Nihilizmi Sufizm İle Aşmak: Muhammed İkbal’in Düşüncesi

Paylaş:

Feyzullah Yılmaz’ın doktora tezin sunduğu toplantı Muhammed İkbal’in felsefesi hakkındaki literatürün odaklarını göstererek ve İkbal’in felsefi iklimde nasıl konumlandırıldığını tartışarak başladı. Programın başlığından da anlaşıldığı üzere tezin iddiası İkbal’in nihilizm sorununu sufizm ile aşmaya çalıştığı. Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nin Tezgâhtakiler toplantıları kapsamında gerçekleşen oturum İkbal’in kariyerine dair aydınlatıcı bir buluşma oldu. Onun siyaset düşüncesi, Müslüman-Hindu çatışmasına yönelik görüşleri külliyatından yola çıkılarak değerlendirildi. Özellikle Pakistan’ın milli bir figür olarak sunmaya çalıştığı İkbal’in bundan daha ikircikli bir pozisyonu olduğu kanısı toplantıya hâkimdi.

İkbal’in kısa biyografisini vererek başladı konuşmasına Yılmaz. İkbal’in felsefesine yönelen literatürü üçe ayırdığını söyledi: (i) İkbal üzerine tekil çalışmalar; bu grupta “İkbal’in bilgi anlayışı”, “İkbal’in din düşüncesi” gibi çalışmalar yer alıyor. Bu çalışmalar İkbal’in görüşlerini tahlil için anlamlı ancak tekil çalışmalar olduklarından ele alınan kavramların birbiriyle ilişkisini oluşturmuyorlar. (ii) Karşılaştırmalı çalışmalar. Bu çalışmaların daha çok İkbal’in Nietzsche felsefesiyle değerlendirildiği çalışmalar olduğunu görüyoruz. Özellikle Batı’da yapılan çalışmalar bunlar. Bir iddiayı da taşıyorlar: İkbal’in felsefesi ne kadar cazip görünse de aslında Nietzsche düşüncesinin oryantal bir türevidir. (iii) Yerleşik anlatı. Bu anlatı İkbal’in ilk döneminde Hint milliyetçisi ve panteist olduğunu ama Avrupa’dan döndükten sonra Müslüman ve teist olduğunu savunur. Yılmaz bu mevcut literatürün İkbal’i kendi felsefesinin sorunları bağlamında değerlendirmek için sıkıntılı olduğunu, kendi çalışmasının bunları gösterip gidermek üzerine kurulu olduğunu söyledi.

Yılmaz, İkbal’in düşüncesinin aslında nihilizm odağında ele alınması gerektiğini söyledi. İkbal’in felsefesinin de nihilizme bir cevap niteliği taşıdığını ifade etti. Bunun ise sufizmin yeniden yorumlanmış bir formülü olduğunu belirtti. Bunun için İkbal’in düşünce biyografisini yeniden dönemlendirdiğini söyleyen Yılmaz’ın üçlü dönemlendirmesi şöyle: 1900-1908; İkbal’in nihilizm problemiyle ilk defa karşılaştığı dönem. 1909-1927; kriz dönemi. Daha sonra ise 1927-1938, yani ölümüne kadar olan dönem. Bu dönemkendi felsefesini kurduğu yıllara tekabül ediyor.

İkbal’in son dönem fikirlerinin İslam’da Dini Düşüncesi’nin Yeniden Yapılanması kitabında ortaya çıktığını belirten Yılmaz, İkbal’in ilk döneminde yoğun biçimde ilgilendiği Abdülkerim el-Cilî metafiziğinden ve Hegel felsefesinden mistik bir formatı çektiğini söylüyor. Ama mistik tecrübeye normal tecrübe içinde yer açtığını belirtmek gerek İkbal’in. Sufizmden kastı da asketik yaşamı benimsemiş, benliğinden ve dünyadan vazgemiş bir sufizm değil, aksine, kişinin tecrübelerine sahip çıktığı, dünyayla yoğun ilişki içerisinde ve onu dönüştürme çabasında olan bir sufizmdir. Bu nedenle materyalizmden olduğu kadar asketizmden de sakınmaktadır.

İkbal’in kurduğu metafizik sistem, el-Cilî düşüncesinden etkilendiği ilk dönemdeki gibi yalnızca Tanrının etken olduğu bir metafizikten ziyade tüm aktörlerin, yani insanın, doğanın ve diğer yaratılmışların da egolarının Tanrıyla birlikte ilişkisel yapıya sahip olduğu bir sistem. Bu metafizikte bütün egolar kendini gerçekleştirme idealine sahip, tabii farklı derecelerde.

Toplantı katılımcılarla müzakere biçiminde devam etti. İkbal’in dine dair görüşlerinin tartışıldığı ilk birkaç soruda onun dinden anladığının Sufizmin bir yorumu olduğu cevabı başkalarının yanında daha çok kabul gördü. İkbal’in İslam felsefesindeki ekolleri çok iyi bildiğini aklımızda tutmamız gerektiğini söyleyen konuşmacı, İkbal’in dini bilgiye ulaşmada kelam ve felsefe gibi diğer ekollerin yerine sufizmi tercih etmesinin onun dini görüşünü anlamamızda da yardımcı olabileceğini söyledi.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir