Liberal Nötrlük Tartışmaları Işığında Türkiye’nin Laikliğini Yeniden Düşünmek

Paylaş:

Kasım ayı TEZAT toplantı dizisi çerçevesinde İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. Ömer Taşgetiren “Liberal Nötrlük Tartışmaları Işığında Türkiye’nin Laikliğini Yeniden Düşünmek” başlığıyla hazırladığı doktora tezi üzerinden bir sunum yaptı.

“Türkiye laikliği” olgusuna dair çoğunluğu gazete ve dergi yazısı olmasına rağmen güçlü bir literatür var. Taşgetiren ise odak noktasını siyaset teorisindeki liberal nötrlük/tarafsızlık tartışmaları olarak belirleyip bu tartışmaların kavramsal çerçevesi eşliğinde Türkiye laikliği olgusunu tartışmaya açtı. “Nötrlük” argümanı 1970’lerden başlayarak günümüze kadar devam eden ve liberalizmin çoğulcu bir dünyada yaşama kartviziti olarak kullandığı bir kavramsallaştırma. Liberal siyaset düşünürleri bu kavramın tılsımına sığınarak liberal devletin diğer devlet türlerinden daha tarafsız ve daha az ayrımcılık gözeten bir devlet sistemi olduğunu savunurlar. Bu argümanın geçerli bir ideal olup olmadığı, kavramın uzanım alanının genişliği ve uygulama alanındaki serüveninin başarısı, hâlâ tartışılan hususlar. Türkiye’de laiklik kavramını, mezkûr nötrlük kavramı içinde tanımlayan –“devletin tüm inanç unsurlarını eşit mesafede tanıması” şeklindeki- yaklaşımlar hem siyasal alanda hem de kamusal alanda mevcut.

Taşgetiren, Türkiye’de nötrlük ile ilgili üç ana perspektifin olduğunu vurguladı. Bunlardan birincisi liberal akademisyenlerin savunduğu ve “nötrcülük” olarak tarif edilebilecek perspektif. İkincisi, siyasal alanda AK Parti’nin savunduğu ve “dinî komüniteryanizm” olarak tanımlanabilecek yaklaşım. Bu yaklaşımın komüniteryanizm ismiyle anılmasının sebebi ise AK Parti’nin belirli konularda tarafsız davranmasının imkânının bulunmamasıdır. Yukarıda yapılan ideal laiklik tanımına rağmen AK Parti, Türkiye’de İslâm’ın kurucu ve temel bir unsur olduğu görüşünü savunduğu için komüniteryan olarak tesmiye edilmelidir Taşgetiren’e göre. Üçüncü yaklaşım ise “Kemalist laiklik” diye tanımlanabilir. Bu yaklaşım, nötrlük ihtiva etmemesine rağmen laikliği normalleştirmiştir, norm hâline getirmiştir; laikliğin ilerlemenin son aşaması; akıl ve bilimin gerektirdiği normal bir durum olduğunu savunur.

“Nötrlük mümkün müdür?” sorusu liberal literatürde dahi kolaylıkla evet olarak cevaplanamıyor. Birçok istisnaî durum yaratıp bir inceleme nesnesini, uygulandığı devletlerin siyaset-iktisat koordinatlarına indirgeyerek ele alınıyor. Bu istisnaları problematize eden Taşgetiren, bunları formüle etmenin meşruiyetlerini sorgulayarak devam etti.

Liberalizmin kendisi bir dünya-görüşü olduğu hâlde diğer dünya-görüşleri arasında nasıl bir hakem rolü oynayabilir? Son 30-40 senedir liberalizm içinde bu soru etrafında gelişen bir literatür var. John Rawls ve Charles Larmore gibi siyasî liberaller, liberalizmin “birey” ve “otonomi” üzerinden tanımlanırsa sekteryan bir düşünce hâline geleceğini vurguluyor. Bu iki yazarın amacı, liberalizmi bir çeşit sekteryanizmden arındırmak ve kapsayıcı bir konuma oturtmak. Ancak liberalizm içi tartışmaların bize gösterdiği şey şu: Siyasî liberalizm de dünya görüşleri arasındaki problemin bir parçasıdır; üstte duran ve hüküm koyan bir konumda değildir. Taşgetiren’e göre liberalizmi sekteryanizmden arındırma çabaları abesle iştigal etmek olmasa bile başarısız, çelişkili ve sonuçsuz bir tartışmadır. Liberalizm, sekteryanizmini kabul etmelidir ve diğer dünya görüşleriyle dürüst bir diyaloga girişmelidir.

Peki, liberal nötrlük tartışması Türkiye’deki laiklik meselesine ve dahi laiklik üzerinden yapılan tartışmalara ne gibi bir fayda getirebilir? Taşgetiren nötrlük kavramına şüphe ile bakmasına rağmen nötrlük tartışmasının ortak kavramları ile düşünmenin bir fayda getireceğini düşünüyor. Özellikle modus vivendi liberalizmi, farklı dünya görüşlerine inanan insanların birbirlerinin farklılıklarını kabul ederek ve sınırlılıklarının farkında olarak bir arada yaşamak için buldukları bir içeriktir. Bu içerik toplumun ve ülkenin kendi tarihsel tecrübesine ve koşullarına göre oluşturulabilir ancak. Bu yaklaşıma göre en iyiyi gerçekleştirmek hedef değildir, çünkü insanların farklı adalet ve farklı hakikat anlayışları vardır. Hedef en kötüyü -şiddet ve silahlı çatışmayı- ortadan kaldırmaktır. “Daha istikrarlı bir toplumda nasıl yaşarız?” sorusuna verilecek güçlü bir cevaba en yakın duran liberal yaklaşımın modus vivendi liberalizmi olduğunu söyleyen Taşgetiren, sunumuna uzun bir soru-cevap ve tartışma faslıyla devam etti.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir