Egemen Üniversite: Amerika’da Yükseköğretim Sistemi ve Türkiye İçin Reform Önerileri

Paylaş:

Bilim ve Sanat Vakfı Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği Tezgâhtakiler toplantı dizisinin Mayıs ayındaki ikinci konuşmacısı, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Bekir Gür oldu. Gür, yakın zamanda yayımlanan Egemen Üniversite: Amerika’da Yükseköğretim Sistemi ve Türkiye İçin Reform Önerileri isimli kitabından hareketle yaptığı sunumuna, üniversitelerin politik-ekonomik hayata etkilerini Amerikan üniversiteleri bağlamında değerlendirerek başladı. 

Söz konusu çalışmada, Amerikan üniversitesinin nasıl oluştuğunu, geçirdiği reformları, yönetim yapısını, eyaletlerin yanısıra, farklı aktörlerin rol oynadığı hususlara odaklanan Gür, ne Alman üniversitelerine ne de İngiliz üniversitelerine benzeyen Amerikan üniversitelerinin toplumsal hayata doğrudan katılan yeni bir olgu olduğunu belirtti. Kuruluş döneminde Amerikan üniversitelerinin ciddi bir hoca kadrosundan ziyade güçlü bir mütevelli heyeti ve güçlü bir başkandan oluşmaktaydı. İlk dönemlerde hocaların sayıca az ve iletişim araçları da oldukça kısıtlıydı. Fakat yirminci yüzyıla gelindiğinde, kolejlerin ve iletişim araçlarının artışıyla birlikte rekabetçi bir ortam oluştu. Gür’e göre, akademik özgürlüğün hocalara kıyasla önce öğrencilere tanınmış olması, Amerikan üniversitelerini diğerlerinden ayıran en önemli fark. Bu kurumların ekonomik açıdan büyük oranda öğrencilere bağlı olması, bunda önemli bir rol oynuyor.

Üniversite hocalarının etkin hâle gelmelerinin ve söz sahibi olmalarının yirminci yüzyılda karşımıza çıktığını ifade eden Gür, Ulusal Bilim Vakfı’nın kuruluşunun bu anlamda bir kırılma noktası olduğuna değindi. Ulusal Bilim Vakfı’nın üniversite hocalarına sağladığı fonların ardından üniversitelere büyük projeler gelmeye başlamış ve böylece hocaların yönetimdeki etkinliği artmıştır. Bu ise üniversitenin hocalarla birlikte yönetilmesi gereken bir kurum olduğu algısını güçlendirmiştir. Üniversite yönetimleri ile akademik özgürlüğü sağlayan dernekler arasında ilerleyen dönemlerde imzalanan deklarasyonlar da akademik özgürlüğün gelişimine katkıda bulunmuştur.

Federal hükümetlerin üniversitelere erişimi sağlama veya burs imkânları yaratma yoluyla dolaylı bir katkısı olduğunu belirten Gür, federal hükümetlerin bir diğer rolününse Amerika’nın uluslararası alandaki çıkarları doğrultusunda üniversitelere sağladıkları ciddi destek olduğuna dikkat çekti. Bunun dışında, Amerikan yükseköğretim tarihi açısından çok önemli bir yeri olan Morrill Yasası (1860) sayesinde de federal hükümetler eyaletlere toprak bağışlayarak birçok eyalette üniversitelerin kurulmasına katkıda bulunmuşlardır. Sadece edebiyat ve felsefe gibi teorik alanlarla sınırlı kalmayıp uygulamalı alanlarda da eğitim verme zorunluluğunu getiren bu yasayla birlikte üniversiteler yerel ve toplumsal ihtiyaçları da gözetmeye başlamışlardır.

Amerikan üniversite sisteminde önemli bir rolü olan akreditasyon kuruluşlarına da kısaca değinen Gür, sanıldığının aksine, bu kuruluşların en fazla 60 yıllık bir tarihe sahip olduğunu belirtti. Bir kalite göstergesi olarak görülen bu kuruluşların mevcut durumunu analiz etmek amacıyla yaptığı röportajlarda Gür, özellikle iyi üniversite hocalarının bu kuruluşları çok fazla önemsemediğini gördüğünü belirtti.

Konuşmasının ilerleyen kısımlarında Amerikan yükseköğretimine değinen Gür, ilk zamanlarda çok büyük bir oluşum bulunmadığı için ciddi bir koordinasyon ihtiyacının söz konusu olmadığını, bu nedenle tek bir mütevelli heyetinin sözünün geçtiğini belirtti. Ancak, 1930’larda devlet üniversitelerinin açılmasıyla birlikte öğrenci ve kurum sayısı artması, beraberinde koordinasyon ihtiyacını doğurmuş ve bu ihtiyacı karşılamak amacıyla eyaletlerde koordinasyon ajansları kurulmuştur. Gür’e göre, koordinasyon ajanslarının veya mütevelli heyetlerinin en temel özelliği, kamuyu temsilen bu kurullara vatandaşların da atanması ve böylece hem halkla iç içe hem de hesap verebilir bir yapıda olmalarıdır. Bu durum, Gür’e göre, Türkiye’de ve Amerika’daki yükseköğretim kurumsal yapıları arasındaki en önemli farkı oluşturur: Türkiye’deki Yükseköğretim Kurumu’nun (YÖK) Amerika’daki eyaletleri örnek alarak kurulduğu söylense de, Amerika’daki heyetler aslında sadece bir uzmanlar veya bürokratlar heyetidir.

Konuşmasının son bölümünü Türkiye’deki üniversite sistemini değerlendirmeye ayıran Gür, Türkiye’de akademik özgürlüğe ilişkin bir kafa karışıklığının bulunduğunu ve bu anlamda çok ciddi ihlallerle karşı karşıya kaldığımızı ifade etti. Amerikan üniversitelerinde liyakatin önemli bir yere sahip olduğunu, ancak Türkiye için aynısını söylemenin pek mümkün olmadığını belirten Gür, bunun sonucu olarak yükseköğretim kurumlarının rekabet gücünün azaldığına dikkat çekti. Gür, yükseköğretim sisteminin topluma hesap verebilir bir yapıda olmadığını ve toplumun tamamına erişemediğini belirtti. Türkiye’deki üniversitelerin toplumdan kopuk ve askeri kurumlara benzer bir yapıda olduğunu vurgulayan Gür, toplum-sanayi-ekonomi ilişkisini ancak topluma hesap verebilir yapıda olan bir üniversite sisteminin canlı tutabileceğini ifade ederek sözlerini tamamladı.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir