Nikolaos Soullidis ve Karamanlıca Osmanlı Tarihi

Paylaş:

BSV Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin “Tarih Okumaları” kapsamında 2015 yılı boyunca düzenlediği “Gayrımüslim Tebaanın Kaleminden Osmanlı Tarihleri” program serisinin Haziran ayında konuğumuz H. Veli Aydın ile “Nikolaos Soullidis ve Karamanlıca Osmanlı Tarihi” başlıklı bir program gerçekleştirdik. Veli Aydın yaptığı sunumun ilk ayağında Türkçe literatürde Karamanlıca olarak adlandırılan lisan ve literatür üzerine ikinci ayağında ise kendisinin yayına hazırladığı, bu literatür üzerine çıkarılmalı literatürden sonra, nadir denebilecek örneklerindenTarih-i Osmanî ve müellifi Nikolaos Soullidis üzerinde durdu.

Karamanlıca veya Karamanlı ifadesinin kabaca Trabzon-Tarsus hattının batısında yaşayan ve Türkçe konuşan Ortodokslar için câri olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Aydın, bu topluluğun “Karamanlı” kavramını negatif bağlamda “taşralı/köylü” sıfatlarını mündemiç bir şekilde kullanğını ve bu nedenle kendilerini “Karamanlı” olarak adlandırmadıklarını vurgulayarak sözlerine devam etti. Yunan tarih yazımında Türkleşmiş Hristiyan Türk tarih yazımında ise Hristiyanlaşmış Türk olarak yer bulan bu toplumun kendileri için Anadolulu Hristiyan/Anadolulu Ortodoks tabirlerini kullanmayı ve kullanılmasını tercih ettiklerinin de altını çizdi.

Veli Aydın’ın sunumun ilk ayağına ilişkin vurguladığı hususları şu şekilde özetlemek mümkün:

Karamanlıca ilk eserin Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethini müteakib Patrik Gennadius’tan dinlerini anlatan bir metin yazması isteğinin sonucunda yazılan ve Karaferyeli Kadı Ahmet tarafından Osmanlı Türkçesine aktarılarak padişaha sunulan 1584 tarihli Gennadius İtikadnamesiolduğunu, bununla beraber Karamanlıca ürünlerin yoğun olarak Gülzâr-ı İmân-ı Mesihîisimli ikinci metnin yayınlandığı  1718’den itibaren görülmeye başlandığını ve özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren büyük ivme kazandığını görüyoruz. Öte yandan 19. yüzyıla kadar yayınlanan eserlerde dinî muhteva ön plana çıkarken bu yüzyılda edebî muhtevalı eserlerin ve süreli yayınların da kendini yoğun bir şekilde hissettirmeye başladığını görüyoruz. İlk kitabın basıldığı 1584 ile son kitabın basıldığı 1929 senesi arasında Karamanlıca toplam 752 kitabın (bunların tamamen Karamanlıca olanlarının adedi -340’ı dinî muhtevalı olmak üzere -628) muhtevalarına göre dağılımı ise şu şekilde: %36’sı dinî, %21’i edebî, %18’i filolojik, %3’ü tarih içerikli ve %2’si de fen bilimlerine dair.

Tarih-i Osmanî’nin Karamanlıca literatür içerisindeki yeri ve içeriğine dair hususlara geçmeden önce yazara dair biyografik notları paylaşan Aydın, bu çerçevede şunları kaydetti:

Nikolaos Theologidis Soullidis Niğde’nin Fertek kazasının önde gelen ailelerinden birisinin oğlu olarak 1845 yılında doğdu. 1857 senesinde ailesi ile beraber İstanbul’a göç etti. Burada Rum mektebinde eğitim gördü. Mezuniyetinin ardından hariciye nezaretinde halife olarak çalıştığı söylense de buna dair herhangi bir belgeye ulaşılmış değil. Öte yandan bir süre sonra Soullidis’i Gümrük Emaneti’nde Fransızca mütercimi olarak görüyoruz. Bu görevinin ardından muhtemelen 1864-1865’te Sisam Beyliği’ne Türkçe katipliğine atanıyor. 1866-1867 tarihlerinde İstanbul’a dönen Sollidis Rum bankerlerden Hristaki Zoğrafos’un yanında katip olarak çalışmaya başlıyor. Bu sıralarda bir yandan da eser tercümeleri yapıyor ve 1890-1892 arasında sermuharriliğini yapacağı Evangelinos Misailidis’in Anatoli gazetesine yazılar yazıyor. Yurt dışında olduğu için mebusluk teklifini kabul etmeyen Zoğfaros’un telkini ile I. Meşrutiyet’te Osmanlı Meclis-i Mebusan’ına mebusluk da yapan Souillidis’in hayatına dair son bilgilerimiz ise muhtemelen 1895 sonrasında Kudüs Patrikliği’nde mütercimlik yaptığı, 1903’te öldüğü Balıklı Rum Mezarlığı’na defnedildiğinden ibaret. Gazete yazıları dışında üç tercüme ve bir de telif eser veren Soullidis’in tercümeleri şunlar: Heyet-i Sabıka-i Kostantiniyye (1863), Türkçe’deki ilk Avrupa merkezli dünya tarihi denemesi olan Tevarihât-ı Umumiye, Fransa İmparatoru I. Azim Napolyon’un Tezkeresi

Yazarla ilgili bilgileri aktardıktan sonra onun yegane telif eseri Tarih-i Osmanî’yi değerlendirmeye başlayan Aydın, Tarih-i Osmanî’nin elimizdeki Karamanlıca eserler içerisinde ulaşılabilir olan tek tarih kitabı olduğuna işaret ettikten sonra bu metnin aslında Soullidis’in İstanbul Helen Filoloji Derneği’nde (Ellinikos Filologikos Syllogos Konstantinopoleos) Türk ve yabancı kaynaklar üzerinden karşılaştırmalı bir şekilde ve sekiz konfranslık bir dizi halinde Osmanlı tarihi üzerine yaptığı konuşmanın ardından gelen talepler üzerine kitaba dönüştüğünü belirtti. Toplam iki cilt ve dört kitap olarak tasarlanan Tarih-i Osmanî’nin elimizde ancak 1. cildin 1. Kitabının olduğunu, 2. kitabın (Çelebi Mehmet ve Yavuz Sultan Selim dönemleri arası anlatılıyor) bilgisi dışında başka bir malumatımız olmadığını ve nihayet 2. cildi teşkil edecek olan 3. ve 4. kitapların akıbetini bilmediğimizi ifade eden Aydın, Osmanlı’yı Fetret Devri’ne kadar anlatan ve kendisi tarafından yayına hazırlanan 1. kitabı değerlendirmeye başlarken mezkur kitabın Atina merkezli olarak yürütülen “Megali İdea” ideolojisi hemen hemen eş zamanlı olarak ve İstanbul merkezli olarak gelişen Helen Osmanlıcılığı fikri çerçevesinde okunması ve anlaşılması gerektiğinin altını çizdi. Buna göre bu fikrin savunucuları Helen bilincinin oluşması için eğitim ve dil faaliyetlerine önem verilmesi gerektiğini bununla beraber bu bilincin Osmanlı hâkimiyeti altında da oluşabileceğine inanıyorlar ve ayrılıkçı taleplerden uzak duruyorlardı. Bu bağlamda Soullidis Tarih-i Osmanî’de Karamanlıların geçmişini/tarihini Osmanlı tarihi içerisinde ve onun bir cüzü olarak mütalaa ederken diğer yandan yer adlarını muhakkak surette Rumca telaffuzu ile yazmak, Bizans yerine Şark Rum İmparatorluğu ifadesini kullanmak, kitaptaki arkeolojik vurgular vb. gibi hususlar üzerinden de bir “vatan” fikri vermeye çalışır. Devrin telif geleneğine uygun olarak yaratılıştan itibaren ve Türklerin kökenlerini izah ederek başlayan kitabın, yazarın bir Rum olduğunu belirttiği, Osmanlı’nın kuruluş sürecinde Evrenos’a oldukça fazla yer ve rol vermesi, ihtidayı bir siyasal davranış olarak meşru kabul etmesi, kitap boyunca “Rum müverrihlere göre” ifadesini sıklıkla kullanması bu bağlamda mütalaa edilebilecek hususlardır. Ertuğrul’un Selçuklu komutanı olduğu, Osmanlı’nın Selçuklu’ya ihanet etmeyip o dağıldıktan sonra kurulduğu vurgusu da metinde öne çıkan bir başka meseledir. Osmanlı öncesi dönem için Yunanca kaynaklar kullanılan Tarih-i Osmanî’de Türkçe kaynaklar arasında Neşrî, Hoca Sadeddin ve Hayrullah Efendi öne çıkarken kitabın ana eksesini ise yazarın Fransızca ve Yunancasını okuduğu Hammer teşkil etmektedir.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir