İmkânsız Aşkın Hikâyesi: Vesikalı Yarim

Paylaş:

Bilim ve Sanat Vakfı Sanat Araştırmaları Merkezi’nin Türk Sinema Araştırmaları ile birlikte düzenlediği söyleşide usta senarist Safa Önal’ı ağırlandı. Yoğun ilginin olduğu programın moderatörlüğünü Mehmet Ali Pulcu üstlendi. Sinema tarihimizin kült filmleri arasında yer alan Vesikalı Yarim’in senaryo yazımı, çekimi ve Yeşilçam sinemasının konuşulduğu program öncesinde film gösterimi de yapıldı.

Usta senarist Safa Önal salona girdikten sonra oturmadan önce katılımcıları ayakta selamlama inceliğini göstererek Yeşilçam filmlerinin nevi şahsına münhasır havasını salonda. Pulcu da filmin yönetmeni Ömer Lütfi Akad’ın Türkan Şoray için söylemiş olduğu “Türkan hanım bir hazinedir, biz onun sadece üst kısmını kazabildik” sözüne atıfta bulunarak Sayın Safa Önal’ın da aynı büyük hazinenin bir parçası olduğunu, filme çekilmiş 395 senaryosu ile Guinness Rekorlar kitabına girmiş, aynı zamanda 40 filmde de yönetmenlik yapmış bir usta ile karşı karşıya olduğumuza dikkat çekerek kendilerini iki saatlik bir programda tanımanın pek mümkün olmadığını, bu nedenle programda sadece Vesikalı Yarim filminin üzerinde durabileceklerini söyledi. Hem Safa Önal hem de filmle ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için Yasemin Arpa’nın Ne Kadar Gamlı Bu Akşam Vakti: Safa Önal Kitabı ile Çok Tuhaf Çok Tanıdık: Vesikalı Yarim üzerine kitaplarını tavsiye etti.

Önal’a yöneltilen ilk soru söyleşi kitabındaki “Ben babamın gözünün içine çocuk sahibi olduktan, 40 yaşımı geçtikten sonra bakabilmişimdir” sözüyle ilgiliydi. Eğer bu iklimi yaşamamış olsaydı Halil’in hapisten çıktığı, arkadaşlarının onu karşıladığı sahnede babasının “yüzüne vurmak gibi olmasın” diye karşılamaya gelmediğini öğrendiğimiz sahneyi yazıp yazamayacağı soruldu. Pulcu’nun filmin odak noktalarından biri olan baba-oğul ilişkisinin Safa Önal’ın babasıyla ilişkisiyle bir bağlantısı olup olmadığı, filmde şahit olunan bütün inceliklerin Önal’ın içinde var olduğu zamanın ruhu ile alakalı olup olmadığını irdelemesi üzerine Safa Önal; “babasının kendisinden beklentisinin hikâyeler yazması yerine okuması olduğunu söyledi. Yazdığı bazı hikâyeleri yırttığını ancak senaristliğini yaptığı ilk filmin afişini gördüğünde büyük bir onurla arkadaşlarına “oğlum” diyerek kendisini tanıtmasını asla unutmadığını söyledi. Safa Bey’in sinemanın kendisi için bir meslekten öte bir tutku olduğunu söyledi. Bunun üzerine Pulcu söyleşi kitabından şu alıntıyı paylaştı: “Hala dünyada sinemacılıktan başka bir mesleğin olduğuna şaşmaktayım. Yani senaryo yazarı, yönetmen, ışıkçı, kameracı, oyuncu, stüdyocu, set işçisinin dışında başka meslekler nasıl yapılır, merakımdır”.

29 Mart 2019 tarihinde gerçekleşen bu söyleşi BİSAV TV’de yayınlandı. Etkinliğin kaydına ayrıca Bilim ve Sanat Vakfı Spotify, Apple Podcast ve Google Podcast kanallarından da ulaşabilirsiniz.

 Bir diğer soru Vesikalı Yarim filminin senaryosu ile Marlon Brando’nun atı arasındaki ilişkiyle alakalıydı. Safa Önal Lütfi Akad’la tanıştıklarında Akad’ın İzzet Günay ve Türkan Şoray ile bir film çekmek istediğini aktardı. Aynı zamanda Marlon Brando’nun oynamış olduğu ve bir kovboyun atını kaybedip daha sonra bulması üzerine bir film seyrettiğini ve kendisinden buna benzer bir senaryo yazmasını istediğini anlattı. Ancak Marlon Brando’yu, atı, Türkan Şoray’ı ve İzzet Günay’ı bir araya getiremediğini, Lütfi Akad’la çalışmayı çok istemesine rağmen nasıl yapacağını bilmediğini ifade etti. Masa başında oturmuş neyi nasıl yapacağına karar veremediği bir sırada eşinin yanına gelerek omzunu sıkıca tuttuğunu anlatan Önal, sanki o anları yaşıyormuşçasına kendi omzunu tutarak ve sesi titreyerek “omzumu sıkıca tuttu ve hiç ses çıkarmadan hal dili ile şunları söyledi: Arkandayım, seninleyim, daima senin yanındayım. Ne yaparsan, nasıl yaparsan seni destekliyorum” dedi. Bu desteğin kendisi için çok değerli olduğunu ifade eden Önal sonrasında Sait Faik’in Menekşeli Vadi hikâyesinden yola çıkarak İzzet Günay’ın manav olmasına karar verdiğini anlattı.

Bunlara ek olarak Vesikalı Yarim’deki manavlık sahnelerini yazabilmek için Kocamustafapaşa’dan Bebek’e kadar karşılıklı bütün manav dükkanlarına girip çıkarak, en çok hangi saatlerde iş yaptıklarını, en çok neyi sattıklarını, en ölü saatlerini, satılmayan ürünlerin ne yapıldığını sorduğunu anlattı. Bütün bunların incelenip çalışılmadan senaryo yazılmasına ve bir karakterin hakkının verilmesine imkân olmadığını söyledi. Filmdeki her sahnenin bir aritmetiği olduğundan bahseden Önal, örnek olarak Sabiha’nın sazdan arkadaşıyla Halil’in evli olup olmama ihtimali üzerine konuştukları sahneyi verdi. O sahnede diyalogun Sabiha’nın bir yerde oturmak yerine ütü yaparken gerçekleşmesiyle onun artık bir saz kızı değil, ev kadını olduğunu seyirciye vermek istediklerini anlattı.

Sinemacılığın hayal gücüne ve özel bir kabiliyete bağlı olduğuna değinen konuşmacı Akad’ın filmdeki mahpushane sahnelerini gerçek bir hapishane yerine Dolmabahçe Stadı’nın giriş kapısındaki parmaklıklarda çekmesini örnek verdi. Senaryoda olmamasına rağmen Akad’ın isteği üzerine beyaz duvar önünde gerçekleşen “Öyle. Belki. Bilmem” repliklerinin dile getirildiği sahneyi arabada seyir halinde sahnenin çekileceği mekâna giderken yazdığını ve Lütfi Akad’ın sinema dilinin bir yemek tarifi kitabından etkilenerek oluştuğunu bizlerle paylaştı.

Seyircilerden gelen “Halil, Sabiha’nın kendisinden ayrılma nedenini bilseydi kavuşabilirler miydi?” sorusunu “hiç düşünmediğini ancak ayrılmaları gerektiğini, aksi takdirde Vesikalı Yarim’in Vesikalı Yarim olamayacağı” şeklinde cevapladı.

Yönetmeninden senaristine, yapımcısından set işçisine kadar dönemin bütün sinema emekçilerinin özverili bir şekilde kendilerini işlerine adadıklarını, olmaz denilen sahnelerin nasıl oldurulduğunu, akmaz denen fıskiyenin bir saat olmadan nasıl aktırıldığını anlatan Önal: “Öyle bir dayanışmanın, öyle bir dostluğun, öyle bir edebin içinden geçiliyordu. Bunca iş nasıl yapıldı? Sorulabilir ama cevabı ilmi olarak verilemez” dedi. Safa Artık herkeste bir öfke dilinin hakim olduğuna değinen Önal, biraz daha hoşgörülü olunması gerektiğini söyledi ve söyleşi Safa Önal’ın okuduğu şiirlerle son buldu.  

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir