İşraki Felsefede Misal Alemi

Paylaş:

Medeniyet Araştırmaları Merkezinde dönemin son yuvarlak masa oturumu Dr. Fatma Turğay’ın sunumuyla gerçekleşti. Kendisiyle İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalında Prof. Dr. Ömer Mahir Alper danışmanlığında hazırladığı “İşraki Felsefe Geleneğinde Misal Alemi: Sühreverdî Örneği” başlıklı doktora tezi üzerine tartışıldı. Sühreverdî el-Maktûl’ün (ö. 587/1191) misal alemi anlayışını temel alan bu tez, işraki felsefenin hakikat anlayışının farklı varlık alanlarında nasıl ortaya çıktığının görülebilmesine odaklanmaktadır. Misal kavramı ve bu kavram üzerinde şekil bulan misal aleminin metafizik temelleri ve kozmolojideki karşılığı, insanla ilgili psikolojik ve epistemolojik boyutları ele alınmaktadır. Turğay bu çalışmada kendisinden sonraki alem anlayışlarına da ilham olan işraki yaklaşımın hangi felsefi temellere dayandığını araştırmaktadır.

İşraki felsefenin metafizik tasavvurunun en özgün unsurlarından biri olan alem tasavvurundaki misal alemi, fizik ve metafizik alem arasında ve bu iki kozmoloji arasında onları hem birleştiren hem de ayıran bir yeri teşkil eder. Mertebeli bir yapısı vardır. Bu alemde birbirine zıt görünen alanlar ontolojik temelde benzeştiği gibi misal aleminin kendisi ontik varlığını farklılığıyla ortaya koyan bir hakikat mertebesidir. Bunun insandaki tekabülü “mütehayyile”dir. Mütehayyilenin alanındaki bütün gerçeklik de misal alemiyle ilişkilidir.

Sühreverdî’nin işraki felsefenin kurucusu olarak bilinmesine karşın filozofun kendisini halihazırda var olan bir işrakilik geleneğine bağladığını aktarıyor Turğay. Ona göre işrakilik Hermes’le, yani İdris peygamberle başlayan büyük bir gelenektir. İşrakilik her devrin kendi şartları içinde yeniden kurulmuştur. Bu sebeple bu konuda Sühreverdî’nin beyanı esas alınırsa onun kuruculuğu ancak İslam felsefesi dahlindedir. İşrakiliğin kendini bilinmeyen bir geçmiş olarak uzak hermetik geleneğe bağlaması -ve böylece bir ezelilik iddiası gütmesi- onun sınırlarını bulanıklaştırdığı gibi felsefi-bilimsel yanının da, özellikle günümüz okuyucuları için, göz ardı edilmesine yol açıyor. Bunda ayrıca Henry Corbin gibi Sühreverdî’yi dünyaya tanıtan oryantalistlerin çalışmalarının payı olduğu gibi gelenekselci okulun yönlendirmesi de etkilidir. Ancak Sühreverdî’nin misal alemini mistik bir alem yerine Platon’un ideler alemi gibi gerçekliğe ilişkin bir yer olarak görmeliyiz.

Sühreverdî’nin işrakilik ve misal alemiyle çağının felsefe çalışmalarına, özellikle de bilgi edinme biçimlerine ve bilgi nazariyelerine bir itiraz getirdiğini söyleyen Turğay, Sühreverdî’nin felsefi bilgiyi camit nesnellikten kurtarmaya çalıştığını ima etti. İşrakiliğin kurucusu bilginin kesbedilecek bir şeyden çok iletişim kurulacak bir şey olduğunu düşünür. İki şeyin karşılıklılığından doğan bir sonuçtur. Turğay’a göre de Sühreverdî’nin en büyük ilkesi iletişimdir.

Sühreverdî ilim öğrenmek için sürekli İslam coğrafyasındaki bilgi merkezlerini  seyahat ettiği ve düşünceleri yüzünden genç yaşta katledildiği için yaşadığı dönemde kendi felsefesini yayacak tilmizler yetiştirme şansını bulamıyor. Ölümünden sonraki en büyük takipçisi ve şarihi Şehrezûrî, Sühreverdî’nin katlinden ancak 50 sene sonra filozofun Hilmetü’l-İşrak eserini yorumlamaya başlıyor. Bu olumsuzluklara rağmen Sühreverdî’nin oluşturmuş olduğu şekliyle işrakilik İslam felsefe tarihi içinde değer gören ve ilim adamlarının yöneldiği bir düşünce sistemi olarak zuhur etmiştir. Bu manada Şehrezûrî ve Kutbuddin Şirazî zaman bakımından Sühreverdî’ye en yakın örnekler olarak karşımıza çıkıyorlar. Bilhassa Osmanlı entelektüel geleneğinde Kutbuddin Şirazî’nin şerhi işrakilik için temel referans kitap olmuştur ve Sühreverdî hep onun dolayımıyla anlaşılmıştır.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir