Tanrı Tabiatı Yaratıyor mu? Zorunluluk Çerçevesinde Bir Yaklaşım

Paylaş:

Olaylar ontolojisinde bazı şeylerin Tanrı kadar gerçek olduğunu kabul etmek durumundayız, zaman buna örnektir.

Doğa varsa Tanrıya gerek var mı? Tanrı varsa doğaya gerek var mı? Yoksa bu ikisi uyum içerisinde mi ilerliyor? Medeniyet Araştırmaları Merkezi olarak bu soruların rehberliğinde Yasin Ramazan Başaran’ın doktora tezini dinledi. Doğanın bütünlüğü ve gayesini, Tanrının varlığı ve doğaya hükmünü ontolojik ve epistemolojik bakış açılarıyla tartışan Başaran, problemin kaynağına doğayı, doğal olanın düzenini ve devamlılığını koyuyor. Başaran bütün bunları tezinde tartışırken teistik Tanrı algısını merkeze alıyor. Doğa deyince zihnimizde canlanan bir şeyin özü, mahiyeti ve daha büyük anlamda da kâinat ve bütünlüktür. Yani bütünlük olarak iki farklı doğa tabiri mevcuttur ve bu ikisi bir ilişki ve bir uyum içerisindedir.

Doğada benzer şeylerin benzer tepkilere sebep olduğu sezgisi ile yaşamaktayız ve bu duruma aksi bir tepkime geldiğinde o durumda geçerli açıklamayı değiştiriyoruz. Bu yeni açıklama doğaya olan rasyonel inancımızı sabitliyor. Şu durumda doğayla ilgili iki şey söylenebilir: Doğadaki nesnelerin bağlantılı olması ve devam eden bir süreçte farklılık göstermemesi. Buradan iki grup akım çıkmaktadır. Bunlardan ilki olan düzenciler, biz doğayı betimleriz ve düzenden sonuç çıkarırız, arka planda ne olduğunu bilemeyiz derken; ikinci grup olan zorunlulukçular, zihin bir betimleme yapar ve doğanın arka planında değişmez bir bütünlük ile yasa vardır derler.

Başaran, tartışmanın tarihsel arka planını anlattıktan sonra doğanın bütünlüğüne dair olan üç görüşten bahsetti: Düzenlilik, iç zorunluluk ve dış zorunluluk. Birinci görüş olan ontolojik bir çıkarım yapamayız ve temeldeki şeyi analiz edemeyiz. Bu görüşün bir sıkıntısı isabetlilik sağlamaması ve günlük hayatta nedenselliği zorunlu olarak gerçekleştiğini kabul etmemizdir. İkinci görüş olan dış zorunluluk doğadaki bütünlüğü kabul eder ama bunun doğadan kaynaklanmadığını söyler. Doğayı oluşturan kanunların tepeden aşağı oluştuğunu iddia eder. Tanrı, özünde özelliği bulunmayan bir maddeye özellik vermiş olur. Bu teorideki problem doğanın bütünlüğünün nesnelerle ilişkisi bilinmeyen bir yasaya bağlanmasıdır. Ayrıca bu görüş teorik düzlemde de sorunlar içermektedir. Üçüncü görüş olan içten zorunluluk, her nesnenin soyut yahut somut bir zorunluluğu var ve birbiri ile iletişime geçen her şeyde bu zorunluluk ezeli olarak mevcuttur savında bulunur. Bu zorunluluk ise zeminden yukarı gerçekleşen bir nedenselliktir. Bu görüş ise epistemolojik olarak problemlidir çünkü maddeyi aza indirmeye çalışırken ilişkilerin nedenselliği ile çoğa çıkarıyor. Bu zorunluluk ile doğada bulunmayan elementler bulunmuş oluyor ve nano-teknoloji buna örnek oluşturuyor. Zorunluluklar uygun ortamda karşılaştırılınca aralarındaki nedensellik ile yeni bir element keşfedilmiş oluyor. Yani kainat ile ilişkiye giren her şeyin birbiri ile de ilişkiye girmesi gerekiyor ve içsel zorunluluk doğayı, doğanın bütünlüğü içerisinde içten açıklıyor. Başaran’a göre doğanın bütünlüğünü en iyi açıklayan içsel zorunluluk görüşüdür.

Doğanın bütünlüğü görüşleri anlattıktan sonra Tanrı algısına geçen Başaran, bir Tanrının teistik olması için iki şeyi sağlaması gerektiğini söylüyor. Birincisi Tanrının mutlak olarak bağımsız olması, ikincisi ise kendisi dışında her şeye hakim olması gerektiğidir. Bu özelliklere pozitif ve negatif özellikler de diyebiliriz. İnsanlarda görünen özelliklerin Tanrıya atfedilesi pozitif sıfatlar olurken Tanrıda olması gerektiğine inandığımız özelikler negatif sıfatlar olarak adlandırılabilir. Tanrıyı basit, yalın olarak düşünürüz ve bununla beraber zamana dair düşünemeyiz. Tanrı ezeli ve ebedi olmak durumundadır. Diğer bir özellik ise Tanrının değişmez olmasıdır.

Yaratma kısmına geçildiğinde ise modern ontolojide iki akım karşımıza çıkar. Bunlar, ontolojik olarak nesneler ve diğeri bu nesnelerin iletişime geçmesi ile oluşan olaylar. Bu akımlardan biri nesnenin özünü gerçeklik kabul ederken diğeri olayı gerçek kabul eder. Olaylar ontolojisinde Tanrının özü ile ilgili problemler ortaya çıkarken nesneler ontolojisinde biz Tanrının bir şeyi nasıl yarattığını ya da bildiğini tartışmak zorunda değiliz çünkü burada nesneler ile ilgili modellemeler yapılır. Olaylar ontolojisinde bazı şeylerin Tanrı kadar gerçek olduğunu kabul etmek durumundayız, zaman buna örnektir. Doğanın bütünlüğü ve Tanrının hakimiyeti varken yaratmak nedir sorusuna cevap olarak verilen teoriler mevcuttur. Bunlardan biri sudur teorisidir ve Tanrıdan yaratma olarak bahsedilen tek şeyin ilk akıl olduğunu savunur. Tanrı ilk aklı yaratır ve buradan ikinci akıl ve nefs ortaya çıkar. Bu teori doğanın bütünlüğünü sağlar ama Tanrının varlığı ile ilgili sorunlar ortaya çıkarır. İkinci yaratılış teorisi ise deizmdir ve Tanrı dünyayı kesin olarak yarattı ve dünya ile ilişkisini kesti fikrini savunur. Bu teorinin problemi teistik olmamasıdır, Tanrı hakim değildir. Üçüncü yaratılış teorisi olan teistik natüralizm Tanrı alemi kendi arkasından sürükleyerek bir nevi yaratıyor ama aktif olarak hiçbir şeyi yaratmıyor diyor. Bu modelde ise alem ve Tanrı iki farklı ontolojik düzlemdedir.

Daha fazla göster

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir