Türkiye’de Tasarruf Eğilimi: Nereye Gidiyoruz?

Paylaş:

İstanbul Medipol Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi Mevlüt Tatlıyer, Küresel Araştırmalar Merkezi’nin Kalkınmayı Yeniden Düşünmek toplantı serisinin dördüncü toplantısında “Türkiye’de Tasarruf Eğilimi: Nereye Gidiyoruz?” başlıklı bir sunum yaptı. Tatlıyer, Türkiye’de özel tasarruf düzeyinin 2000’li yıllarla birlikte önemli bir düşüş trendine girdiğinin altını çizdi. 2001 yılında % 25.5 olan tasarruf düzeyi, 2014 itibariyle % 11.7’ye kadar gerilemiştir. Yatırımlarda aynı dönemde görülen artış ise Türkiye’de tasarruf açığının oluşmasına neden olmuştur. Tatlıyer, Türkiye’deki mevcut tasarruf oranlarının yatırımları ve ekonomik büyümeyi destekleme konusunda çok yetersiz kaldığını belirtmiştir. Dolayısıyla Türkiye’de tasarrufların son dönemde neden düşme eğiliminde olduğunun ortaya konulması, sorunun çözümüne yönelik politika önermelerinde bulunmak için önem arz etmektedir.

Tatlıyer’e göre, tasarruf oranının azalmasının altında yatan ilk neden, 2000’li yıllarda bankacılık sektörünün vermiş olduğu kredilerdeki hızlı artıştır. Kredi hacminin ciddi biçimde genişlemesi hane halklarının çok daha kolay borçlanabilmesinin önünü açarak tasarruf yapma eğilimini ve tasarruf düzeyini azaltmıştır. Tatlıyer, Türkiye’de tasarruf oranını düşüren diğer faktörün ise, ekonomide azalan belirsizlikler olduğunu belirtti. Tatlıyer, Türkiye’de enflasyonun tek haneli rakamlara inmesinin gelecekle ilgili belirsizlikleri azaltarak tasarrufları düşürmüş olabileceğini ileri sürdü. Belirsizlikleri azaltarak tasarrufların düşmesine neden olabilecek bir diğer faktör ise sosyal güvencedir. Gelişmiş bir sosyal güvenlik kurumunun bulunduğu ülkelerde bireylerin ihtiyati olarak tasarruf etmelerine pek fazla gerek kalmayacaktır. Buna göre Türkiye’de 2000’li yıllarla birlikte hızla genişleyen evrensel sağlık sigortası, yaygın işsizlik maaşı, makul ölçülerde emeklilik maaşı, yoksullara yardım gibi sosyal devlet uygulamaları bu minvalde tasarruflar üzerinde negatif yönlü bir etkiye sahip olmuştur. Tatlıyer, 1990’lı yıllarda Türkiye ekonomisinin oldukça kaotik bir görünüm sergilemesinin, verilen kamu bütçesi açıklarının ve bankacılık sektörünün oldukça kötü bir durumda olmasının, tasarruf düzeyinin bu süreçte düşmesini engellediğini ve hatta tasarrufları artırdığını, 2000’li yıllarla birlikte ise istikrarın sağlanması sonucunda da ertelenmiş tüketim dalgasının vurmasıyla birlikte de tasarrufların azaldığını söyledi.

Tatlıyer’in ortaya koyduğu analize göre tasarruf düzeyinin düşmesine neden olduğu düşünülen faktörler haddi zatında olumsuz gelişmeler değil; bilakis -özellikle sosyal devlet uygulamalarının yaygınlaşması ve enflasyonun tek haneli rakamlara düşürülmesi gibi- oldukça iyi gelişmelerdir. Bu açıdan, denilebilir ki her ekonomik ve toplumsal platonun kendine has şartları bulunmaktadır ve bugünün Türkiye’sinde tasarruf oranını istenilen düzeye çekebilmek için günün şartlarına uygun politikalar üretilmesi gerekmektedir. Tasarruf düzeyini yükseltebilmek için direkt olarak halka yönelik bilinçlendirme ve bireysel emeklilik sistemi (BES) gibi teşvik çalışmaları yapılabileceği gibi, akıllı iktisat politikalarıyla istenilen sonuçların elde edilmesine çalışılabilir.

Ancak tasarrufları artırmaya çalışmanın hiç de kolay bir süreç olmayacağını dillendiren Tatlıyer’e göre, öncelikli olarak bilinçlendirme ve teşvik çalışmaları ancak marjinal düzeyde işe yaramakta, hangi iktisat politikalarının asıl etkiyi sağlayacağı sorusu ise havada kalmaktadır. Bu noktada, bankacılık sektöründe devam edegelen kredi genişlemesini yavaşlatma ve hatta durdurma -muhtemeldir ki- tasarruf oranlarını yukarıya taşıyacaktır; fakat bu uygulama ekonomi üzerinde çok ciddi bir tahribata yol açabilir. Bu nedenle çok dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Tatlıyer, nihai tahlilde, tasarruf düzeyini yükseltmenin yolunun bankacılık sektörünü düzenlemekten geçtiğini belirterek sunumunu tamamladı.  

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir