Küresel Güvenlikten Küresel Tahakküme

Paylaş:

Küresel Araştırmalar Merkezi’nin Kitap-Makale sunumları çerçevesinde Ocak ayı konuğu Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Berdal Aral idi. Berdal Aral, Küre Yayınları’ndan çıkan Küresel Güvenlikten Küresel Tahakküme: BM Güvenlik Sistemi ve İslam Dünyası kitabı üzerine bir sunum gerçekleştirdi.

Aral, konuşmasına literatürdeki diğer çalışmalardan argümantatif niteliği dolayısıyla ayrılan kitabının kalkış noktasını belirterek başladı. Akademi camiasının dışında bulunan entelektüellerin ajit-prop nitelikli çalışmalarının aksine iddialarını akli bir temellendirmeye dayandıran Aral, İslam dünyasının Birleşmiş Milletler’le (BM) ilişkisini akademik prosedürlere uyarak ortaya koyan bir çalışmanın dilimizde olmadığına değindi. Kitabın hareket noktasını, İslam dünyası ile BM arasında oluşan örüntüye (pattern) odaklanarak açıkladı. İkircikli ve çifte standarda dayanan bu örüntüyü, eleştirel hukuk literatürü ve uluslararası ilişkiler teorilerine (idealizm, rasyonalizm) yaslanarak kritik bir biçimde analiz etti.

Aral, kitabın temel tezinin İslam dünyasının ekonomi-politik ve jeopolitik bir dışlamaya maruz kalmasının yanında uluslararası topluluğun cisimleştiği kurumsal yapılardan da ötelenmesine dayandığını dile getirdi. BM’nin almış olduğu etkili kararların hemen hepsinin İslam dünyası hakkında olduğuna ancak bu kararların alınmasında İslam dünyasını temsilen herhangi bir üyenin olmamasının ise en büyük çelişki olduğuna değindi. BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto yetkisi sahibi ülkeler gücü kendi ellerinde toplamış olduklarından BM’den hiçbir surette bu beş ülke aleyhine karar çıkamadığını ifade etti. Temsildeki bu adaletsizliğin İslam dünyası söz konusu olduğunda daha da ağırlaştığına değinen Aral, şunları söyledi: “Bu nedenle İslam dünyası açısından Güvenlik Konseyi güvenlik üretmekten ziyade tehdit üretiyor. BM’nin almış olduğu kararların niteliğine ve bağlayıcılığına bakıldığında, BM dünyanın yasama organı gibi çalışıyor. Özellikle terörizm konusundaki kararları neredeyse tüm ülkeler açısından bağlayıcılık niteliği taşıyor. Bu nedenle BM’nin almış olduğu kararlar uluslararası anlaşma statüsüne sahiptir. Uluslararası anlaşmalarda devletler taraf olduğu için bağlayıcı olması anlaşılır bir durum; ancak BM örneğinde devletlerin büyük çoğunluğu tarafı/faili olmadıkları kararlara uymakla yükümlü hale gelmiştir.” 

Ardından kitabın temel bölümlerini tanıttı. Temel olarak üç bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde BM’nin kuruluşu ve organları teorik bir zaviyeden masaya yatırılıyor. BM’nin yapısı sadece norm yapısı itibariyle değil, kurumsal yapının üzerine yükseldiği siyasi fikirler çerçevesinde de irdeleniyor. Buna göre BM’nin kendi yapısında uluslararası ilişkiler literatürü açısından çelişkili bir durum bulunuyor. BM’nin insan hakları, ortaklaşma, dayanışma, iş birliği, barış gibi değer ve idealler nazarından bakıldığında idealist; Güvenlik Konseyi’nin güç ve çıkar odaklı yapısına bakıldığında ise realist bir yapılanma içinde olduğu söylenebilir. Aral, kendi tutumunun bu idealist yapıya referansla BM’nin realist damarının kritik edilmesi ve buradan hareketle BM’nin reforme edilmesi olduğunu söylüyor. BM’nin çelişkili yapısı Aral’a göre bütün eylem ve işlemlerinde göze çarpıyor.

Kitabın ikinci bölümünde tartışılan örnek olay analizinde Aral, bu çelişkileri temellendiriyor. 1990 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında BM, Irak’a karşı kapsamlı ambargo kararları alıyor ve ambargonun sonuçlarını beklemeden savaş yetkisini çıkarıyor. Ancak Sırbistan’ın Bosna işgali sırasında ambargoların hemen akabinde savaş yetkisi çıkarmayıp uzun yıllar bekliyor. Bu somut olgu, Aral’ın ifadesinde devletlerin egemenlik hakları ve dolayısıyla toprak bütünlüğü anlayışının nasıl bir çifte standarda dönüştüğünü gösteriyor. Bu örnek olaya İsrail’in Filistin işgalini ve ABD’nin Irak işgalini de eklemek mümkün. Konuşmasında devletlerin egemenlik haklarının hiçe sayılarak ambargolardan askeri müdahalelere uzanan birçok kararın meşrulaştırılmasının insani güvenlik ve terörizm tertibatları sayesinde gerçekleştirildiğini söyleyen Aral, insani güvenlik kavramı kapsamına giderek her konunun girdiğini belirtti ve bu genişleme nedeniyle BM’nin küresel bir Leviathan’a döndüğünü ifade etti. Çünkü bir ülkenin kendi içindeki açlık, yoksulluk, salgın hastalık, iç savaş, askeri darbe vb. birçok olay uluslararası barış ve güvenlik kapsamına girmeye başlamaktadır. Aral’a göre, BM’nin çifte standardının en önemli göstergelerinden biri de askeri darbelere karşı tavır ve tutumudur. İslam dünyasındaki askeri darbelere BM, sistematik bir kayıtsızlık içindedir. Son yıllarda gündeme gelen Arap Baharı sürecinde BM, Libya, Tunus, Yemen, Mısır, Suriye gibi ülkelerdeki gelişmeler karşısında tutarlı bir tavır geliştirmekten uzak, hukuksal ve ilkesel bir yaklaşımdan ziyade jeopolitik hesaplara yaslanan bir biçimde hareket etmiştir. Bir başka çifte standardın ise nükleer silah konusu olduğunu söyleyen Aral, BM’nin nükleer silah üretme bahsinde oldukça çarpık bir anlayışla hareket ettiğinin altını çizdi.

Aral, kitabın son bölümüne değinerek konuşmasını noktaladı. BM açısından birtakım öneriler geliştirdiğini belirtti. Aral’a göre veto mekanizması kaldırılmalı, daimî üyelerin sayısı arttırılmalı, farklı medeniyet ve coğrafyalardan (Latin Amerika, Afrika, İslam dünyası vb) temsilciler olmalıdır. Çünkü dünya nüfusu batılı ülkelerden ve daimî beş üyeden ibaret değildir ve bu normal görülemez.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir