Zarifoğlu’nu Okumak

Paylaş:

“Burası dünya! Ne çok kıymetlendirdik , / Oysa bir tarla idi; ekip biçip gidecektik.”, “Hayat bir boş rüyaymış / Geçen ibadetler özürlü / Eski günahlar dipdiri / Seçkin bir kimse değilim / İsmimin baş harflerinde kimliğim / Bağışlanmamı dilerim.” ve “Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.” gibi dizelerin sahibini muhtemelen artık tanımayan yok. Popüler kültür sayesinde sosyal medyada adım başı bir Cahit Zarifoğlu dizesine rastlayabiliyorsunuz. Öte yandan, onun anlam dünyasını kavramamızı sağlayacak nitelikli çalışmalar hala pembe kar düşü gibi uzağımızda. 2018 Nisan’ında Küre Yayınları tarafından okuyucuya sunulan Zarifoğlu’nu Okumak kitabı, bu düşe yakınlaştıran nadir örneklerden. Neslihan Demirci’nin titiz editörlüğüyle hazırlanan kitapta, 47 yıllık hayatına şiirlerinin yanı sıra, çocuk kitaplarından radyo oyunlarına kadar çeşitlilik gösteren çok sayıda eser sığdıran Zarifoğlu’nun sanatına ve fikir dünyasına mercek tutuluyor.

Kitap vesilesiyle yine geçtiğimiz Nisan ayında, Bilim ve Sanat Vakfı Sanat Araştırmaları Merkezi tarafından gerçekleştirilen bir panel de Zarifoğlu’nu anlama gayretinin sevindirici meyvelerinden biri oldu. Kitapla aynı başlığı taşıyan panelin açılış konuşması kitabın editörü Neslihan Demirci tarafından yapıldı. Konuşmasında kitabın hazırlanma sürecinden kısaca bahseden Demirci, Zarifoğlu’nun vefatından bu yana gittikçe artan bir ilgiye mazhar olduğunu, bu durumu oldukça kıymetli bulduğunu belirterek sözlerine başladı. Ancak bu ilginin niteliğinin artırılmasının gerekliliğini vurgulayarak, özellikle son zamanlarda şairin dizelerinin bir anlamda “metalaşması” anlamına gelen popülerliğinin şairin, fikir dünyasının anlaşılmasının önünde bir engel teşkil edebileceğini ifade etti. Kitabın ve panelin motivasyonunu ise Zarifoğlu’nun “Yanıbaşımızdaki Ziyafet” metninden yaptığı şu alıntı ile açıkladı:

“Sanatkar, insanları sıcak yataklarından defalarca kaldırmalı da yine de yılmamalı. Yıpranmış abanoz ağacı gibi ağır kelimeleri, balyoz gibi cümlelerle, insanların gafletleri ve uykuları üzerinde çatarak onların sokranmalarına aldırmadan devam etmeli. Önümüzdeki sularda, gelişigüzel zamanlarda üzerimize doğru oklar fırlıyor. Arka arkaya esrarlı dalgalar kıyılarımıza vuruyor, uzun çığlıklara başını kaldıranların üzerine vinçlerin yukarılara kaldırdığı yükler kancalarından kurtularak düşüyor. Dünya, sanki içinde canlı kalmamış da kendisi de ölüme gidiyor. Sanat eserinin insana söylemesini bilen bir ağzı olmalı.”

28 Nisan 2018 tarihinde gerçekleşen bu panel BİSAV TV’de yayınlandı. Etkinliğin kaydına ayrıca Bilim ve Sanat Vakfı Spotify, Apple Podcast ve Google Podcast kanallarından da ulaşabilirsiniz.

İki oturum şeklinde hazırlanan panelin ilk kısmı “Zarifoğlu Poetikası” başlığını taşıyordu.  H. Hale Sert’in moderatörlüğüyle yürütülen bu oturumda sözü önce Ömer Erdem aldı. Erdem’in “Cahit Zarifoğlu Şiirini Kapatarak Okumak” başlıklı konuşması şairin “minör Türkiye edebiyat ve şiir kanonu” tarafından nasıl ikiyüzlülüğe maruz kaldığı üzerineydi. Şairin yakın çevresi dâhil olmak üzere Zarifoğlu’nun “anlaşılmazlığı” hususunda varılan mutabakatın şairin şiirini “kapattığını”, okuyucuyla Zarifoğlu şiiri arasına ciddi bir mesafe koyduğunu ifade etti. Bu durumun Zarifoğlu üzerine hazırlanan akademik yayınların dönemsel artışına bakılarak da görülebileceğini, birbirine benzer tezleri yapma/yaptırma konusunda akademinin riyakâr bir yarışa girdiğini belirtti.

Oturumun ikinci konuşmacısı Ali Ayçil’in başlığı “Zarifoğlu Şiirinin Kültürle İlişkisi” idi. Ayçil de Erdem’in bıraktığı yerden Zarifoğlu şiirinin kapalılığı meselesinin nasıl tabulaştırıldığı konusuna değinerek konuşmasına başladı. Erken Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin “kontrollü modernlik”le malul olduğunu, İkinci Yeni’nin bu anlamda ciddi bir kırılma yarattığını, şiirde imge ve anlam ikilemi etrafında ciddi bir tartışmaya neden olduğunu hatırlattı. Böyle bir şiir ortamında 1960’lar sonlarında Zarifoğlu şiirinin ortaya çıkışının onun şiirinin “anlaşılmaz” kabul edilmesiyle ilişkili olduğunu belirtti.

Akif İnan’ın tabiriyle “şair-i maderzat (anadan doğma şair)” kabul edilen, kendisinden öncekilerle fazla etkileşime girmeden kendi üslubunu oluşturan bir şair oluşu ilginç olsa da bu tür başka şair örnekleri de bulunabileceğini, bu durumun şairin yazdıklarını doğrudan anlaşılmaz kılmayacağını vurguladı. Bir röportajda bizzat Zarifoğlu’nun bu meseleye “hiç kimse şu ya da bu şiiri anlamak zorunda değil. Ben de botanikten hiç anlamıyorum. Pardon ekonomi diyecektim!” sözleriyle kızdığını söyledi. Bununla birlikte, şairin nev-i şahsına münhasır üslubunun, şiirlerini dilin kültürle kurduğu özdeşlik ilişkisinden azade bir şekilde kaleme alıyor olmasından kaynaklandığını düşündüğünü belirtti.

Oturumun son konuşmacısı Mehmet Sümer idi. “Cahit Zarifoğlu Şiirinde Alternatif Bir Modernizm Arayışı” başlıklı bir sunum yapan Sümer, Cemal Süreyya’nın Zarifoğlu’nun ölümünün ardından yazdığı kısa metindeki bir anekdotu aktararak söze başladı. …. Bu ankedotu “Zarifoğlu’nun evini geleneksel değerlerle çağdaş sanatın birleştirdiği yer yapmak arzusu”nun ifadesi olarak değerlendiren Sümer, şairin şiirinin de bu ev metaforuyla birlikte düşünülebileceğini belirtti. Buna göre, bizzat kullandığı  “eve dönmek”, “iki yüzyıldır sokakta olmak” gibi ibarelerle işaret edildiği üzere Zarifoğlu, şiirinde gelenekselle modernin birlikte harmanlandığı bir üslup tutturmaya çalışmıştır. Bunun için de şiirini ideolojik müdahalelerden uzak tutmuş, güçlü bir sanat sezgisiyle hareket etmiştir.

Bu anlamda “alternatif modernizm” ile ne kastettiğini açıklama ihtiyacı duyan Sümer, “Aslında modernizm meselesi sanatta ve hayatta iki ayrı olgu olarak karşımıza çıkıyor.” diyerek 19. yüzyılda sanayi devrimi, endüstrileşme, şehirleşme gibi olgularla karşımıza çıkan modernlik ile sanatlarda sürrealizm, kübizm vb akımlarla gerçekleşen eğilimin ise estetik modernizm olarak nitelendirildiğini hatırlattı. Şiir sanatında modernizmden bahsettiğimizde ilk akla gelen isim Baudelaire’den bu yana şiirin gerçekçilikle temel bir tenakuz halinde bulunduğunu da hatırlatan Sümer, estetik modernizmin Batılı modernitenin eleştirisi olarak düşünülebileceğini, şiirde modernizmi savunanların Doğu şiirine yönelmesinin de bu çerçevede anlamlı olduğunun altını çizdi. Bütün bu hususların Türk şiirinde modernizmin 1950’lerde ancak tartışılmaya başlandığını, Zarifoğlu şiirinin de bu tartışmaların içine doğmuş bulunduğunu açıklamış oldu. Zarifoğlu’nun, Kandinsky’nin “sanatta manevilik” kavramsallaştırmasıyla örtüşen bir tarzı benimsediğini düşündüğünü belirten Sümer, şairin “bir taraftan Salih Baba Divanı gibi tasavvufi divanları beğenip, öte taraftan Rilke’yi, Faulkner’ı okuması ve bunların yazdıklarıyla kendi sanatı arasında paralellikler bulması ancak bu tür bir koşutluk içinde anlaşılabilir” dedi.

“Zarifoğlu Anlatısı” başlıklı ikinci oturumu Alim Arlı moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Zarifoğlu’nun düz yazılarının ele alındığı bu oturumda ilk sözü  “Savaş Ritimleri ve Anne’de Akışlar” isimli sunumuyla Fatih Altuğ aldı.  Zarifoğlu’nun Anne romanını tamamlamadığı için hakkında konuşmanın zor olduğunu belirten Altuğ, Zarifoğlu’nu Okumak isimli kitapta yer alan yazısında Cahit Zarifoğlu’nun Savaş Ritimleri isimli romanından bahsettiğini, sunumunda ise her iki romanı da ele alacağını söyledi.  Altuğ, öncelikle romanların içeriğinden bahsetti. Buna göre, her iki romanda da mekan Türkiye dışıdır. Savaş Ritimleri Afganistan’da geçer ve Afgan-Rus savaşını ele alır. Yarım kalmış Anne romanı ise Mısır’da geçer ve kaza geçiren bir pilotun annesiyle konuşmalarını anlatır. Savaş Ritimleri’nde politik bir gündem ele alınır ve sömürgecilik, kolonileşme gibi konular işlenir. Anne’de ise politik olmayan bir gündem vardır ve dünyevilik ile dindarlık arasında bir mücadele anlatılır.

Her iki romanda da akışların önemli olduğuna dikkat çeken Altuğ, romanların konusunun da şelale ya da nehir yakınında geçtiğini belirtti. Savaş Ritimleri Afgan direnişinin henüz başlamadığı bir zamanda ve mekanda, Lagman şelalesinin yakınında bir köyde geçer. Anne’de ise sürekli Nil Nehri ile ilgili saptamalar anlatılır ve Nil üzerinden Mısır’ın kültürel, sosyal ve politik sorunları ele alınır. Savaş Ritimleri’nin kahramanı Seyyid Amad’dır, olaylar onun gözünden anlatılır. Anlatım Seyyid Amad dünyaya gelmesinden önce başlar ve dünyaya gelmemiş birinin gözünden ifadelendirilir. Altuğ, bu bakımdan Zarifoğlu’nun farklı ve benzersiz bir anlatım tekniği kullandığını söyledi. Sunum sırasında romandan parçalar okuyan Altuğ, akış ve su ile ilgili örnekler üzerinden akış ve Seyyid Amad arasındaki ilişkiyi tahlil etti ve romanın baştan sona akma ile yoğunlaşma dinamiği üzerine kurulduğunu vurguladı.

Fatih Altuğ’un ardından sözü “Kalpte Bir Ürperiş Olarak Dünya: Yaşamak’ı Okumak İçin Bir Yordam Denemesi” isimli sunumuyla Hanife Öz aldı. Yordam kelimesinin Yaşamak için önemli olduğunu belirten Öz, Zarifoğlu’nun günlük kayıtlarında belirgin bir yapı olmadığını ve yazıların belirli bir düzen içinde gitmediğini ifade etti. Bu yüzden okuyucuların Yaşamak’ı okurken zorladıklarını sözlerine ekledi. Yaşamak’ı okurken yazar önce söylediği şeyi, ilerleyen sayfalarda farklı şekillerde ve yeniden anlamlandırarak tekrar yazar ve bazı konular katmanlaşarak ilerler. Bu yüzden okuyucular kitabı okurken çelişkiye düşerler. Öz, Yaşamak’ı okuyanların okuyucu olarak dışarıda kaldığını ve kitabın kapılarını açamadıklarını söyledi. Kitabın okuyucular üzerinde kalıcı bir etkisi vardır, bu etki okuyucuların zihin dünyalarını fetheder ve yanına çeker. Yaşamak’ın kapılarını açmanın zor olduğunu belirten Öz, bu kapılar açıldığında ise metnin okuyucuya bir şölen ve özgür düşünme alanı sunduğunu ifade etti.

Öz, Yaşamak’ı okuyanların Cahit Zarifoğlu’nu daha kolay anlayacaklarını hatırlatarak,  Zarifoğlu’nun bu eserinde yalnızlığı nasıl ele aldığını anlattı. Öz’e göre, Yaşamak’ı okuyanlar Zarifoğlu’nun anlattıklarını sanki ilk defa öğrenmişler gibi bir hisse kapılırlar. Zarifoğlu’nun anlatım tarzı ve kullandığı kelimeler farklıdır. O, herkesin gördüğü varlıkları yeniden ve kendine göre anlattır, yeni varlıklar görür. Cahit Zarifoğlu insanları ve kültürü de kendine yabani görür ve bunları kendi dünyasında anlamlandırır, kendi bilinciyle iç içe geçirir ve kendi kalbinde ehlileştirir. Tabiat ve kültür ayrımından daha çok yabanilik ve kendine ait kılmaya önem verir. “Benim asıl ilgilendiğim ve anlatmak istediğim tabiat, kendi kalbimdir” der, kalbini bir yurt olarak görür ve her şeyi kendine ait kılar.

Oturumun son konuşmasını “Masalın Hikmeti İnsanın Hakikati” isimli sunumuyla Ümit Yaşar Özkan yaptı. Özkan, Zarifoğlu’nun çocuk edebiyatına olan ilgisini Katıraslan hikâyesi üzerinden anlattı. Zarifoğlu’nun çocuklar için yazdığı kitapları sıralayan Özkan, bu kitapların basım tarihlerinin önemli olduğunu belirtti. Serçekuş, Katıraslan ve Ağaçkakanlar 1983 yılında, Yürekdede ile Padişah 1984, Motorlu Kuş ve Küçük Şehzade 1987 yıllarında basılmıştır. Özkan, çocuk edebiyatının 1980’li yıllarda algılanışı ile günümüzdeki algılanışı arasında farklar olduğunu, çok şeyin değiştiğini ve Zarifoğlu’nun bu masalları yazdığı yıllarda çocuk edebiyatının günümüzdeki kadar pedagoji ile iç içe olmadığını anlattı. O yıllarda bugünkü kadar ebeveyn baskısının da mevcut olmadığını söyleyen Özkan, günümüzde çocuk edebiyatına pedagogların ve ailelerin fazlaca müdahil olduğunu, bunun da edebiyatı kısıtladığını belirtti. Özkan, Zarifoğlu’nun kitaplarının bugün yazılmış olduğu takdirde basılamayacağını çünkü ebeveynlerin ve pedagogların kitapların içinde yer alan kimi unsurları sakıncalı bulabileceğini belirtti. Zarifoğlu’nun çocuklar için yazdığı kitapların bu anlamda steril olmadığını, çocukları düşündüren ve dehşete düşüren unsurlara da yer verildiğini söyleyen Özkan, Katıraslan masalını detaylı bir şekilde inceleyerek bu tür örnekler verdi.

Bu ufuk açıcı konuşmaların ardından soru-cevap kısmıyla hitama eren panel,  başlangıçta belirtilen “Zarifoğlu’nun meramını anlamanın yolunun ‘insan’a nasıl baktığını görebilmekten geçtiği kabulüyle, şiirleri ve kimi metinleri üzerinden bir sanatçıyı ve bir düşünce adamını yeniden ‘okumak’ için bir zemin sunulması” amacını gerçekleştirmiş oldu.

Daha fazla göster

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir