Örencik Kır Evleri

Paylaş:

Bilim ve Sanat Vakfı Sanat Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği, moderatörlüğünü Celâleddin Çelik ve Halil İbrahim Düzenli’nin yaptığı Ev ve Mimarikonuşmaları program dizisinin konukları “Örencik Kır Evleri” isimli sunumlarıyla Emine ve Mehmet Öğün’dü. Program, Düzenli’nin Mehmet Öğün ve Emine Öğün’ün 9 adet küçük, mütevazi evden oluşan Örencik kır evleri üzerine bir yazılarında, epigraf olarak metne aldıkları Ahmet Haşim’in “Yarı Yol” şiirinden bahsiyle başladı:

            “Nasıl istersen öyle dinle, bakın:

            Dalların zirvesindeyiz ancak,

            Yarı yoldan ziyâde yerden uzak,

            Yarı yoldan ziyâde mâha yakın.”

“Ahmet Haşim’in şiirindeki gibi, varılan her zirvenin, başlangıç ile varış arasında, bazen ‘yere’, bazen ‘maha’ daha yakın bir ara-durak olduğu” ifadesi ile Örencik kır evlerinin tanımı şu şekilde yapılıyor: “Alçakgönüllü olmak kaydıyla tabiattan yararlanmaya izin veriyor; geçmişe önyargısız ve kompleks duymadan başvurmayı öğütlüyordu. Bu durumda da sade bir mimari dil adeta kader haline geldi.”

Emine Öğün, bahsi geçen kır evlerinin, bir kır sayfiyesi inşa etme amacıyla ortaya çıkmadığını; Turgut Cansever ile 1999 Marmara depreminden sonra yeni şehirler nasıl kurulur meselesi üzerine tartışırken Mehmet Öğün ile girilen bir arayışın ürünü olduğunu ifade ediyor. Emine Öğün’e göre, Örencik kır evleri, 2000-2005 yıllarında Roma betonu temel duvarları üzerinde basit ahşap karkas şeklinde vücuda getirilen tek katlı evlerdir. Mehmet Öğün ise “Geçmişte var olup da terk edilmiş ahşap strüktür, ahşap ev geleneğimiz bugün için bir üretim tarzı, bir sonuç getirebilir mi?’’ düşüncesiyle bir deneme yapmaya çalıştıklarını dile getiriyor. İkisi de evleri tabiata dokunmadan ve var olan dokuyu bozmadan inşa etmek istiyorlar. Kendilerine şu soruyu soruyorlar: “Tabiatla nasıl bir ilişki kurulmalı ki güzelliği heba etmeden onunla birlikte yeni bir katmanda bir güzellik oluşturalım? Bu mümkün mü?”

Emine Öğün sunumunda Örencik kır evlerinin tasarım ve yapım sürecini görsellerle anlatıyor. Başlangıçta tasarlanan 40-45 tip plan, daha sonra birbirine eklemlenen, açık ve orta sofalı plan tipini tekrar eden, bir kısmı ise iç avlulu 24 tipe azaltılıyor. Bunlar bir çeşit “odalardan oluşan evler’’, basit dikdörtgen prizmalar. Vaziyet planı eğime ve makilere göre yerleştirilmiş, arazideki ayak izleri diye düşünülebilir. Toprağı eşme 60-70 cm, basit bir hafriyat var, yapı son derece hafif. Roma betonu temel üzerine ahşap ev, statik sorunu olmayan bir sistem. Evler ortalama 120m2 ve hayatında hiç ahşap karkas kurmamış 5-6 kişilik bir grupla, çatısı dahil 8-10 gün gibi kısa bir sürede inşa edilebiliyor. Burada Turgut Cansever’in fikri olan ve Hadi Bey Yalısı’nda uyguladığı farklı boyutlarda tipik piramidal kesitli dövme demir çivilerin kullanılması önemli bir yer teşkil ediyor. Çiviler, ahşapla aralarında boşluk kalmayacak, ahşap onları saracak şekilde 6 ve 8’lik burgulu matkap kılavuzla delinip çakılıyor. Çürüme dışında son derece sağlam, çürüme olduğunda da o parçayı kolaylıkla değiştirmek mümkün oluyor.

Ev ve Mimari serisi kapsamında, 18 Kasım 2017 tarihinde gerçekleşen bu söyleşi BİSAV TV’de yayınlandı. Etkinliğin kaydına ayrıca Bilim ve Sanat Vakfı Spotify, Apple Podcast ve Google Podcast kanallarından da ulaşabilirsiniz.

İç sıvalar için geleneksel Bağdadi çıta çakma kullanılıyor. Marangoz ve ahşaplar Bodrum’dan geliyor. Örencik’te normal yerli ikinci sınıf çam kullanılıyor. Öğün, standart basit geçmelerle inşa edilen evleri ve mertekleri anlatırken: “Kuş, kanatlarını açmış da havalanacakmış gibi bir tesir… Yukarıdan aşağı, hafif… Aniden uçup gidecekmiş gibi” ifadesini kullanarak tabiatla kurdukları korkak, temkinli, oraya ait olma çabasını dile getiriyor. Konuşmada, ayrıca basit bilginin önemi vurgulanıyor. Kiremitler kalıpla yapılmış değil; Çorum’dan getirtilen levhada kırılarak yapılan Osmanlı kiremidi kullanılıyor. Bu bölge rüzgarlı olmasına rağmen kıtıklı harçla tatbik edildiğinde aderans çok iyi sağlanıyor ve kiremitler uçmuyor.

Mehmet Öğün, yalın, çok basit ve karmaşık olmayan inşaat teknolojilerine dayanarak güzel yerleşmelerin meydana getirilebileceğini; mimaride aynı özenle, aynı özle, farklı yerlerde, farklı özellikte çok hızlı inşa etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Amacın zenginlere konaklar yapmak değil, orta ve orta altı gelir düzeyindeki insanlara yaşanabilir çevreler oluşturmak olmasından söz ediyor. Yukarıdan aşağı kiremit, ahşap, taş, çimento, boya.  Malzemeler tabiattan, bunun dışında her şey bilgiye dayanıyor. Küçük, azla yetinen, alçakgönüllü ölçülerle, düşük maliyetlerde, tabiat ve komşuyla ilişkilerin olduğu evler yapmak mümkün. Emine Öğün de gelenekte insanın kendi ihtiyacını karşılayarak evini inşa ettiğini ya da kolaylıkla inşa ettirebileceklerine ulaştığını ifade ediyor. Denenmiş bilginin kullanılması gerekiyor. Yere ait olma, yere dikkatle bakma çabasına işaret ediyor.

Yerleştikleri arsaya verdiği ağır hasarları yeşil çatılarla gizlemeye çalışan yapılar yerine; Örencik kır evleri kendini gizlemeden ve vurucu kırmızı rengiyle tabiata ekleniyor. Bu bağlamda Mehmet Öğün aşı boyasının, güneşin eğimine göre farklı tonlara bürünerek diğer canlı tabiat unsurlarının tabiatta değişmesi gibi, canlı varlıklara dönüştüğünü dile getiriyor. Öte yandan bu kırmızı duvarlar 1-1,5 metrelik sarı, yöreye ait taşların yukarısındalar. Dolayısıyla “Tabiata hantalca abanan masif kütleler yerine; adeta yere basmıyor da havada duruyor gibi, parmaklarının ucuyla incitmemek üzere tabiata dokunuyor gibi. Büyük bir uyum var. Kamuflajla örtme sahteciliğini reddediyoruz. Evler tabiata ilişiyor fakat benzemeye çalışmıyor” diye ekliyor. Emine Öğün, Turgut Cansever’in buna “suniliğin tabiliği” dediğini ifade ediyor.

Düzenli, buna “sathın bilinci” kavramını ekliyor ve devamında kavramları pekiştiriyor: “Sonsuz mekan içerisinde insan eli ile yapılanın sınırlılığının bilinci ile sonsuz olanın yerine geçme ya da onun yerine göz dikme iddiası yoktur. Olanın maddesi, gereklilikleri, kendisi neyse sonsuz olanın içinde yerine onu koyar. Burada iki şey önemlidir: Birincisi sınırlılık bilinci. İkincisi sonsuz mekanın içerisindeki konumlanışıyla onu tıkayıcı ya da sabitleyici bir şeye dönüşmüyor. Cansever bunu kümülatif bütünlük şeklinde ifade ediyor.” Mehmet Öğün de “Kümülatif bütünlük, üzerine ek almaya açık bir bütünlüktür” diye ilave ediyor. Vaziyetten de bunu görmek mümkün. Evlerin her biri planimetrik olarak çoklu parçalar barındırıyor. İhtiyaca göre sonradan eklemlemeler yapılabiliyor. Doku, zaman içinde hayatla birlikte değişen gelişen bir organizma; bitmiş, donmuş, tek seferde planlanmış olmaktan farklı. Öğün, harpuşta kiremitlerinin de Çorum’dan getirtildiğini belirtiyor. Bugüne ait üretimin nişanesi olarak da harpuştayı tamamlayacak bir prekast eleman sırası duvarın üzerinde yer alıyor. Emine Öğün bunu, “Ne geçmişi ne bugünü kutsama” şeklinde ifade ediyor. Hangisi meseleyi çözerse onu kullanmak önemli…

İlaveten Emine Öğün Örencik kır evlerinin Mies’in Farnsworth evi gibi şeffaf olduğunu dile getiriyor. Odaların üç yönden ışık alınmasına dikkat ediliyor. Binanın herhangi bir ucundan diğerine tabiat, ışık, en ufak gölge fark ediliyor. Bu durum güvenlik hissi veriyor. Peyzajda çayırla evler iç içe, ağaç ve bitkilerle de mahremiyet sağlanıyor. Konuşmasının devamında Öğün, inşaat süreciyle ilgili büyük problemlerin konuşulmasının gerekliliğini, işi bilenle, usta çırak ilişkisi içinde eğitimin gerektiğini ifade ediyor. Bu tür evlerin yapılması için bu tür taleplerin gerektiğini belirten Mehmet Öğün ise, akıllardan kar maksimizasyonundan başka bir şeyin geçmediğini dile getiriyor. Dolayısıyla siyasette, mesken politikalarının masaya yatırılması, yere göre malzemeler ve mimarların belirlenmelisi gerekiyor.

Emine Öğün 1915’te Tahtakale’de istenen ebat ve sayılarda payanda, eli böğründe, başlık vs. satıldığını, prafabrikasyonun olduğunu ama artık bunun olmadığını hatırlatıyor: “Amerika’da galvaniz c profillerle binalar inşa ediyorlar. Dört hanım altı günde erkek gücü olmadan bir binayı inşa edebiliyor. Bu projenin bir ayağı endüstri iken, ikinci ayağı yeni şehirler inşa etme meselesi. Bozuk orman alanlarına artan nüfusu nakletme ihtiyacıyla karşı karşıyayız. Bunu yapmak yerine şehirleri patlatıyoruz. Burada şu önemli: Nüfusu bozuk orman alanlarına naklederken hangi hususlara dikkat edilmeli? Tabiatla ilişkileri nasıl kurmalı? Örencik kır evleri aslında buna cevap arıyor.”

Düzenli, 1915’lerdeki bu uygulamaların gerilik olarak algılandığını dile getiriyor. En gelişmiş refah düzeyine ve en iyi teknolojiye sahip Amerika’nın konut stokunun %90’ının ahşap, bunların da %82’sinin müstakil evler olduğunu dile getiriyor. Endüstrileşmeyi kentleşme hızına adapte edemediğimizi ve kendimizi keşfetmeye ihtiyacımız olduğuna değiniyor. Emine Öğün, Anadolu’daki ahşap geleneğinin aksine imar kanunlarının varlığından ve yalnızca mimarların değil, inşaat mühendislerinin de buna kafa yorması gerektiğinden söz açıyor. Mehmet Öğün ise 1940’lardaki bir gazete haberini hatırlatıyor: “Büyük İnkişaf! Apartmanı tercih ediyoruz!” Apartmana doğru gittikçe geliştiğimiz gibi bir kabul var. Bu kabul bugün de devam ediyor.

Konuşmanın sonunda Emine ve Mehmet Öğün çok düşünmek, çok çalışmak gerektiğini, bunun için de cesur mimarlara ihtiyaç olduğunu vurguluyorlar. Konuşma Emine Öğün’ün şu cümleleriyle sona eriyor: “Su ve hava gibi, barınmaya da ihtiyacımız var. Bu gerçek bir hak… Bu hak bugün itibariyle gasp edilmiş halde. Çünkü bugün konut üretimi aslında spekülatif rant, bir kar aracı. Halbuki ticaret fahiş karla yapılmamalı. Bu gayri ahlaki ve gayri İslami. Bunu tetiklemek, desteklemek Müslümanca değil.”

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir