Düşünce Kuruluşlarının ve Arabulucu Entelektüellerin Doğuşu

Paylaş:

Ocak ayı Tezat toplantı dizisi çerçevesinde İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde “Düşünce Kuruluşlarının ve Arabulucu Entelektüellerin Doğuşu” adlı yüksek lisansını tamamlamış olan Burhan Fındıklı’yı ağırladık. Fındıklı düşünce kuruluşlarını, alışageldiğimiz üzere siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanlarında yapılan çalışmalardan farklı bir bağlamda ele alarak daha çok sosyolojik bir analiz tarzı içinden tartıştı. Özellikle de düşünce kuruluşlarının bilgi üretim süreçleriyle, düşünce kuruluşlarında çalışan aktörlerin analizine önem vermesinden dolayı nesnesini entelektüeller sosyolojisi bağlamında kurmaya çalıştı.

Çalışmasına düşünce kuruluşlarını ele alırken karşılaşılan belli başlı problemleri tespit ederek başladığını söyleyen Fındıklı, ilk ve en önemli problemin tanım problemi olduğunu söyledi. Düşünce kuruluşları nedir, düşünce kuruluşları neler yapar vb. soruların Anglo-Amerikan dünya, Almanya, Japonya örnekleri üzerinden cevaplandırarak düşünce kuruluşlarının tanımını yapmaya kalktığımızda genel olarak bu kategoriye dâhil edilebilecek yapıların bütününe teşmil edebileceğimiz bir düşünce kuruluşu tanımına ulaşmamızın mümkün olmadığını belirtti. Özellikle de Anglo-Amerikan dünyadaki düşünce kuruluşları tanımlarından yola çıkarak Türkiye’deki düşünce kuruluşlarını anlamanın mümkün olmadığına da vurgu yaptı.

Fındıklı, tanım probleminin yanı sıra farklı yapıda çalışan düşünce kuruluşları ve bu farklı yapıdaki düşünce kuruluşlarının farklı modellemeleri olduğu için ikinci bir problem olarak sınıflandırma problemiyle karşı karşıya kaldığımızı söyledi. İlgili literatürde sınıflandırma meselesiyle ilgili kimi araştırmacıların düşünce kuruluşlarını toplumsal işlevlerine, politik yatkınlıklarına, teknokratik işlevlerine, ideolojik yapılarına, bütçe kaynaklarına vs. göre ayrımlar yaptıklarını ifade eden Fındıklı, kendisinin bu tipleştirmelerden stratejik olarak kaçındığını belirtti. Ayrıca düşünce kuruluşlarının toplumsal dünyada ait olduğu mekânın neresi olduğu sorusuna devlet-sivil toplum-piyasa üçlüsü üzerinden anlamaya çalışan siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler çerçevesini kendisinin kabul etmediğinin altını çizdi. Tezinde Pierre Bourdieu’nün “alan analizi” yaklaşımını tam da bu nedenle kullandığını söyledi.
Fındıklı, bir diğer önemli bir problem olarak düşünce kuruluşlarının etkisinin ampirik olarak nasıl ölçüleceği meselesini ele aldı. Bir düşünce kuruluşu, düzene, siyasal sürece, karar alım süreçlerine nasıl etki ediyor? Fındıklı, bu ve benzeri soruları cevap vermek, düşünce kuruluşlarının etkisini ölçmek için bazı sosyal bilimcilerin farklı yöntemler geliştirmesine karşın bu konunun hakkında ciddi bir ilerleme kaydedilmeyen bir mesele olduğunu da aktardı. Fındıklı, daha sonra literatürde düşünce kuruluşlarını tasniflemede daha fazla ön planda olan dört farklı çerçeve olduğunu söyledi. Bunların ilki elit teorisi: Düşünce kuruluşların siyasi, mali ve askeri kuruluşların bir uzantısı olarak, siyasi ve askeri kuruluşların çıkarlarının uzantısı olarak görür. Çoğulcu teori ise elit teorisinin tam tersi olarak düşünce kuruluşlarını daha çok özel kuruluşlar olarak görürler, yani…Düşünce kuruluşlarını daha bağımsız yapılar olarak görmektedirler.  Bir diğer bakış açısı daha ampirik çalışan, farklı disiplinlerden bildiğimiz bir yaklaşım olan kuramsalcılık. Kuramsalcılar düşünce kuruluşlarını daha yapısal olarak ele almaya çalışarak daha çok içinde gömülü oldukları organizasyon alanlara bakmaktadırlar. Fındıklı genel olarak kuramsalcılık düşüncesini daha çok benimsemesine rağmen Türkiye özelinde henüz yapıların oturmadığı için bu bakışın iyi çalışmayan taraflarının da olabileceğinden bahsetti. Yeni Marksist perspektif ise düşünce kuruluşlarını neo-liberal hegemonyanın yeniden üretiminde entelektüel ve söylem üretiminde rol alan kuruluşlar olarak görmektedir.

Fındıklı kendi tezini temellendirmek ve düşünce kuruluşlarıyla düşünce kuruluşlarındaki aktörleri nasıl ele aldığını anlatmak için entelektüel sosyolojisi alanındaki muhtelif tartışmalara değindi. Fındıklı bu konuda Charles Kurzman’ın sınıf sorunsalından yola çıkarak yaptığı üçlü sınıflandırmadan faydalandığını belirtti. İlki kökenlerini Julien Benda’ya giden kendinde bir sınıf olarak entelektüeli; ikincisi ise kökenleri Gramsci, Foucault, Mills’e giden belli bir sınıfın entelektüeli, organik entelektüel, spesifik entelektüel; son olarak ise Karl Mannheim’ın üzerinde durduğu eğitim sayesinde kendini daha evrensel değerlerle ilişkilendirerek, sınıfsız bir kategori olarak, görece bağımsız entelektüel. Fındıklı bu tasniflendirmelerin klasik dönemler için önemli olmasına karşın seksenli yıllardan sonra yeni entelektüel sosyolojisinin kendisini daha çok analitik çalışmalara bıraktığını söyledi. Yeni entelektüel sosyolojisinde normatif bir bakış açısından yapılan sınıflandırmadan ziyade daha çok entelektüelin içinde gömülü olduğu alanları ve ilişkileri analitik bir yöntemle analiz etmek önem kazanmıştır. Bu nedenle kendisinin de entelektüelleri ele alırken daha ilişkisel ve analitik analize önem vermesi sebebiyle Bourdieu’nün alan teorisinden faydalandığını söyledi. Ayrıca Fındıklı özellikle de Bourdieu’nün alan teorisini ampirik bir uygulama programına çevirmeye çabalayan Gil Eyal yaklaşımlarını esas aldığını belirtti.

Bu teorik analizin ardından, düşünce kuruluşlarının hızla yayılmasına ve etkilerinin artmasına karşılık bu yapıların henüz layıkıyla incelenmemiş olduğuna dikkat çeken Fındıklı, Türkiye’deki muhtelif düşünce kuruluşları ve bu kuruluşlar hakkında yapılmış az sayıdaki çalışmalardan kısaca bahsettikten sonra kendi çalışmasına geçti. Fındıklı, düşünce kuruluşlarında çalışan yüz altmış yedi araştırmacıyı maddi bilgilerden yola çıkarak betimleyici tablolar hazırladığını söyledi. Ayrıca bu tasviri istatistiksel tabloların yanında düşünce kuruluşlarının tarihsel analizini daha iyi yapmak ve daha iyi bir açıklayıcı çerçeve oluşturmak için on iki farklı düşünce kuruluşundan on dört araştırmacıyla derinlemesine mülakat, birinci elden gözlemler yaptığını, bunun yanı sıra biyografik kitaplara kadar uzanan ikincil kaynaklara da başvurduğunu aktardı.

Düşünce kuruluşlarının kapalı yapılarından dolayı bunları anlamanın zorluklarına ve bu kapalılık sebebiyle alan haritası çıkartmaya çalışırken karşılaşılan çeşitli güçlüklere değinen Fındıklı, özellikle ekonomik kaynaklar söz konusu olduğunda kimin nereye ne kadar para aktardığını asla göremediğimizi vurguladı. Son olarak düşünce kuruluşları ve üretimleri için genel bir değerlendirme yaptı Fındıklı. Türkiye özelinde, uzun vadede iş bölümü geliştiğinde ve belli bir organizasyon yapısallığının oturmasıyla birlikte daha nitelikli ürünler çıkabileceğini düşündüğünü söyledi.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir