Balık – İnsan, Tabiat ve Modernizm

Paylaş:

Hayâl-i  zî-ruh’tan Sinemaya programının üçüncü konuğuBalıkfilmi ile Derviş Zaim oldu.

Derviş Zaim, filmleriyle değişenin içerisinde devam edeni aramayı istediğini söyledi. Devirve sonrasında gelen Balık filmleri, konuları ve formları itibariyle gelenekten yararlanmaya çalıştığı diğer üç filmden farklı olsa da Zaim aralarında bir devamlılık ilişkisi olduğunu belirtti. Özellikle Balık’ın içerisinde bir döngüselliği görmek mümkündür, diyen Zaim, karakterlerin isimlerine (Kaya, Filiz, Deniz) baktığınızda da bir döngüselliğe işaret ettiğini anlarsınız, diye de ekledi. Yönetmen, Devirfilminin adında da bu döngüselliğe işaret etti. Özellikle Sufi literatürde yer alan cemadat, bitki, hayvanat ve insan mertebesine yükselme, iniş yayı-çıkış yayı biçiminde ifade edilebilen döngüsellik, bu filmlerin formel yapısında ve içeriğinde de edinilmiştir. Bu anlamda, filmin dilini ve formunu ararken yine bu coğrafyanın kültüründen ve ipuçlarından yararlanma eğilimi ve motivasyonu bu filmlerde de devam eder. Ancak formel arayış, Gölgeler ve Suretler, Noktave Cenneti Beklerkenkadar ön planda değildir; yine de böyle bir devamlılık söz konusudur.

“Yönetmenin yola devam edecek başka bir kafa ve yüreğe sahip olması gerekir.” diyen Derviş Zaim, filmleri ile bu ülkeye karşı naçizane görevini yapabilmeyi arzuladığını söyledi. Zaim, klasik sinema ile ana akım sinemada farklı bir şekilde konumlanabilmek için yapı ile oynayarak anti-klasik işler yapmak gerektiğini ifade etti. Bunun dışındaki bir diğer yolun minimalist işler yapmak olduğunu ekleyen yönetmen, bu iki damarın ana akım sinemaya, Hollywood’a, post-Hollywood’a ve televizyonun kendisine meydan okuma olduğunu iddia etti. Anti-klasik bir konumda olduğunu ifade eden Zaim, filmlerinde kimi zaman minimalist etkilenmelerin de olduğunu fakat kendisinin yapı ile oynamak gibi bir şiarı ön planda tuttuğunu söyledi. Nitekim Derviş Zaim’in Cenneti Beklerken, Gölgeler ve Suretlerile Noktafilmlerine bakıldığında bir yapı ile oynamanın söz konusu olduğu söylenebilir.

Geleneksel olarak hakim durumdaki entelijensiyamızın beğeni iklimi olarak gerçekçi modda filmlerden hoşlandığını belirten Zaim, entelijensiyanın Tabutta Rövaşata’yı Türk sinema geleneğinde post-Yılmaz Güney bir örnek olarak değerlendirdiklerini ve heyecan duyduklarını söyledi. Çamur’dan sonra farklı anlatma stratejilerini bir arada kullanmaya ve farklı ses tonlarını yükseltmeye çalıştığındaysa filmlerinin anlaşılmamaya başlandığını anlattı. Zaim’e göre, farklı anlatma stratejilerinin bir arada ve içerik ile birlikte kullanılması bağlamında Çamur’dan sonra fay hatları oluşmaya başlar. Bu hem yurt içi hem de yurt dışı için böyledir. Dışarıda bizden beklentiler farklıdır. Zaim, uluslararası sinema entelijensiyasının minimalist ya da gerçekçi işler beklediğini, içeriğin ise oryantalist olması gerektiğini, ya da neo-liberalist değerlerden gelecek işlerin kabul edildiğini belirtti. Zaim, sinemacı için yapı ile oynamak söz konusu olmadığı gibi sinemacının yapıyla oynamak istediğinde de “haddin değildir” tepkisiyle karşılaştığını ifade etti. Böyle olunca, minyatür, hat, Gölgeler ve Suretler’deki arayışlar, onların beklentilerine uymaz. Zaim, bu noktada “Ben ıslah edilmiş öteki değilim. Batı ötekini ister ama ıslah etmek ister” diyerek uluslararası entelijensiyaya karşı çıktığını ifade etti. Batı ülkelerindeki festivallerde yapı ile oynayan hiçbir filme yer verilmediğini söyleyen Zaim, yapıyla yalnızca kendilerinin oynayabileceğini dikte eden uluslararası entelijensiyayı eleştirdi.

Derviş Zaim’in filmlerinde murat edilen hal ne ise insanların, özellikle erkeklerin o noktaya gelmelerine sebep olan kadın karakterlerdir. Bu manada, Zaim’in filmleri Türk sinemasında kadının temsili bağlamında daha farklı bir yerdedir. Zaim Türk sinemasına bakıldığında erkek bakış açısının olumsuz manada dominant olduğu söyledi ve Balık’ta Filiz karakterinin değiştirici bir role sahip olduğunu ifade etti. Filiz filmin hikâye çizgisinde bir şeyler yapıp harekete geçen bir karakterdir; bir şeyleri isteyip geride duran ve sonra erkeklerin aktif olarak harekete geçip bir şeyler yapmasını sağlayan bir kadındır; hikâye çizgisinin erkekler tarafından oluşturulmasına göz yuman pasif bir kadın değildir. Bu bağlamda Filiz, filmin hikâye çizgisinde kendisi ve başkaları için bir şeyler yapmaya çalışır. Filiz’in etkisi, eşi Kaya’nın ölümünden sonra nedamet getirip kendini affettirmek için eyleme geçtiğinde görülür.

Joseph Campbell’dan yola çıkarak mitlerin şahsi mitler ile birleştirilmesi ve bunun da bir değer arama sürecini oluşturması gerektiğini düşündüğünü ifade eden Zaim, sinemanın da bunun platformu olması gerektiğini ileri sürdü. Yönetmen, değer araştırma sürecinin biçim ve içeriğini bulmak gerektiğini ifade etti. Campbell’ın dediği gibi şahsi mitler ile toplumun sağladığı mitlerin örtüşmesi gerektiğini vurgulayan Derviş Zaim, bunu yapabilecek biçim ve içeriğe sahip olmanın önemini dile getirdi. Zaim, kendisinin yapmaya çalıştığı gibi Türk Sinemasının da bir değer arama kaygısı gütmesini gerektiğini vurguladı. Zaim, “Dostoyevski nihilizmden bahseder. Ancak Dostoyevski nihilizmden bahsettikten sonra, nihilizmin üzerine başka bir tuğla koyar. O bir Rus ve Hıristiyan Ortodoks olarak, nihilizmin nasıl aşabileceğini düşünür. Bu olmaksızın, Dostoyevski’yi nihilizmden ibaret gören entelijensiya yanlış yoldadır’’ diyerek sözlerine açıklık getirdi.

Zaim 1980 sonrasında sinemamızda büyük savrulmalar yaşandığını, taşların yerine oturmasının epey bir zaman aldığını; bunun sonucunda değerlerin, doğdukları topraklarda istedikleri gibi büyüyüp serpilmediklerini, bu yüzden de bu tür problemler yaşandığını belirtti.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir