İngiliz Okulunun Düzen Kavramı ve Avrupa Birliğinin Uluslararası Düzeni

Paylaş:

Mart ayında gerçekleştirdiğimiz Tezat programının ilk toplantısının konuğu İstanbul Şehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim görevlisi Muzaffer Şenel oldu. Kendisinden doktora tezi olan “İngiliz Okulunun Düzen Kavramı ve Avrupa Birliğinin Uluslararası Düzeni 1992-2009” başlıklı konuşmasını dinledik. Tezini üç kısımda ele aldığını belirten Şenel, ilk bölümün kavramsal çerçeve, ikinci kısmının tarihsel çerçeve ve son bölümün ise uygulama alanı olduğunu ifade etti. Kavramsal çerçeve bağlamında İngiliz Okulunun düzen kavramını inceleme alanı olarak belirlediğini söylerken aslında tezini Hedley Bull’un düzen fikrine dayandırdığını, tezin orijinalinde de bu ismi kullanmayı öncelikli olarak tercih ettiğini ancak çeşitli sebeplerden dolayı ismi değiştirmek durumunda kaldığını vurguladı. Bu izahtan hareketle konuşmasına İngiliz Okulunun kurucularından Hedley Bull ile başlayan Şenel, Bull’un uluslararası toplum düşüncesini düzen kavramı ile birlikte okuyan ilk akademisyenlerden biri olduğunu ifade etti.

Kavramsal çerçeveye dahil olarak düzen ve güvenlik kavramlarının önemine dikkat çeken Şenel, niçin “güvenliği” bir yan kavram olarak seçtiğini, şiddetin sınırlandırılması, anlaşmalara ve egemenliğe saygı konularıyla olan bağı doğrultusunda gerekçelendirdi. Teorik açıdan ise üç teorinin inceleme alanı dâhilinde olduğunu söyledikten sonra bunların realistler, liberaller ve İngiliz Okulu olduğunu vurguladı. Bu üç teorinin uluslararası düzen ve uluslararası ilişkiler algısına ne gibi bir açıklama getirdiğine yer vererek konuşmasını sürdürdü. Son olarak ise Hedley Bull’un yani İngiliz Okulunun yaklaşımını ele aldığını belirtti.

Konuşmasına Avrupa düzeni ve Avrupa birliği düzeni arasındaki farklara vurgu yaparak devam etti ve etki alanının kapsamını vurguladı. Burada amaç birbirleriyle olan ilişkilerini, süreklilik içerisinde nasıl sağlandığını vurgulamaktı. Bu doğrultuda bakıldığında temel soruyu şöyle ifade edebiliriz: Üye olan 28 devletin kendi aralarında kurmuş oldukları uluslararası düzenin Avrupa düzeninden ayrı bir yönü yansıttığını söyledi. Buna örnek olarak Türkiye’nin Avrupa düzeninin bir parçası olmasına mukabil Avrupa birliği düzeninin bir parçası olmadığını ifade etti. Üye devletlerin yapmış oldukları anlaşmalar çerçevesinde ortaya çıkan bir alanın varlığı vurgulandı. Şenel tezinin amaçlarından birini, oluşturulan bu alanda dış politikanın nasıl bir örüntü içerisinde, ritmik bir şekilde tekrarlandığını göstermek ve sürdürülebilirliğine yoğunlaşmak olduğunu belirtti.

Konuşmasının devamında uygulama alanı dâhilinde 1951’den bu yana Avrupa Birliği içerisinden yapılan tüm anlaşmaların egemenlik kavramının dönüşümünü beraberinde getirdiğini, 1951’den itibaren ulus-üstü bir düzenin ortaya çıktığını, söyledi. Bu yüzden bunların “pax europeana” tanımlamasını beraberinde getirdiğini belirtti. 1951’den beri ortaya çıkan Avrupa parlamentosu, Avrupa komisyonu, Avrupa Konseyi, Avrupa Merkezleri gibi kurumlar aracılığı ile gücün dağıtılmasından bahsederken, farklı merkezlerin farklı coğrafyalarda tanımlanmış güç odaklarının birbirleriyle uygun bir şekilde etkileşiminden ortaya çıkan bir düzen vurgulandı. Bu bağlamda tezin temel argümanı Avrupa Birliği’nin anarşik bir alan olmadığı yönündedir. Bu fikri kurulan kurumlar ve bu kurumlar temelinde kurulmuş hukuki yapı göstermektedir. Bu kurumlar Avrupa birliği içerisinde, ilişkileri düzenleyen en önemli araçlar olarak belirtilirken, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin içerisinde bulunan otoritemsi yapılar da bu eklemlenmeyi sağlamaktadır

Avrupa Birliği içerisinde 1990 sonrası süreçte yeniden milliyetçi bir dış politikadan bahsedebiliriz. Devletlerin zaman zaman çatışan çıkarlarını görmekteyiz. Bunun en kritik örneği İspanya ve İngiltere’nin Cebelitarık bölgesinde 2006 ve 2008’de iki kez savaşın eşiğine gelmesidir.

Tezin başlıca vurguladığı hususlar kurumların varlığı, Avrupa Birliği Komisyonu’nun hükümet gibi hareket ediyor olması ve aldığı kararların tüm ülkelerce bağlayıcılığıdır.  Avrupa Birliği içinde üye ülkelerin hem veto hem de nitelikli oy çoğunluğu sistemiyle karar aldıkları mekanizmanın kurulması önem taşımaktadır. Böylece hem küçük ülkelerin korunuyor oluşu hem de ülkeler arasında nispi ağırlıkları ölçüsünde dengenin kurulması söz konusu. Buradan hareketle sistemin dengeyi sağladığı vurgulanmıştır. Bu sistemin dondurulmuş olmayan dinamik bir süreç oluşu değişimin imkân dâhilinde olduğu fikrini diri tutmaktadır. Diğer bir kurum olan Avrupa Parlamentosu’nun gücü ise Avrupa toplumunun sesinin duyurulmasını sağlar. Bunun işleyişi de Adalet Divanı ile sağlanmaktadır. 1964’te aldığı karar ile Avrupa Birliği hukukunun ulusal hukuktan üstünlüğü süreç içerisinde belirleyici olmuştur.

Şenel son olarak Avrupa Birliği projesinin özgün dinamiklerine dair önemli tespitlerde bulundu. Bugün var olan müzakerelerde Avrupa Birliği müktesebatı içerisinde tüm üyelik işlemleri ulusal kanunlar ile anayasaların uyumlaştırılması ilkesine dayanmaktadır. Çünkü ortaya çıkan yapı tüm ülkeler için bağlayıcı olacaktır. Herkesin ağırlığı ölçüsünde kendi varlığını devam ettireceği bir alanın oluşumunun, aslında realistlerin “büyük balık küçük balığı yer” yaklaşımını geçersiz kıldığı söylenmelidir.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir