ABD’nin Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da Stratejik Arayışları

Paylaş:

“Ortadoğu Konuşmaları” toplantı dizisinin dokuzuncusunda ABD’nin Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya yönelik stratejik arayışlarını tartışmak üzere TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Şaban Kardaş’ı ağırladık. Kardaş ele aldığı konuyu ABD dış politikasının genel yön arayışları ile birlikte değerlendirdi.

Kardaş, “ABD’nin dünyadaki konumu ve takip etmesi gereken strateji nasıl olmalı?” sorusuna değindikten sonra Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesini ele aldı. Washington’ın yeni dönem stratejisi hakkında  Foreign Affairs dergisinde iki önemli makale çıktığını ve iki farklı görüşün –(i) ABD’nin dünyadaki yerini yeniden gözden geçirmesi ve geri çekilmesi, (ii)ABD’nin dünyadaki mevcut taahhütlerini sürdürmesi gerektiği görüşünün- hâkim olduğunu söyleyen Kardaş, bu ülkenin Soğuk Savaş sonrası dönemde kendisini yeniden tanımlama sürecini tamamlamadığını ifade etti.

1980’li yılların sonlarına doğru Japonya’nın ekonomik olarak öne çıkmasının ve Avrupa’nın birliğini sağlamada önemli mesafeler kat etmesinin yine benzer tartışmaları gündeme getirdiğini hatırlatan Kardaş’a göre Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin gücünü toparladığı tek kutuplu sistem hâlâ devam ediyor. 2000’li yıllarda Irak ve Afganistan işgallerinin maliyetleri ve son dönemde yaşanan ekonomik krizin bir türlü aşılamaması ABD’nin gücünün azaldığı algısını tekrar öne çıkardı. ABD’nin gücü azalırken Çin önplana çıktı; ABD’de yürütülen tartışmalarda “Çin ile nasıl başa çıkarız?” sorusu sıklıkla gündeme geldi.

Kardaş, geri çekilmeci/izolasyonist yaklaşımı savunanların ABD’nin dünyada takip ettiği dış politikanın maliyetli bir stratejiyi gerektirdiğini ve bunun ülkenin kaynaklarını israf etmesine, iç sorunlara harcanması gereken kaynakların dışarıda heba edilmesine yol açtığını düşündüklerini ifade etti. Geri çekilmeci görüşün ABD’nin bir bölgeye girmesi ve belli aktörleri tehdit etmesi karşı ittifakları doğurur ve bu strateji sürdürülemez tezini savunduğunu söyledi.

Diğer görüşü savunanların argümanları ise, Kardaş’a göre, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin oluşturduğu liberal düzen hem ülkenin hem de dünyanın refah ve güvenliğini arttırıyor söyleminden besleniyor. Washington’ın dış politika stratejisinin çıkarlarına kıyasla aslında çok da maliyetli olmadığını, bu getirilerin sürmesi için ABD’nin aktif konumunu devam ettirmesi gerektiğini savunuyorlar.

Bu iki yaklaşımı özetledikten sonra Obama politikalarına geçen Kardaş, Barack Obama’nın ilk döneminde taahhütlerin azaltıldığını ve izolasyonist yaklaşıma daha yakın politikalar izlediğini (offshore balancing) ifade etti. Bunun dışarıda kalıp bölgesel dengeleri harekete geçirerek ABD’nin çıkarlarını koruma yaklaşımı olduğunu belirten Kardaş, son yıllarda artan Asya’ya yöneliş tartışmalarını da değerlendirdi. Asya’ya yönelebilmek için ABD’nin diğer bölgelerdeki gereksiz taahhütlerini sona erdirme arayışında olduğunu, ancak bu konuda net bir stratejisi bulunmayan Obama’nın ilk döneminde çok büyük bir başarı sergileyemediğini, Çin sorunuyla başa çıkabilme adına alternatif bir ittifak girişiminin olmadığını hatırlattı; Çin’i ürkütmeden etrafındaki ülkelerin güvenlik kaygılarını giderecek şekilde nasıl Asya’ya kayılacağı konusunda somut bir adım atılmadığını iddia etti.

Obama’nın ikinci döneminde  offshore balancing yaklaşımını önplana çıkarıp taahhütlerini azaltacağını savunan Kardaş, bunun özellikle Ortadoğu’yu etkileyeceği görüşünde. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin Ortadoğu’da etkin hale geldiğini, 1970’ler, özellikle 1990’lardaki çifte çevreleme politikasıyla -uzmanların yorumlarının aksine- Ortadoğu’ya aşırı müdahil olarak güvenlik taahhütleri altına girdiğini anlatan Kardaş, ABD’nin önümüzdeki dönemde temkinli adımlarla bölgedeki konumunu tekrar tanımlayacağı öngörüsünde bulundu. Bunun ABD’nin kendi içinde yaşadığı mali krizin kalıcı olarak çözülememesinden, bölgede Bush döneminden kaynaklanan negatif imajından ve “Arap Baharı”nda ikircikli davranmasından kaynakladığını anlattı.

Washington’ın Ortadoğu’da yüksek maliyetli işlere kalkışmayacağını belirten Kardaş, ABD’nin Ortadoğu politikasındaki sorunlarını da değerlendirdi. Kardaş’a göre Obama, İran’ın nükleer programı meselesini çözmesi için daha çok baskı görecek; ancak nihai bir çözüme ulaşılması zor görünüyor. Enerji noktasında önemli adımlar atan ABD’nin Ortadoğu’ya bağımlılığı önümüzdeki dönemde azalacak olsa da İsrail’in güvenliği ve enerji piyasalarındaki dalgalanma tehditleri yüzünden bölgeye tamamen kayıtsız kalması mümkün değil. ABD’de radikal cihadi gruplara karşı olumsuzluk özellikle Libya’daki Amerikan Büyükelçiliğine yapılan saldırıdan sonra giderek artmış durumda ve bu grupların iktidara gelme ihtimali ciddi endişelere neden oluyor. “Arap Baharı” ve değişim sürecine gelince, konuyu insan hakları ve demokrasi bağlamında değerlendirse de ABD’nin sürece ciddi bir desteği bulunmuyor; önümüzdeki dönemde de kamu diplomasisi yoluyla mesafeli davranmayı sürdürecek gibi görünüyor.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir