Viyana’dan Kudüs’e Siyonizmin Seyri

Paylaş:

Balfour Deklarasyonun 100. yılı ve 1967 Savaşı’nın da 50. yılı münasebetiyle Filistin Meselesini yeniden tartışmaya açan Küresel Araştırma Merkezi’nin 100. Yılında Filistin Meselesi başlıklı konuşma serisinin ikinci konuğu Özgür Dikmen oldu.

Dikmen, siyonist ideolojinin Türkiye de nasıl anlaşıldığına dair bir değerlendirmeyle konuşmasına başladı: “Türkiye’de siyonizm, Filistin’in işgali ile gündeme gelen ve tarihsel bağlamından kopuk olarak ele alınan, 70 yıllık bir geçmişe sahip bir ideoloji olarak bilinmektedir. Bu ideoloji aynı şekilde İsrail’in kuruluşunda etkili olan bir fikir akımıdır. siyonizm Türkiye’de daha çok hissi bir çerçevede gündeme gelir. Duygusal boyutta bilinen bu fikir akımına bakış açısı konformizme yol açmakta ve bu da Filistin meselesinin Türkiye’de daha çok sloganik bir meseleye dönüşmesine neden olmaktadır. Bütün bunların öncesinde sorulması gereken bazı sorular vardır”.

Tarihsel siyonizmin yanı sıra kültürel bir siyonizmden de bahsetmek mümkündür. Bunun anlaşılması için ise “Avrupa bağlamında siyonizm nasıl anlaşılmaktadır?” sorusunun cevaplanması önemlidir. Yetmiş yıllık siyonizm tarihinin arka planına dair bir soruşturma yapmak gereklidir. siyonizm hangi şart ve ahvalde ortaya çıktı ve bugün için nereye doğru yol alıyor? Viyana, siyonizmin çıktığı yer; Kudüs ise kendisini gerçekleştirmek istediği yerdir.

İsrail ve İsrail’in Filistin’de yaptıklarına değinmek gerekir. İsrail, Filistin de hem dinsel hem ekonomik hem de toplumsal bir gerçek olarak vardır. Bütün bunlardan sonra genel olarak siyonizmin tarihine bir giriş yaparak söylediklerimi biraz daha derinleştirmek istiyorum. siyonizmin temelleri Basel Konferansı’nda atılmıştır. Bu konferansta siyonizm şu şekilde tarif edilmektedir: siyonizm; Filistin topraklarında Yahudi halkı için bir yurt kurmayı amaçlamaktadır.

Türkiye’deki siyonizm algısı da şu şekildedir: Türkiye’de çıkan karikatürlerde Siyonistler çok güçlü insanlar olarak tasvir edilmektedir. Türkiye’de tek bütün bir siyonizmden bahsetmek mümkündür. Ama bunu tarihsel olarak teyit etmek zor gözükmektedir. Bütün bunların aynı şekilde siyonizm ideolojisinin arka planı ile de ilişkisi vardır. Theodor Herzl seküler bir Yahudi’dir. Herzl’ın yaşadığı Avrupa‘da ciddi bir Yahudi sorunu yaşamaktaydı. Bu sorun aynı zaman da Yahudilerin de zihinlerini meşgul etmekteydi. Herzl böyle bir sorunun içine doğmuştu. Yahudilerin yaşadığı Avrupa topraklarında Avrupalılar Yahudilerden pek memnun değildi. Almanya ve Fransa Yahudilerin gizli emelleri olduğunu ve bu emellerin Fransız ve Alman toplumuna zarar verdiğini, bundan dolayı da Yahudilerin mutlaka kendi topraklarından çıkartılması gerektiğini dile getirmekteydiler. Tabii burada şunu da unutmamak gerekir ki Almanya ve Fransa içerisinde yaşayan bazı Yahudiler ise Herzl’ın Yahudi devleti fikrine karşı oldukları için Yahudiliğin bir etnisite ve ulusal devlet olmadığını söyleyerek kendi görüşlerini beyan etmişlerdir. Bu tarihlerde Yahudilerin en çok tartıştığı şey Yahudi devleti, Yahudi etnisitesi ve Yahudi dinidir. Avrupa da Yahudilik bir din olarak devam etse bu Avrupalılar için hiçbir problem oluşturmayacaktır. Avrupa’da Yahudilik bir etnisite olarak devam ettiği takdirde gerek hukuksal statü gerekse toplumsal statü olarak birçok sorunu beraberinde getireceğinden Avrupalılar Yahudiliğin bir etnisite olarak devam etmesini istememektedir. Yahudiler içerisindeki bu tartışma geleneksel ve seküler Yahudiler arasında gittikçe alevlenmektedir. Herzl Geleneksel Yahudiler ile mesafelidir. Herzl Avusturya’da doğmuş anadili Almanca olan seküler bir Yahudi’dir. Herzl Yahudi Devleti tezini olgunlaştırmış ve Yahudileri bir araya getirecek olan en önemli işin bu olduğuna inanmıştır. Dağınık halde yaşayan Yahudiler bir araya gelerek Filistin topraklarında Yahudi halkı için bir devlet kuracaktır. Herzl Yahudi Devleti adlı kitabını bu endişe ile yazmıştır. Herzl’dan önce siyonizmden bahseden ve bu ideolojinin fikir babası sayılan başka bir isim vardır. Bu kişi Rus Yahudilerinden olan Leon Pinsker’dir. Pinsker ilk defa 1882 yılında siyonizm kelimesini Auto-emancipation adlı eserinde zikretmiştir. Pinsker bu eserinde aynı zamanda kendinde özgürleşmeden bahsederek Yahudi devletinin bir gereklilik olduğunu savunmaktadır. Herzl ise Yahudi devletinin kurulması için diplomatik bir takım faaliyetlerin hayata geçirilmesi için harekete geçmiştir. Bunun için dönemin büyük devletleri olan Almanya, İngiltere ve Osmanlı ile diplomatik ilişkiler kurmanın yollarını aramıştır. Herzl bu konuya ilişkin bazı görüşlerini ise 1896 yılında yayımlamış olduğu Yahudi Devleti adlı kitabında anlatmıştır. Herzl diplomatik ilişkileri geliştirmek için 1898 yılında II. Wilhelm ve II. Abdülhamit ile görüşmek için girişimlerde bulunur. Kitabın yazımından bir yıl sonra 1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde siyonizm ideolojisine inanan insanların hepsini buraya davet etmiştir. Toplantıya katılım az sayıda olmuş olsa da bu toplantıya Almanya’nın Münih şehrinde bulunan Yahudi cemaati ve zengin Yahudiler bu konferansa karşı çıkmışlardır. Aynı şekilde Yahudi dindarlar da teolojik olarak bu konferansın yanlış olduğunu ileri sürmüş ve kurtuluşun Mesih olmaksızın olmayacağını dile getirmişlerdir.

siyonizm ideolojisini okurken yapılan metodolojik hatalardan birisi de dönemin jeopolitiğinden bağımsız bir okuma yapılmasıdır. Dönemin jeopolitiği ile beraber okunduğu zaman görülecektir ki bu dönemde ciddi bir kutsal toprak vurgusu vardır. Bu dönemde yapılan kutsal toprak tanımlamaları ile siyonizm ideolojisi beraber okunduğu zaman daha anlamlı bir çerçeve ortaya çıkarılabilir. Kutsal toprak vurgusu öncelikle Almanya’da ortaya çıkmıştır. Avrupa’da ortaya çıkan bir başka fikir akımı ise Protestan Hıristiyanların teşviki ile beliren Hebraizmdir. Bu akıma mensup olanlar Tevrat içerisindeki Yahudi devleti ilkelerini tespit ederek siyasi bir hareket çıkarmayı hedeflemiştir. Bu ilkeler çerçevesinde Musevi teokrasi kavramı geliştirilmiştir. Bu kavrama göre Hz. Musa’nın ortaya koymuş olduğu ilkeler ışığında bir Yahudi devleti kurmak ve yönetmek esastır. Hakiki yönetim anlayışı ancak Yahudiliğin belki de Protestanları sayılabilecek Hebraistler tarafından ortaya atılmıştır.

17 yüzyılda ulus devletin oraya çıkışı ile beraber Yahudilerde bir Yahudi halkı anlayışı ortaya çıkmıştır. Modern devletin toplumsal ve hukuki talepleri Yahudilerin yaşadığı yerlerde önemli sorunların doğmasına neden olmuştur. Almanya ve Fransa’da yaşayan Yahudiler Alman ve Fransız kimliğine sıkıştırılmıştır. Bu kimlik sıkışıklığı da Yahudileri farklı arayışlara sevk etmiştir. Bu arayış sonucunda içeride ve dışarıda “Yahudilik nedir?”, “Yahudilik bir ırk mı yoksa bir din midir?” gibi sorular ciddileşmiştir. Bu soruların sorulmasının arka planındaki önemli ikinci faktör ise sekülerleşmedir. Sekülerleşme ile beraber din artık bir tercih kategorisine indirgenmiştir. Almanya’da bulunan Yahudilerin Yahudilik tanımları daha çok siyasi bir Yahudiliktir. Modern anlamda ortaya çıkan Yahudi karşıtlığı ise bu tartışmaların neticesinde ortaya çıkmıştır. Yahudilik modern dönemde daha çok ırksal anlamda tartışmalara neden olmuştur. Bütün bu tartışmalar giderek derinleşmiş ve yeni sorunların doğuşuna neden olmuştur. Bu sorunların çözümünde Nazilerin önerisi bütün Yahudileri yok etmek olmuştur. En son bulunan çözüm ise 15 Mayıs 1948 yılında İngiliz mandası altında olan Filistin toprakları üzerinde İsrail devletinin kurulmasıdır.

İsrail’de bulunan Tom Segev, Avi Shlaim gibi entelektüeller İsrail resmi tarihine ve siyonizmin geleneksel iddialarına karşı çıkarak İsrail’in kuruluş üzerine ortaya atılan mitleri eleştirmişlerdir. Yeni Tarihçiler akımı tarihsel olarak bakıldığında siyonizmin Yahudi sorununa alternatif olarak ortaya çıktığını ileri sürmektedirler. Fakat bugün için ise Yahudi sorunu küresel söylemde kendini yeniden üreten yeni bir siyonizmdir. Bu İsrail’in bugün sahip olduğu önemli bir gerçekliktir.

Günümüz açısından İsrail toplumunun birçok çatışmayı bir arada bulunduran bir yapı olduğunu söylemek mümkündür. siyonizm bugün için Aşkenaz (Avrupalı)- Beyaz Yahudilere hitap etmektedir. Çünkü çıkışı itibariyle siyonizm Avrupa’da doğan bir ideolojidir. İkinci intifada sürecinde Şaloma Ben Ami isimli İsrail Kamu güvenliği bakanı şunu söylüyor: “Biz bugün için Kudüs’ün hâkimi değiliz. Biz Kudüs tarafından esir alınmışız”. Bakanın bu sözleri bize İsrail’in gerçekliğine dair çok şey söylemektedir. Bu anlayış Yahudi sorununu sürekli bir şekilde üreterek kendini var etmek zorunda olunduğunu ortaya koymaktadır. İsrail bunu yaparken dini sembolleri, Kudüs’ü, tapınak sembolleri gibi enstrümanları kullanarak her seferinde kendini yeniden üretmekte ve İsrail toplumunu bu enstrümanlar üzerinden bir arada tutmaya çalışmaktadır.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir