2018’e Girerken Dünya ve Türkiye Ekonomisi

Paylaş:

23 Aralık 2017 tarihinde Küresel Araştırmalar Merkezi’nin her yıl düzenlediği yıllık ekonomi değerlendirme paneli bu yıl “2018’e Girerken Dünya ve Türkiye Ekonomisi” başlığını taşıyordu. 2017 ve 2018 yılının Dünya ve Türkiye ekonomisinin çeşitli yönleriyle tartışıldığı panelin oturum başkanlığını İstanbul Şehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Lokman Gündüz yaptı. Panelin konuşmacıları Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, Prof. Dr. Burak Saltoğlu, Prof. Dr. Ahmet Faruk Aysan ve Bora Tamer Yılmaz idi.

Panelin ilk konuşmacısı Asaf Savaş Akat, 1929 krizini daha yerel bir kriz olarak tanımlarken, 2008 krizinin küresel bir kriz olduğunu ifade ederek sözlerine başladı. Bu nedenle hâlâ 2008 krizinin etkilerinin görüldüğüne değindi. 2016 yılında hem gelişmiş ülkelerin muadil büyümesi hem de diğer ülkelerde makul bir büyüme yaşanması nedeniyle ilk defa senkronize bir büyüme meydana geldiğini dile getiren Akat, “ABD, 2008 yılından günümüze sürekli bir büyüme yaşamıştır. Sürekli büyümenin ise riskleri çok fazladır. Çin’in ise finans ile ilgili büyük sorunları vardır. Ancak söz konusu sorunlar borçtan kaynaklı olmasından dolayı büyük riskler barındırmazlar. Çünkü hem borçlu hem de alıcı Çinlidir” dedi. Akat, küreselleşmenin ABD’nin lehine bir sonuç yarattığı düşünülmesine rağmen, Amerikalıların küreselleşmenin kendilerini zarara uğrattığı kanaatinde olduklarını vurguladı. Konuşmasının devamında küresel para rezervi olarak doların miadını doldurduğunu ancak doların yerini neyin alacağının hala muallakta olduğunu dile getirdi. 2018 yılında Türkiye’de ekonomi anlamında kötümser olmak için bir sebebin olmadığını ve büyümenin devam edeceğini ekledi. Doların yükselmesinin sebeplerini şu şekilde belirtti: (i) 15 Temmuz darbe girişiminin getirdiği maliyetler ve korku; (ii) başta Rus turistler olmak üzere turistlerin geçen yıllara göre daha az gelmesi.

Türkiye’deki siyasi tercihlerden kaynaklı iki açmazın bulunduğunu ifade eden Akat, birincisini 2019 yılında yapılacak seçim[1] nedeniyle siyasilerin ekonomiye müdahale etmesi olarak açıklarken ikincisini borçlu olduğumuz küresel devletlerin Türkiye’nin gütmeye çalıştığı bağımsız dış politikaya tepkisinin ne olacağını bilmememiz olarak nitelendirdi. Akat, 2018 yılı sonunda Türkiye’de büyümenin %4-5, enflasyonun %10 civarında ve döviz kurunun (doların) 4,40 TL olacağı tahmininde bulunarak sözlerine son verdi.

Küresel Araştırmalar Merkezi’nin 2017 yılında Dünya ve Türkiye ekonomisinin genel özelliklerini çeşitli yönleriyle tartışmak üzere düzenlediği bu panel BİSAV TV’de yayınlandı. Etkinliğin kaydına ayrıca Bilim ve Sanat Vakfı Spotify, Apple Podcast ve Google Podcast kanallarından da ulaşabilirsiniz.

Burak Saltoğlu, konuşmasının başlarında Türkiye ve diğer ülkelerin büyük bir borçlanma içinde olduğunu vurguladı. ABD’nin ikinci bir 2008 krizinin ortaya çıkmaması için çaba sarf ettiğine değinen Saltoğlu, bununla birlikte Trump’ın başkan seçilmesinin ve Brexit oylamasının “evet” ile sonuçlanmasının kapitalist dünyanın kırılganlıklarının artmasına neden olduğunu dile getirdi. Günümüzde Türkiye’deki problemin gelir dağılımından çok servet dağılımında yaşandığını ifade eden Saltoğlu, “Yabancı ülkeler sağlıklı borçlanma kaynakları ararlarken Türkiye’de mevduat dışı borçlanma hızı %125 olmuş durumdadır. Türkiye’nin mevduat kaynağı bulması gerekmektedir” dedi. Türkiye’nin tipik bir fon eksiğinin olduğunu vurguladı. Gelişen robot teknolojileri ile istihdam sayılarında %10 ile %57 arasında bir düşüşün olduğunu aktaran Saltoğlu konuşmasına şöyle devam etti: “Artık insanlar yerine robotlar birçok işi yapabilir durumdadır. Bu nedenle ‘Biz genciz Avrupa’nın bize ihtiyacı var’ söylemi eskisi kadar işe yaramamaktadır. Bankalara bakıldığında bu durum daha net bir şekilde fark edilmektedir. Kredilerdeki büyüme ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) tedbirlerine rağmen bankaların istihdam ettiği personel sayısında düşüş meydana gelmektedir”. Söz konusu teknolojik gelişmelere rağmen Türkiye’de halen neden iktisat ve işletme fakültelerinin açıldığını anlamadığını ifade eden Saltoğlu, bu fakültelerde yetişen öğrencilerin mezun olduklarında bir şey yapamayacaklarını düşündüğünü söyledi. Paket menüyle eğitime devam eden fakültelerin ancak işsizlik garantisi sunabileceğini söyleyen Saltoğlu, konuşmasının sonunda Türkiye’de kredi büyümesi üzerinden meydana gelen büyümenin çok fazla riski olduğunu dile getirdi.

Ahmet Faruk Aysan, konuşmasına günümüzde ekonomi alanında merkez bankası ve merkez bankasının politikalarından daha fazla politikacıların sözlerinin tartışılmakta ve konuşulmakta olduğunu söyleyerek başladı. Söz konusu durumun başta ABD olmak üzere birçok AB ülkesinde fark edildiği belirten Aysan, bunun nedenini ise günümüzde ekonominin politikayı belirlemesinden ziyade politikanın ekonomiyi belirlemeye başlamasına bağladı. Aysan, Türkiye’nin ciddi ölçüde cari açığı olduğunu ve her sene yaklaşık 220 milyar doları finanse etmek zorunda olduğunu ifade etti. Ancak bu ekonomik sıkıntılara rağmen Türkiye’nin halihazırda politikalara manevra verebilen bir ülke olduğuna vurgu yaptı. Bu nedenle Türkiye’nin söz konusu cari açığı kapatabilme potansiyeline sahip olduğunu dile getirdi. Günümüzde dünya ekonomisinin merkezinin Doğu’ya kaydığını dile getiren Aysan, önceden olduğu gibi ekonomi anlamında dünyanın tek bir merkezinin olmadığına, birden fazla merkezinin olduğuna dikkat çekti. Aysan, “Özellikle Türkiye’nin genç nüfusa sahip olması hâlihazırda ekonomi merkezlerinden biri olma potansiyelini devam ettirmektedir. ABD’nin önceki başkanı Obama, söz konusu dünya ekonomi merkezlerinden biri olan Çin’i yalnızlaştırmak için aleni politikalar gütmezken şu an ki başkanı Trump, bu politikaların amacını açıktan deklare etmektedir. Türkiye dâhil ABD ve birçok AB ülkesinde milli ve yerli politikalar amaçlansa da ekonomide evrensel politikalar takip edilmelidir” dedi. Aysan, konuşmasının devamında Bitcoin konusuna değinerek Bitcoin’in ortaya çıkışında 2008 krizinin oldukça etkili olduğunu belirtti. “Ortaya çıkan ekonomik krizlerle birlikte paranın değerindeki düşüş Bitcoin’e rağbetin artmasına neden oldu. Bitcoin’i ortaya çıkaranlar merkez bankasının yerine teknolojiye güvenilmesi gerektiği düşüncesiyle hareket ettiler. Bitcoin’i kimin ortaya çıkardığı bilinmemesi nedeniyle aslında ortada anarşist bir durum söz konusudur” diyen Aysan şöyle devam etti: “Bitcoin’i ortaya çıkaran kişiler değil; 2008 krizinden etkisinden kurtulmak isteyen kurumlar… Bir kurgu (fiction) olan Bitcoin’in aslında nerede başladığı bilinmiyor. Bir yandan ülkelerde milli ve yerli söylemi revaçta iken öte yanda Bitcoin gibi sınır tanımayan para birimlerine rağbetin arttığını gözlemliyoruz. Yine de teknolojiyi ve yenilikleri takip etmekte fayda var.”

Panelin son konuşmacısı Bora Tamer Yılmaz, gençlerin sadece akademik alanlarda değil sahalarda da çalışmaları gerektiğini belirtti. Yılmaz, Türkiye’de tasarruf açığının olduğunu ifade ederek klasik bankacılığın yanında sermaye piyasasının da olması gerektiğine değindi. Yılmaz konuşmasını şöyle sürdürdü: “Yaşanan senkronize bir büyüme küresel ticareti artırmıştır. Dünyadaki reel ticaretteki toparlanma Türkiye’nin büyümesini sağlamıştır. Dünyada yaklaşık 80 triyon dolar milli hâsıla bulunduğunu ifade etti. Bunun 19 trilyonunu ABD, 12 trilyonunu Çin, 17 trilyonunu AB ülkeleri ve 5 trilyonunu Japonya üretmiştir. Avrupa’da siyasi istikrar söz konusudur. Bundan dolayı Euro’nun değeri artmıştır. Söz konusu istikrardan dolayı ABD’nin merkez bankası FED faiz artırdı. Türkiye açısından FED’in faiz artırması dünyada işlerin yolunda gittiğinin işaretidir”. Türkiye son elli yılda ortalama %5 büyüdüğünü ifade eden Yılmaz, konuşmasının sonunda 2018 yılı sonunda yine %5’lik bir büyüme meydana geleceğini ileri sürdü.


[1]    Bu panel 23 Aralık 2017 tarihinde yapıldı. 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak erken seçim kararı ise 18 Nisan 2018’de alındı.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir