Dil, Söz ve Fesahat: Cürcânî’nin Sözdizim Teorisi

Paylaş:

Mayıs ayının ilk toplantısında 29 Mayıs Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Taha Boyalık’ın Klasik Yayınları İslam Felsefesi dizisinden yayınlanan Dil, Söz ve Fesahat: Cürcânî’nin Sözdizim Teorisi kitabını tartıştık. Kitap aslen Boyalık’ın “Abdülâhir Cürcânî’nin Sözdizim Teorisi ve Tefsir Geleneğine Etkisi” doktora tezinin sözdizimi meselesini ele alan ilk bölümüne dayanıyor. Kitabında Cürcânî’nin dil, söz ve fesahate dair görüşlerini sözdizimi nazariyesi çerçevesinde ele aldığını belirten Boyalık, eserinde dil ve sözün mahiyeti, dil-düşünce ilişkisi, dilsel delalet, edebî değerin kaynağı gibi dil felsefesi ve belagatin temel meselelerini Cürcânî’nin metinlerinden hareketle inceliyor. Kitap çağdaş dönem İslam düşüncesinde ihmal edilmiş dil felsefesi ve belâgat alanlarının erken dönem İslam felsefesinde ne kadar önemli bir yerde durduğunu hatırlatıyor.

Abdülkâhir el-Cürcânî kariyerinin ilk döneminde fonetikten cümle yapısına dilbilimin her alanında pek çok risaleler kaleme alan bir dilbilimci iken daha sonraki dönemlerde zamanının patrimonyal bilim çevresindeki gelişmelerin de etkisiyle belagata ve dil felsefesine eğilmiştir. Onun bilim kariyerinin böyle dikkat çekici dönüşümlere sahip olduğunu söyleyen Boyalık, buna rağmen  Cürcânî’nin külliyatının retrospektif bir okumaya tâbi tutulduğunda onun bilim hayatının tek bir şeye, sözdizimi nazariyesine adandığını iddia ediyor. Ona göre Cürcânî ilk dönem yapıtlarında sözdizimi teorisini ortaya koymuş, sonraki eserlerinde ise bunun geliştirilmesine yönelmiştir.

Taha Boyalık, Cürcânî’nin sözdizimi nazariyesini hazırlayan entelektüel tarihin beş büyük tartışmaya dayandığını söylüyor. Bunlar sırasıyla nahivdeki amil nazariyesi, nahivciler ve mantıkçılar arasındaki tartışmalar, Eşârîye ile Mutezile kelamcıları arasındaki sözün hakikatine dair tartışmalar, edebî tenkitçi ve belagatçilerin fesahatin lafızdan mı yoksa anlamdan mı kaynaklandığına yönelik tartışmaları ve son olarak Kur’an’ın icaz veçhinin neliğini mevzu eden tartışmalar. Kısaca bu beş tartışmadaki ana isimleri ve tarafları açıkladıktan sonra Cürcânî’nin bu tartışmaları nasıl dönüştürdüğüne ve kendi dilbilim görüşüne kattığına geçildi. Kendisinin Cürcânî’nin cevap verdiğini düşündüğü beş ayrı meseleyi çıkardığını söyleyen Boyalık bunları i) dil-söz ayrımı, ii) dil ve zihin, iii) dil-düşünce ilişkisi, iv) dil-dünya ilişkisi, v) dilin dünyası ve dil kullanımı olarak belirtti.

Cürcânî’ye göre dilin kullanım öncesinde bulunan bir şey olduğuna değinen Boyalık bunun dildeki lafız ve mana ilişkisinin akıl yürütme yoluyla açıklanamamasıyla sonuçlandığını söyledi. Buna göre dilde herhangi bir kelimenin o şekilde bulunmasının dış dünyada bir karşılığı yoktur. Mesela “darp” kelimesinin yanlış olduğunu iddia edip bunun aslının “rapt” olduğunu söylemek dilbilim açısından mantıksız ve asılsız bir yaklaşımdır. Bu önermenin kastettiği dilin toplumsal olduğu ve bir kişinin bunda tasarruf gücü olmadığını anlatmaktır. Kişi tasarrufta bulunduğunda dili kullanmaktan çıkar. Yalnızca kendinin anladığı başka bir yapıya dönüştürür. Bundan mecazi kullanımların da ari olmadığını belirtmeli. Aynı şekilde gramerin de alışılageldik dil kurallarına bağlı bulunduğunu, dili kullananın buna müdahale etmeksizin uymak zorunda olduğunu belirtiyor Cürcânî. Böylece bu 11. yüzyıl İslam düşünürü için kelime dağarcığı ve gramer dili oluştururken söz ise dilin imkanları kullanılarak sonsuzca üretebildiğimiz bir alandır. Cürcânî’nin dil ve söz ayrımı buna dayanıyor.

Dil ve zihin meselesine gelindiğinde Cürcânî’nin görüşü dildeki kelimelerin kesinlikle zihindeki anlamları iletmek için vaz’ edilmediğidir çünkü vaz’ işleminin gerçekleşmesi için kelimelerin ortak anlamının bilinmesi gerekirdi. Cürcânî’ye göre dilsel belirlemeyi ancak zihnî bir söze sahip bir varlık gerçekleştirebilir. Bununla beraber anlamın lafza ontik önceliği olduğunu kabul ediyor. Bununla ilintili olarak dil-düşünce ilişkisine geçen Boyalık, Cürcânî’nin bu konuya müteallik görüşlerinin Mutezilî alim Kadı Abdülcebbar’a cevap olarak geliştiğini belirtiyor. Kadı Abdülcebbar’a göre zihinde söz diye bir şeyden önce düşünce olduğunu, ancak düşüncesini belirledikten sonra sözü varlığa getirdiğini söylüyor. Düşünce süreçlerinin dilden bağımsız olarak işlediğini, yani dilin tamamen araçsal bir işlemi gerçekleştirdiğini ima ediyor. Cürcânî ise buna itiraz ederek Kadı Abdülcebbar’ın kastettiği şeyin aslında semantik içeriklerin zihinde gramer kurallarına göre dizilmesi olduğunu belirtiyor. Bu sürecin ardından bunları ifade edecek lafızları aramadığımızı söylüyor.

Cürcânî’nin dil-dünya ilişkisini de Kadı Abdülcebbar’ın mütekabiliyetçi dil görüşüne itiraz olarak geliştirdiğini belirten Boyalık, Kadı Abdülcebbar’ın dilsel delaletin dış dünyadaki gerçekliği göstermek için var olduğunu iddia etmesine karşı Cürcânî’nin nazariyesinde dilin tamamen kendi özgür alanında hareket ettiğini ve önermelerin gerçekliğe mutabakatının dilden tamamen bağımsız olduğunu söyledi. Cürcânî’ye göre ifadenin gerçekleştiği her cümle anlamlıdır. Kadı Abdülcebbar ve ondan önceki yorumcuların dertlerinin bir bilgi nazariyesi olduğunu söyleyen Taha Boyalık, belki de ilk defa Abdülkâhir Cürcânî ile beraber dilin kendi için ele alınan bir çalışma alanı olarak belirdiğini ekledi. Dilin felsefi soruşturmaların ve Kadı Abdülcebbar gibi ilk dönem İslam filozoflarının teolojik mütalaalarının içine sıkıştırabilecek bir şey olmadığını gösteriyor Cürcânî. Tüm bunlar göze alındığında Abdülkâhir el-Cürcânî’nin düşüncesinin bütün olarak mütekamil bir dil nazariyesi olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir