mesnevisinde bir aşk hikâyesine dönüşmüştür ve Osmanlı edebiyatında atıf yapılan Yusuf ile Züleyha’yı anlamak için yalnızca kutsal kitaplarda geçtiği şeklini değil, Molla Câmi’nin eserinde geçtiği şeklini de bilmek gerekmektedir. Okuyucu ya da dinleyici, Kur’an’daki Yusuf’u tanısa da ancak Câmi’nin hikâyesi okunduğunda anlam bütünlüğü sağlanmış olur. Bu durum, Kur’an’daki hikâyeyi ikincil duruma düşürmez, bilakis onun bir kaynak olduğunu gösterir. Ayrıca okuyucu sanat eserindeki anlam katmanlarını çözerek ondan zevk almaya başlar, hafızasını tazeler, cilalar ve canlı tutar.

Panelin ikinci konuşmacısı Murat Umut İnan“Lisânü’l-Gayb’a Telmihler: Osmanlı’nın Edebî ve Kültürel Hafızasında Şirazlı Hafız” başlıklı sunumuna telmihin şairin şiirde gösterdiği bir hüner veya söz sanatlarından biri olarak ele alındığını, kimi zaman poetik hafızanın tezahürü kimi zaman da kanonik bir edebiyata gönderdiği referanslar olarak görüldüğünü, telmihi yeniden düşünmek gerektiğini vurgulayarak başladı. İnan, özellikle gazel ve kasidelerde telmihin tespit edilecek, çözülecek bir muamma olarak görüldüğünü, bu metinlerde ise telmihi daha ziyade Osmanlı kültür dünyasının şiir dışındaki metinleriyle bir arada düşünmenin çok önemli olduğunu söyledi.

Şirazlı Hafız’ın unvanlarından biri olan “Lisanü’l-Gayb” tabirinin geçtiği Muhibbi, Behişti ve Gelibolulu Âli’nin şiirlerden örnekler sunan İnan, bu telmihlerin şairin şiir anlayışına nasıl katkıda bulunduğunu belirtti. Osmanlı şairinin Hafız’ı okuyup onu Osmanlı edebiyatında ürettiği zaman neler hissettiği ve gazel yazmada Hafız’ı nasıl konumlandırdığının önemini vurgulayan İnan, Muhibbi’nin Hafız’ın Divan’ının ilk şiiri olan yedi beyitlik gazelinden on iki beyitlik bir şiir çıkardığını ve bu gazelde telmihlerin adeta “havada uçuştuğunu” söyledi. Hafız telmihlerinin Osmanlı edebi-kültürel dünyasının klasik bir kültürü alımlayışını, Osmanlı’nın Acemiyan-İraniyan ve Fars dili ve klasikleri hakkındaki düşüncelerini, Hafız ve şiirleri örneğinde bütün entelektüel üretim bağlamında düşünüldüğünde, bu dünyaya ait meseleler, fikirler ve dinamikleri görmek mümkündür. İnan’a göre tarz bir inceleme, Osmanlı şairinin ve edebiyatının kimliği üzerine pek çok kapılar açacaktır.

Panelin son konuşmacısı Berat Açılise sunumuna “Telmihe Telmih: Osmanlı Şiirinde Geleneğin İnşası” başlıklı konuşmasına telmihi bir söz sanatı olarak tanımlamanın doğru olmakla birlikte eksik olduğunu, kavrama hak ettiği değeri vermediğini, klasik Osmanlı şiiri için telmihin işlevini yeterince takdir etmediğini söyleyerek başladı. Telmihin hafıza oluşturmaya, metinlerarasılığa, anlatı ekonomisine ve bir edebiyat geleneği oluşturmaya yaradığını belirten Açıl, telmihin mürekkep bir söz söyleme biçimi, edebî sanat olarak estetik bir görev üstlendiği ve üç boyutlu bir hafıza oluşturarak klasik Osmanlı edebiyatının beslendiği hafızayı hatırlatmayı, onu sıkça kullanarak sözkonusu hafızayı kimi eklemelerle gelecek kuşaklara aktarmayı sağladığını söyledi.

Şairlerin bazen sadece isim düzeyinde göndermede bulunurken, bazen metinlerdeki bir motife gönderme yapan, bazen de o metinleri temellük ederek eseri içinde eritip kendi metninin bir parçası yaptıklarını dile getiren Açıl, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ortak hafızadan faydalanma, ortak hafızayı gelecek nesiller için erişilir kılma ve metinlerarası ilişkiler ağı gibi işlevlerin edebiyata katkısı nedir? Bu soruyu sorduğumuzda karşımıza ‘anlatı ekonomisi’ kavramı çıkmaktadır. Anlatı ekonomisi, bir olayı, meseleyi, kıssayı, ilmi konuyu daha kısa, yani ekonomik anlatmak. Bu noktada okurlar devreye giriyor, yazar şair daha kısa anlatabilir; fakat okur tarafından anlatılanlar anlaşılıyor mu? Burada ikili bir süreç işliyor. Bir yandan telmihte bulunulan meselenin esasının anlatılmaması, diğer yandan bahsedilen konunun okurlar tarafından anlaşılması gerekir.” Sunumunun sonunda Açıl, bir telmih sözlüğüne şiddetle ihtiyacımız olduğunu, Osmanlı edebiyatının ancak bu sözlük ortaya çıktıktan sonra hakkıyla anlaşılabileceğini ve analiz edilebileceğini belirtti.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir