Karagöz Perdesinde Sinema

Paylaş:

Bilim ve Sanat Vakfı Sanat Araştırmaları Merkezi, Eylül ayında Karagöz’ü Yeniden Düşünmek program dizisinin dördüncü oturumunda yönetmen Murat Pay’ı ağırladı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Tarihi ve Sanatları bölümünde “Gölge Oyunu, Karagöz ve Sinema” isimli yüksek lisans tezini hazırlayan Pay, çalışmasının kendisine kazandırdığı zihinsel ve teorik noktalar ile bunların sinema alanında pratiğe nasıl aktarılabileceğine dair düşüncelerini anlattı.

Karagöz ile sinema arasında form açısından benzer noktalar olup olmadığını merak ettiğini söyleyen Pay, düzenli olarak gölge oyunu ile sinemaya giderek gözlemlediğini ve düşünsel yolculuğunun böyle başladığını ifade etti. Karagöz’de denklemin “perde-ışık-hayal”; sinemada ince bir ayrımla “perde-ışık-yönetmen” üzerinden kurulduğunu belirten Pay, “bu iki sanatın aslında çok temel bir ortak noktası olduğunu keşfettim. Bu ortak nokta: Hareket. Sinema, hareketi yakalamak anlamına geliyor. Karagöz’ün böyle bir derdi yok fakat bizim Karagöz’ü algılamamız da hareket sayesinde oluyor” diyerek, Karagöz’de harekete “gölge”, sinemada ise “gerçek” adının verildiğinin altını çizdi. “Hareket” temelli bu iki sanatın “seyirlik” olmasının da bir diğer ortak özellik olduğuna dikkat çeken Pay, her iki sanatta da seyir halinin perde üzerinden kurulduğunu, sinemada bu perdeye “film perdesi”, Karagöz’de ise “temaşa perdesi” adı verildiğini ifade etti.

Pay’a göre “Karagöz ve sinema nasıl bir hareket tasavvuruna sahip?” diye sorulduğunda ortaya ilginç bazı tezatlar çıkıyor. Karagöz ve sinemanın farklı anlam dünyalarından gelmesi, bu sanatların gerçeğe olan bakış açısını da etkiliyor. Karagöz, “gölge”yi tercih etmekle “gerçek”ten kaçıyor; sinema ise mümkün olduğunca “gerçek”e yaklaşmak istiyor. Karagöz’de “gölge”, varoluşun temel sorularının sorulduğu bir ana zemin iken, sinema gölgeyi korku unsuru olarak kullanıyor. Aynı malzemenin bu kadar farklı yaklaşımlarla işlenmesinin oldukça dikkat çekici olduğunun altını çizen Pay, Karagöz’le ilgili ulaşabildiği tüm eserleri okuduğunu, bu eserlerde oyunun içeriğinden ziyade formunun ön plana çıktığını ve nasıl özgün bir film yapılacağına dair bu formun bize önemli ipuçları verebileceğini söyledi.

“Bazı İslami sinema örneklerinde içeriğin dini, fakat formun seküler olduğunu görüyoruz. Karagöz’ün formuna dair fikir üretmek ve yerli sinemamızda bu fikirlerden faydalanmak bize istifade edebileceğimiz kapılar aralayabilir. Karagöz’ü benim açımdan değerli kılan asıl şey, içeriğinden ziyade bizzat formudur” dedi Pay. Karagöz oyununun perde gazelleriyle başlarken aslında anlam dünyasının oyunun en başında verilmesi olduğunu söyleyen konuşmacı, ilgili bir gazel örneği verdi:

Şem-i bahtım yanmadan şulelenir perdemiz

Erbab-ı dikkat olana cilvelenir perdemiz

Perdeyi kaldır gözden, hisse al sen bu sözden

Perdeyi sanma bezden, kemâlâttır perdemiz.

Pay’a göre her iki sanatın önemli farklı noktaları var. Karagöz sözlü kültürün, sinema ise görsel kültürün ürünüdür. Birincisinde kulak ön plandayken ikinci türde göz öne çıkıyor. Karagöz, gözün gerçekle alakalı hükmündeki yanılabilirlik payını keşfettiği için kulağı tercih edip, gerçeğe mesafeli duruyor.  Sinema ise gözün gördüğünü istismar ederek mutlak gerçek o imiş iddiası taşıyor. “Bu varoluşsal gerekçeler şöyle bir benzetmeyle somut hale getirilebilir” diyen Pay, sözüne şöyle devam ediyor “Karagöz, Hay bin Yakzan’ın, sinema ise Robinson’un çocuğu. Hay, kendi varoluşsal yolculuğuna çıkarak, kendi anlam dünyasını keşfetmenin hikayesidir, Robinson ise işgale çıkarak başka dünyaları tahakküm altına almanın hikayesidir.”

Pay, “Karagöz’den sinemaya neler aktarılabilir?” sorusuna “Karagöz’ün, seyirciyi sürekli farkındalık halinde tutan bir yapısı var. Kişinin kendini unutmasına asla razı olmuyor. Bu farkındalığı kişinin kendi tecrübesiyle oyuna dahil olmasına imkan tanıyarak inşa ediyor. Karagöz’ün aksine sinema, özdeşleşme üzerinden seyirciye tahakküm kurarak size kendinizi kaybettirir. Bazı filmler özdeşleşmeyi kırmak için yabancılaşma yöntemine başvururlar. Oysa özdeşleşme/yabancılaşma yöntemlerini elinde tutan yönetmen, seyircinin kendi olarak kalmasına izin vermez. Onu kendi dilediğince yönlendirir. Seyirci yönetmenin çizdiği tasavvurun dışına çıkamaz. Bir filmde sürekli farkındalığın nasıl inşa edileceğine dair Karagöz bize önemli fikirler sunabilir” dedi.

Karagöz’de formun dört yapı üzerinden (1. Mukaddime 2. Muhavere 3. Fasıl 4. Hitam) basit bir şekilde kurulduğunu belirten Pay, sinemada basit yapının aksine karmaşık yapılı formların tercih edildiğine ve bu tercihin yönetmeni üst pozisyonda konumlandırdığına dikkat çekerek ekledi: “Bizde Türk sinemasının en berrak dönemi olan Yeşilçam sineması, form açısından Karagöz’den icazet almıştır denebilir. İcazet aldığının delili ise basit formunun halk tarafından itibar görmesidir. Günümüzde halkın icazet verdiği türün diziler olduğunu görüyoruz. Diziler, form açısından Yeşilçam mantığının devam ettiği yerlerdir. Türk seyircisi basit yapılı film ve dizileri tercih eder, yapının basitliğini bildiğinde tefekkür alanına daha kolaylıkla geçer. Bu yüzden Yeşilçam seyirci tarafından daima rağbet görmüştür.”

Gölge oyununda tiplerin şahsiyet, sinemada karakter üzerinden kurulduğunu belirten Pay, temaşa perdesinde bütün tiplerin şahsiyetleşme yolculuğuna girdiğinden bahisle, Karagöz’ün kaba-saba bir halk adamı, Hacivat’ın ise ideal adam olduğunu, Karagöz’ün Hacivat’a bakarak kendini iyi yönde değiştirmeye başladığını ve bu ideal tipi örnek alarak olgunlaştığını belirtti. “Bizdeki tüm hikaye-destan anlatılarında kemalat yolculuğu önemsenmiştir. Bu model, sinemada nasıl yakalanır diye sorduğumda, beğendiğim tüm hikayelerde filmin anlam dünyasını taşıyan bir ideal tipin var olduğunu gözlemledim. Karagöz de seyircinin onunla özdeşleşip Hacivat’ın anlam dünyasına yaklaştığı bir model” diyen Pay şu iki soruyu yeniden hatırlattı:

“Sinemada gölge neden korku unsuru olarak kullanılıyor?”

“Karagöz neden “gerçek”ten kaçıyor?”

Her iki sorunun da, sinema ile Karagöz sanatının sırtını yasladığı gelenek ve anlam dünyasına dair önemli varoluşsal ipuçları taşıdığını ifade eden Pay, gölgenin anlam dünyası tahlil edilerek gerçeğin yorumlanabileceğini söyledi. Bu bağlamda Karagöz’ün formunun sinemaya çok büyük fikirler ve imkanlar verebileceğinin, fıtri bir sinema anlayışının yakalanabileceğinin altını çizdi.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir