“2015’e Girerken Türkiye Ekonomisi: Yapısal Reformlar ve Zihniyet”

Paylaş:

Küresel Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği 2014 yılı Türkiye ekonomisi değerlendirme paneli “2015’e Girerken Türkiye Ekonomisi: Yapısal Reformlar ve Zihniyet” başlığıyla Aralık ayında gerçekleştirildi. Oturum başkanlığını T.C. Merkez Bankası Meclis Üyesi Doç. Dr. Lokman Gündüz’ün yaptığı panelde konuşmacı olarak; T.C. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ahmet Faruk Aysan, Albayrak Şirketler Grubu Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ömer Bolat ve Odea Bank Ekonomik Araştırmalar ve Stratejiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Serkan Özcan yer aldı.

Lokman Gündüz, Türkiye için kronik hale gelmiş olan bazı problemlerin değiştirebilir ve dönüştürülebilir olduğunu vurguladığı konuşmasında Türkiye ekonomisine has sorunların kalıcı olmasının gerekmediğini ve zihniyet dönüşümü ile aşılabileceğini ifade etti. Bu duruma örnek olarak ise 90’lı yıllardaki kamu borçlarındaki, özellikle iç borç, dengesiz gelişimlerin son on yıllık süreçte fark edilir şekilde büyük bir iyileşme göstererek kronik bir sorun olmaktan çıkmasını verdi.

Bu zihniyet dönüşümünün kolay olmayacağı vurgulayan Gündüz, panelin konu başlığı olan “Yapısal Reformlar ve Zihniyet” söylemi ile bu kalıcılığı kabul etmeyerek farkındalığı ön plana çıkarmak istedikleri bir dönüşüme vurgu yapmak istediklerini söyledi. Konuşmasında ön plana çıkardığı bir diğer nokta ise Türkiye ekonomisinde yaşanan iyileşmelerin bir durağanlık noktasına geldiği ve uzun yıllar bu şekilde gideceği gibi bir algının da zihniyet dönüşümü ile aşılabileceği düşüncesi oldu.

Ömer Bolat konuşmasının başında dünya ekonomisinde son dönemde yaşanan ekonomik kriz ve durgunluğu Amerika, Avrupa Birliği, Japonya, Çin ve emtia zengini ülkeler (Rusya ve Brezilya gibi) açısından değerlendirdi. Bolat özellikle dünya ekonomisinin son yüzyılın ikinci en büyük krizini yaşadığını ve etkilerinin hale devam ettiğini belirterek krizin kaynağı olan Amerikan ekonomisinin ve finans piyasalarının dünya ekonomilerini esaret altına aldığını ve herkesin FED’in ağzından çıkacak bir kelimeye bakar hale geldiğini sözlerine ekledi. Tüm ülkeler içerisinde bakıldığında ABD’nin rezerv paraya sahip olması ve piyasa vermiş olduğu yüksek miktardaki likiditen dolayı geçici olarak daha iyi durumda olduğunu da katılımcılara açıkladı. Türkiye ekonomisine bakıldığında ise 2002-2014 yılları arasında altın bir dönemin yaşandığını belirten Bolat bununla birlikte açık bir ekonomisi olması nedeniyle dünya ekonomisindeki olumsuz gelişmelerden etkilendiğini dile getirdi. Bolat’agöre bu dönemdeki iyi gelişmeler kaynağını; güçlü liderliğe, güçlü yönetime, siyasi istikrara, ekonomik istikrara ve bundan büyük güç alan özel sektöre borçluydu.

Büyüme ile ilgili olarak ise Bolat, 2010 ve 2011 yıllarında yaşanan yüksek oranlı büyümeler yerine son yıllarda yaşanan daha düşük büyüme rakamlarının sürdürülebilirlik açısından Türkiye ekonomisi için daha uygun olduğunu söyledi. Konuşmasında özellikle yapısal sorun olarak büyüme ile cari açık arasındaki olumsuz ilişkiye de dikkat çekerek işsizliğin azaltılabilmesi için yeterli büyüme oranının önemini vurguladı. Sürdürebilir bir büyüme ve 2023 hedeflerine ulaşılabilmesi için ise özel sektör temelli bir yatırım ve üretim atağına ihtiyaç olduğunu ifade etti. Kamu eli ile yapılan yatırımların özel sektörü geçerek halk nazarında kamunun daha cazip hale gelmesinin ilerleyen dönemlerde sorunlara yol açabileceğine değinerek enerji harcamalarındaki artışa paralel olarak artan cari açık ve yüksek faiz risklerine dikkat çekti. Bolat “Biz 2014 yılını temkinli ve tedbirli bir şekilde bir dengeleme yılı olarak geçirdik. Ben bunu olumlu görüyorum. 2015 yılı için de aynı şekilde temkinli bir iyimserlikle daha iyi olacağına inanıyorum” sözleri ile değerlendirmelerini tamamladı. 

Konuşmasına bu tarz değerlendirme toplantılarının önemini vurgulayarak başlayan Ahmet Faruk Aysan ise Amerika’da başlayan krizin tüm dünyayı nasıl etkilendiğinden bahsetti.  Dünya ekonomisini ilgilendiren tartışmaların çok hızlı bir şekilde nasıl geliştiğinin örneğini 2008 krizi sonrası güçlenen Avrupa veya Çin gibi ekonomilerin Amerika’nın yerini alması ve “secular stagflation” yani uzun süreli durgunluk tartışmalarında görülebileceğine vurgu yaptı.

Aysan, diğer ülkelerin ekonomik sıkıntıların etkisinden kurtulmak için yapısal dönüşümlerini yaparken özellikle finans anlamında dünyaya daha çok entegre olmuş bir Türkiye ekonomisinin şimdilerde yapacağı reformların 80’ler ve 90’lardaki dönemlerden daha fazla önem arz edeceğini söyledi. Dünyanın ekonomi ve finans merkezinin özellikle, Asya ekonomilerinin güçlenmesi ile, batıdan doğuya doğru kaydığını belirten Aysan, son dönemde açıklanan olumlu ekonomik veriler ile ABD hegemonyasının bir günden diğer güne değişmediğinin gözlemlendiğini de sözlerine ekledi. 

“Dünyanın yönetişim düzeni zaman içerisinde nasıl değişti? Bunu Türkiye olarak bizim anlamamız lazım ki kendi dış dünyamıza dair bir politika önerileri üretebilelim. Sadece Türkiye’deki yapısal reformlar değil dünyayı iyi anlayabilirsek aslında o büyümemizi, daha uzun dönemli hikâyemizi, yazma şansımız olur” sözleri ile Aysan Türkiye’nin dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmesindeki gerekliliği vurguladı. Dünyada yönetişim sisteminin Washington Konsensüsü’nden Post-Washington Konsensüsü’ne değişim gösterdiğini ve her şeyi piyasaya bırakmanın yetmeyeceği, “güçlü bir düzenleyici devlet olsun” anlayışının halen devam ettiğini de belirtti. Ayrıca özellikle 2008 sonrasında hızla değişen dünya şartlarının çok iyi okunarak bunlara yönelik politik stratejilerin geliştirilmesinin çok önemli olduğunu ve bu konularda tartışmaların mutlaka yapılması gerektiğini belirtti.

2002 sonrası Türkiye’nin yapısal değişimini sadece siyasal değil aynı zamanda bir ekonomik entegrasyon değişimi olduğu için çok iyi anlaşılması gerektiğini ifade eden Serkan Özcan, Türkiye hem gelişmiş hem de gelişmekte olan dünya ekonomileri ile daha bağıntılı hale geldiği için dünyayı da iyi okumamız gerektiğini vurguladı. Özcan konuşmasında kendisini hem “yeni normal”ci hem de son gelişmelere rağmen “secular stagflation” savunucusu olarak tanımladı ve “secular stagflation”daki gelişmelerin sadece Amerika kaynaklı olarak değerlendirilmesini doğru bulmadığını, bunun daha global bir durum olduğunu belirtti. 2020 yılının sonuna kadar mevcut durgunluğun tüm dünyada devam edeceğini savunan Özcan, son dönemlerdeki büyüme rakamlarının, faizlerin ve enflasyon oranlarının bu dönemde görülmeyeceğini iddia etti.

Emtia fiyatlarındaki büyük düşüş için ise Özcan, bu düşüşün önemli bir kısmının arz tarafında kaynaklandığını belirterek yeni enerji kaynakları ve bir önceki dönemden gelen yüksek fiyatın da bu arzı artırdığını öne sürdü. 2015 yıl sonu beklentileri için ise; % 5,9 enflasyon, % 3,9 cari açık ve % 4 büyüme oranlarını öngördüklerini açıkladı.

Türkiye ekonomi tarihinde ilk kez 2014 yılında iç ve dış talebin aynı anda ekonomiye pozitif katkı sağlayacağını belirten Özcan, bu durumun ulaşmaya çalıştığımız sürdürülebilir ekonomik büyüme modelini oluşturduğunu anlattı. Bu modelin sağladığı büyümenin 2,5-3 puan olarak gerçekleştiğini ve yapısal reformlarla bu oranın daha da artabileceğini ifade etti. Önümüzdeki dönem için ise emtia fiyatlarındaki düşüş, dünyadaki gelişmeler ve yapılacak reformlar ile Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir bir yola girebileceğini belirtirken bunun olabilmesi için çözüm süreci gibi politik risklerin öneminin de anlaşılması gerektiğini konuşmasında vurguladı.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir