IŞİD Sonrası Dönemde Ortadoğu’da Yükselen Tehditler

Paylaş:

Zahide Tuba Kor, Küresel Araştırmalar Merkezi’nin Ortadoğu Konuşmaları toplantı dizisi kapsamında “IŞİD Sonrası Dönemde Ortadoğu’da Yükselen Tehditler” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.

Konuşmasının başında IŞİD’le mücadele kapsamında bir araya gelen güçlerin asıl odak noktalarının IŞİD olmadığını, her birinin farklı stratejik hedeflerle bu uluslararası koalisyona katıldığını, dolayısıyla mücadele sona doğru yaklaşırken her aktörün kendi elini güçlendirerek yeni döneme hazırlık yapmaya çalıştığını ifade etti Kor. IŞİD’le mücadele yakın zamanda sona ermek üzere. Ancak Kor’a göre, Rakka ve Musul merkezli devletimsi yapılar çökmekte olsa da bu IŞİD’in bir ideoloji ve fikriyat olarak ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Önümüzdeki süreçte örgütün gerilla mücadelesiyle ve kabuk değiştirerek çok farklı şekillerde karşımıza çıkması kuvvetle muhtemel.

Konuşmacı, Trump’ın Riyad ziyaretiyle oluşan yeni bölgesel eksenden tutun Katar krizine ve Kuzey Irak referandumuna, İran-Suudi Arabistan rekabetinin sahaları olan Lübnan’dan Yemen’e birçok ülkede yaşanan gerginlikleri ve hatta Trump’ın Kudüs Deklarasyonu gibi 2017’de Ortadoğu’da yaşanan önemli gelişmeleri IŞİD’le mücadele sonrası döneme hazırlık çerçevesinde okudu. Ona göre, kolay iş olan IŞİD’le mücadele biterken şimdiye kadar üzeri örtülmüş çok daha büyük ve zorlu tehditler ve rekabetler su yüzüne çıkıyor.

Kor, küresel ve bölgesel güçlerin Ortadoğu’da devam eden rekabetlerinin sonuçlanmadan iç barış sürecinin gerçek anlamda başlamayacağını, başlasa dahi bir sonuca ulaşamayacağını vurguladı, Bir tarafta ABD, Çin ve Rusya arasındaki küresel, diğer tarafta Türkiye, İran ve Suudi Arabistan arasındaki bölgesel rekabet var. Kor’a göre bölgedeki istikrarsızlık söz konusu güçlerden birinin veya birkaçının kendi içinde patlak verecek bir kriz sonucu pes ederek oyundan çekilmesiyle bir sonuca varabilir. Ancak bu da tek başına yeterli değil. Bireylerin artık birer aktör olduğu bu çağda yerelde rıza ve meşruiyet olmadan, salt dışarıdan dayatmalarla yeni bir düzen kurulamaz.

IŞİD sonrası dönemi tek tek ülkeler ve bölgesel krizler bağlamında değerlendiren Kor’un Suriye konusunda dikkat çeken vurguları şunlar oldu: Silahlı çatışma yürütmek, siyasal alanda bütün taraflarla masaya oturup müzakerelerle yeni bir düzen kurup istikrar sağlamaktan daha kolaydır. Suriye’de Esed rejimi ülkenin önemli merkezlerinde kontrolü sağlasa da aslında ortada düzen ve istikrarı tesis edecek güçlü bir yönetim yok. Suriye’de Esed rejimi, İran ve Rusya’nın kontrolü altında yeni sömürgecilik dönemini yaşamakta olup siyasal bağımsızlığını çoktan kaybetmiş durumdadır. Dahası, rejimin zayıflaması nedeniyle merkezî ordudan bağımsız şekilde bir yanda Suriyeli çeteler, diğer yanda İran destekli yabancı savaşçılar Esed adına savaşarak birçok bölgeyi kontrolleri altına aldı. Bu durumda IŞİD tehdidi bertaraf edilse dahi merkezî otoritenin yeniden sağlanması konusunda rejimin kendi içinde ciddi sorunlar yaşanması muhtemel.

Öte yandan ekseriyeti kuzeyde ve Fırat’ın doğusunda bulunan ülkenin en önemli su, doğalgaz ve petrol kaynakları ile tarım alanları önce IŞİD’in, ardından da PYD’nin eline geçti. Fırat’ın doğusunun PYD’nin tam egemenliğinde bulunduğu bölünmüş bir Suriye’de Esed rejimi kendi bölgesindeki yoğun nüfusu besleyecek doğal kaynaklara sahip olamaz, dolaysıyla iktisaden ayakta kalamaz. Bu durum -eğer aralarında bir uzlaşma sağlanamazsa- ileride rejim kuvvetleri ile PYD’nin çatışmasını kaçınılmaz kılıyor. Tam da bu yüzden IŞİD’le mücadele sona erer ermez Amerikan askerlerinin bölgeden çekilmesi zor görünüyor. Zira ABD’nin bölgedeki kuvvetleri hem Esed rejimine karşı PYD’yi koruma hem de özellikle Türkiye ve İran’ın bölgedeki nüfuzunu güçlü bir Kürt yapılanmasıyla kırma rolü oynuyor. Suriye’de yerel aktörler siyasi bir uzlaşmaya varmadan ABD’nin çekilmesi yeni çatışmaları tetikleyecektir.

Suriye’den bahsederken Kor, “Ortadoğu’da radikalizmin yuvası” dediği Arap hapishaneleri olgusuna da değindi. Buna göre, Arap dünyasında değişim taleplerinin bastırılma sürecinde yüz binlerce insan hapse atıldı ve on binlercesi maddi veya manevi işkencelerle hayatını kaybetti. İşkence, taciz ve tecavüzün yaygın bir gözdağı ve kontrol aracı olarak kullanıldığı hapishaneler, radikal fikir ve hareketlerin ortaya çıkmasında geçmişten beri başat bir etkiye sahip. Daha önce eline hiç silah almamış nice mahkûmun hapishaneden çıktıktan sonra silahlı gruplara katılması kaçınılmaz görünüyor. Dolayısıyla IŞİD ortadan kaldırılsa dahi benzer yeni örgütlerin ortaya çıkması muhtemel.

Kor, Irak’ta IŞİD sonrası mücadelenin ilk tezahürünün Kuzey Irak’taki bağımsızlık referandumu olduğuna değindi. Buna göre siyaseten zayıfladığı bir dönemde IKBY Başkanı Barzani tartışmalı bölgeleri IŞİD’den ele geçirmişken bunu bir an evvel siyasi kazanıma çevirmeye çalıştı, ancak özellikle zamanlamayı uygun bulmayan ABD’nin yalnız bırakması ve İran’ın müdahale tehdidiyle beklentisi boşa çıkmış oldu. Bu duruşuyla birçoğumuzu şaşırtsa da ABD’nin temel önceliği IŞİD’le mücadeleden en kazançlı çıkan aktör olan İran’ı yeni dönemde hedef alıp köşeye sıkıştırmaktı. Barzani’nin referandumu ABD’nin İran’la ilgili kuracağı oyunu bozucu bir faktördü. Washington’a göre Irak’ın kısa vadede bir ve bütün kalması gerekiyordu. Kuzeyde Kürtleri, merkezde de İbadi yönetimini İran’a karşı kullanmak istiyordu. Sonuç olarak Barzani siyasetten çekilirken ve geleneksel Kürt siyaseti ağır bir darbe alırken bu durum İran, merkezî Irak yönetimi ve PKK’ya yaradı.

Yabancı basında çıkan “Arap Baharı Arap Kışına dönüştü, artık Kürt Baharı yaşanıyor” tarzı yorumlara karşılık şu an ne Arap ne de Kürt baharı yaşandığını söyleyen Kor, ileride olayların seyrine göre bir Kürt-Arap, hatta Kürt-Kürt çatışmasının patlak verme ihtimalinin olduğunu söyledi. Tıpkı Araplar gibi Kürtlerin de kendi içinde birlik olmadığını, her grubun birbiriyle çelişen farklı idealleri bulunduğunu hatırlattı.

Konuşmacı, Trump’ın Riyad ziyaretini ve yeni bölgesel dizaynın ilk adımı olan Katar krizini de değerlendirdi. Trump’ın bu ilk yurtdışı gezisinde Suudi kraliyetinin imzaladığı beş yüz milyar doları bulan büyük silah ve yatırım anlaşmaları karşılığında Suudi Arabistan ve BAE’nin yeni bölgesel dizaynını onayladığını vurguladı. ABD-İsrail-Suud-BAE-Mısır-Bahreyn ekseninin bölgesel hedeflerine karşı Katar, Türkiye ve İran’ın en önemli meydan okuyucular olarak görüldüğünü hatırlattı. Katar’a yönelik ablukayla Arap dünyasında devrimci hareketlere baştan itibaren her türlü desteği sağlayan Doha yönetimine geri adım attırılmaya çalışıldı. Dolayısıyla Katar krizi sadece Katar’la ilgili olmayıp bölgesel çapta önemli sonuçlar doğurdu. Suriye’de muhalif güçlerin ve Libya’da Trablus merkezli yönetimin güçten düşmesine, Esed ile Hafter güçlerinin hızla ilerlemesine; Gazze’de HAMAS’ın iyice köşeye sıkıştırılmasına yol açtı. Yine Trump’tan alınan onayın ardından İran’a karşı Suudi Arabistan merkezli birçok oyuna girişildi ancak Lübnan Cumhurbaşkanı Saad Hariri’nin istifa ettirilmesi gibi birçok girişim başarısızlığa uğradı.

Son olarak bölgede girdiğimiz belirsizliklerle dolu yeni dönemi “haydutluk çağı” olarak nitelendiren konuşmacı, IŞİD haydudu biterken -Katar Krizi’nde veya Lübnan başbakanının istifa sürecinde alenen görüldüğü gibi- küresel ve bölgesel aktörlerin yeni formatta haydutlukla kendi düzenlerini dayatmaya çalıştığına dikkat çekti. Ayrıca yaşanan küresel ekonomik kriz ortamında ekonomiler küçülürken, ülkelerin askeri harcamalara ayırdıkları muazzam bütçelerle aslında halkın refahına giden payları kıstıklarını, bunun da ileride İran’dan Suudi Arabistan’a, Rusya’dan Türkiye’ye kadar çeşitli ülkelerde iktisadi, toplumsal ve siyasal huzursuzlukları tetikleyebileceğini vurguladı. Bu durumun iç siyasette sorunlar yaşayan yönetimleri yeni maceralara, belki daha büyük savaşlara yöneltebileceği vurgusuyla gelecek için karamsar bir tablo çizdi.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir